24 Mart 2011

Tek gün var o da bugün...



GÖNLÜM dünleri aranıp, FERYAT etme.
Zevk almak için YARINLAR icat etme.
DÜNLER düş olup gitti, YARINLAR ise hayal.
Cahilce,şu GERÇEK GÜNÜ berbat etme

Ömer HAYYAM

23 Mart 2011

çin böreği...



Açıklama:

1 pırasa,1 havuç, ufak bir kereviz, 350 gr soya filizi, 1 küçük sarımsak,

 2 çorba kaşığı susam yağı (yoksa zeytinyağ) 100gr kıyma, 2 çorba

kaşığı soya sosu, bir tatlı kaşığı baharat karışımı, tuz,

2yufka, kızartma yağı,

Sebzeleri yıkayıp ayıklayıp ince ince doğrayın.

Sarımsağı kıyın, soya filizlerini koyun. Kızartma yağını wok tenceresine yoksa bir tavaya koyup önce kıymayı sonra sebze ve sarımsakları çevirerek 4 dakika pişirin.

 Soya sosu, baharat karışımını, tuz ve karabiberi pişmekte olan karışıma koyun. Yufkaları 8 e bölün, malzemeyi içine koyarak kalın bir sigara böreği gibi sarın.

Kızgın yağda kızartın. Fazla yağını alması için börekleri peçetenin üzerine alın. İsteğe göre tatlı-ekşi sos ya da ketçap ile sofraya getirin.

Ne tür müzik seversin...

22 Mart 2011

14-24 Şubat, Chiang Mai...

[slideshow]

Chiang Mai'de kursa gidilir...

Yolculuğumuzun üçüncü durağı Chiang Mai… Pattaya’dan bir saatlik kara yoluyla Bangong’a dönüyoruz. Arkasından da bir saatlik uçuşla Chiang Mai’ye varıyoruz. Bangong’dan hemen hemen her saat başı bütün turistik bölgelere uçak bulmak mümkün. Kalacağınız otelleri de havaalanında ayarlayabiliyorsunuz. Chiang Mai bölgesinde oteller yaklaşık 800 baht civarı…( 100 baht= 5Tl)

Kuzeyin başkenti olarak bilinen Chiang Mai tam bir öğrenci şehri. Burada Tay dansı, yemekleri ve masajıyla ilgili kurslar bolca mevcut. Tabi ki en çok ilgi tay masajı kursuna. Avrupa’dan gelen birçok turist burada altı ay kadar kalıp masaj yapmasını öğreniyorlar. Sonrada , ülkelerinde meslek olarak bu işi yapmaya başlıyorlar. Doğunun felsefesini öğrenmek isteyenler, meditasyon ve savaş sanatlarına da ilgi duyanlar için de bir saat mesafedeki Chong Mong manastırını tavsiye ederim.

Chiang Mai şehrinde gidilmesi gereken üç tane büyük tapınak var… Akşamları bu tapınaklarda müzik ve dans gösterileri oluyor. Tapınaklarda ve yollarda turuncu kıyafetli rahipler görmek ilk başta ilginizi çekse de sonra onları görmeye alışıyorsunuz. Buraları dolaştıktan sonra haydi alışveriş zamanı diyorsanız Wua Lai sokağındaki pazarı tavsiye ederim. Pazar  en az 3 km uzunluğunda. Ayrıca sonuna kadar gidip ara bir yoldan caddeye çıkma şansınız yok. Mecbur aynı yolu tekrar yürümek zorundasınız. Bu bana yetmedi diyorsanız her akşam yediden sonra kurulan gece pazarına gitmelisiniz. Her iki pazar da inanılmaz kalabalık oluyor… Yetti gari yemek yemek istiyorum ,hem de bildiğim bir yemek istiyorum diyorsanız işte tam yerindesiniz…Chiang Mai’de her damak tadına hitap eden lokantalar, kafeler, fast food lokantaları var…

Her gittiğiniz lokantada, otelde, alışveriş yapacağınız tezgah önünde, ya da bineceğiniz tuk tuk da sizi ‘sodikha’ diyerek selamlıyorlar. Sodikha hoş geldiniz demek. Ayrıca bunu söylerken ellerini çene altında kavuşturup hafifçe eğiliyorlar. Yüzlerinde her daim bir gülümseme oluyor. Genelde herkes birkaç kelime İngilizce bildiği için anlaşmak çok kolay . Genel bir sükunet ve gülümseme ruhlarına yerleşmiş gibi…

Chiang Mai’de etrafı gezmek için bir sürü tur var. Bu turlardan özellikle üç tanesine gitmenizi öneririm. Birincisi kabile turu… Beş tane kabile geziyorsunuz… Bu kabilelerden özellikle      ‘ Uzun Boyunlu Kadınların ‘ yaşadığı kabile görülmeye değer… Beş yaşından itibaren kızların boynuna altın renkli bir halka takıyorlar. Ve yıllar bazında  bu halkalar  birer birer arttırılıyor. Sabahtan akşama bu halkalarla dolaşıyor kızlar… Sonuçta omuzları çöktüğü için, boyunları uzamış gözüküyor… 9-10 halkalı bir boyunluğu elime aldım yaklaşık iki kilo ağırlığındaydı… Bütün gün böyle bir yükle dolaşmak gözüme çok zor gözüktü… Kabile kızlarına halkalarını gösterip ‘ağır mı ? zor mu ?’  diye sorduğumda gülüşüp hayır diye cevap verdiler… Bir de bu halkaları boyunlarına nasıl takıp çıkardıklarını kimse bilmiyormuş… Bu büyük bir sırmış… Kabile inanışına göre bu boyunluklar onlara iyi şans getiriyormuş. Ayrıca kulaklarına da uzun halkalı küpeler takıyorlar. Küpeler ne kadar kulak memelerini uzatırsa o kadar uzun ömürlü olacaklarına inanıyorlar.

Diğer kabileleri de keyifle gezdik… Tahta evlerinde yaşayıp, fasulye ayıklayan bir çiftle işaret diliyle anlaştım… Çok güler yüzlü ve misafirperverdiler… Bana hemen Hindistan cevizi suyu ikram ettiler… Kabile’nin geçim kaynağı tamamen turizme dayalı olduğu için, bilezik, şapka ve  kolye yapan köylü kadınlar arkadaşlarımızdan birini esir aldı… Ve arkadaşımız  200 bahtlık bir alışveriş sonucu tekrar özgürlüğünü kazandı J

İkinci turumuz ise yörenin en kutsal tapınağına. Tapınağın adı Wat Phra That Doi Suthep… Bu tapınakla ilgili bir de küçük efsane var… 14 .yüzyılda kutsal beyaz bir fil tapınağın nereye kurulacağını arar… Ve sonunda bulduğu zaman üç kere hortumunu öttürür ve Buda’ya saygısından diz çöker… Tapınağın yapımına derhal başlanır… Bu tapınağa çıkmak için tam 300 basamak çıkmanız gerekiyor… Çıkarken en büyük eğlenceniz bu basamakları saymak olabilir… Ayrıca merdivenlerin sağına soluna kurulmuş tezgahlar ve yerel kıyafetlerdeki küçük çocuklar da sizi oyalayıp bu tırmanışı kolaylaştıracaktır… Tapınağın bahçesinde Tay dansları yapan kızları izleyebilirsiniz… Ayrıca  beyaz  fil heykelinin olduğu ayrı bir bölümü de gezme şansınız var…

Üçüncü ve son turumuza ise ‘Golden Tringle’ adı veriliyor. Burma, Laos ve Tayland sınırının kesiştiği üçgen alanı geziyorsunuz… Bu üçgen alanda tekne turu yapabiliyorsunuz. Laos’un ilk kilometresini gezebiliyorsunuz. Burma’ya da uzaktan bakabiliyorsunuz. Dönüş yolunda  muhteşem bir yapı olan Beyaz Manastırı gezip, sıcak su kaplıcalarında ayaklarınızı dinlendirebilirsiniz. Kaplıcalarda yaşlı teyzeler sizi sarıp, 50 bahta yumurta kaynattırabilirler… Aman hazırlı olun… 5 dakikada yumurtalarınız kaynak suyunda pişirilip size teslim ediliyor…

Bu güzel Chiang Mai anılarından sonra yolcu yolunda gerek diyerek dördüncü ve son durağımıza doğru yola çıkıyoruz…

Sağlıcakla,

Sözlü dövüş sanatı... Tongue fu...

dil Dövme resimleri

SÖZLÜ DÖVÜŞ SANATI (TONGUE FU)

Kung Fu'n un amacı fiziksel bir saldırıyı etkisiz hale getirmek, silahsızlandırmak, ya da caydırmaktır. TONGUE FU'nun amacı ise psikolojik bir saldırıyı etkisiz hale getirmek, silahsızlandırmak ya da caydırmaktır.

 Sözlü dövüş sanatının asıl amacı kendinizi sözlü saldırılara hedef olmaktan koruyacak şekilde nasıl güven içinde davranacağınızı öğretmektir. 

 Tongue Fu sadece adil ya da dürüst olmayan davranışlara karşı koymakla ilgili değildir. Aynı zamanda bir yaşam felsefesi, hem işinizde hem de dışarıda herkesle daha iyi geçinmenize yardımcı olacak bir iletişim tarzıdır. Çatışmaları nasıl önleyebileceğinizi, nasıl işbirliği oluşturacağınızı ve başkalarına düşüncesiz ve kaba davrandıklarında nasıl nazik kalmayı tercih edebileceğinizi öğretir

Bana kendimi önemli hissettir...

  

Herkesin boynunda asılı görünmez bir levha vardır…
Üzerinde "Bana kendimi önemli hissettir" yazar….
İnsanlarla konuşurken  bu mesajı asla unutmayın…
Mary Kay Ash

bir kerede bir küçük değişiklik...

Uçurumda İp Üzerinde Yürüme

Hayatinizda degisikler yaratmak icin en guzel yol ne biliyor musunuz? Bir kerede bir kucuk pozitif degisiklik yapmayi bir aliskanlik haline getirmek. Buyuk degisikliklere niyet edip onlara takili kalmanin yerine, "bir kucuk pozitif degisiklik" kavrami cok iyi calisiyor.

Bir hayal edin...Eger su anda bir kucuk degisiklik yapar ve bu degisikligi
hayatinizda devam ettirirseniz, o zaman bir kac hafta icinde yeni bir olumlu
degisiklige hazir olabilirsiniz. Bu kucuk olumlu degisiklikleri duzenli ve artan bir sekilde devam ettirirseniz, sene sonuna kadar cok fazla degisikligi basarmis  olacaksiniz. Evet, belki kucuk yollarla ama cogunlukla sizi zorlayan ve bir turlu ilk adimi atip hakkinda birseyler yapmaya baslayamadiginiz, zaman icinde ilk heyecaninizi kaybettiginiz buyuk hedefler yerine en azindan bir seyler basarmis olacaksiniz.

Jeff Olson, yazdigi "The Slight Edge" adli kitabinda, hayatta en basarili insanlarin  yasamlarinda kucuk, erisilmesi kolay iyilestirmeler yapan ve boylelikle bunlari yapmaya devam eden insanlar oldugu ile ilgili cok ikna edici bir gercek durumu anlatmis.

Ornegin, diyetinizden o tek bir kotu seyi cikartip yerine saglikli bir sey koyarsaniz
gelecek seneye kadar cok daha saglikli olacaksiniz. Kitaplarinizdan, yeteneklerinizi arttirmak ve bilgi dagarciginiza birseyler eklemek icin her gun biraz okursaniz, gelecek seneye kadar konunuzda daha ehil hale gelmis olacaksiniz. Eger her gun kucuk bir spirituel calisma yapmayi aliskanlik haline getirirseniz, gelecek seneye daha ilham dolu ve yaratici olcaksiniz.

Kendinize zaman icinde cogalip artacak bir seyi yapmanin avantajini verin. Her gun kucuk bir sey yapmak cok az caba gerektirir. Bir yil sonra ise fark sasirtici bir sekilde gorunur olacaktir.

21 Mart 2011

ben de bu kim diyorum...

Rammstein - Du Hast Live from Volkerball

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=fLp63WBV-Ic&w=480&h=390]

patlıcanda tavuk...



Açıklama:

250 gr tavukgöğsü

6 adet kemer patlıcanı

3 çorba kaşığı sıvıyağ

2 adet soğan

2 adet domates

3-4 dal maydanoz

Tuz, karabiber

Kızartmak için sıvıyağ

Patlıcanları baş ve uç kısımlarından kesin. Daha sonra boydan boya yarım cm kalınlığında dilimleyin. Acısını almak için 15 dakika tuzlu suda bekletin. Süzüp sudan geçirin ve iyice kurulayın. Sıvıyağda arkalı önlü kızartın.

Kâğıt havlu üzerine alıp fazla yağlarını alın.

Tavuk etini ince uzun(jüljen) doğrayın. Domateslerin kabuklarını soyup küp doğrayın. Soğanı piyazlık doğrayın. Sıvıyağı bir tavaya alıp tavuk etini kavurun. Üzerine soğanı ekleyin. Soğanın rengi dönünce domatesi ilave edin. Tuz ve karabiberini ayarlayın.

Bir adet kızarmış patlıcan dilimini düz bir zemine serin. Uç kısmına tavuklu harçtan koyup, patlıcanı rulo şeklinde sarın. Kalan patlıcanlara da aynı işlemi uygulayın. Patlıcanları servis tabağına yerleştirin. Maydanozla süsleyip servis yapın.

aa,Ferit lan bu!...

20 Mart 2011

haydi gülümseyin...

kabak dolma...

kabak dolması

malzemeler:

  • 1kg dolmalık kabak

  • 350g veya 500g kıyma

  • 2 orta boy kuru soğan

  • 1 çay bardağı pirinç

  • yarım çay bardağı sızma zeytinyağı

  • 1 çay bardağı doğranmış maydanoz

  • tuz

  • 1 tatlı kaşığı karabiber

  • 1 yemek kaşığı domates salçası

  • 2 domates

  • suyu için: 1 su bardağı kaynamış su + 1 tatlı kaşığı domates salçası

  • üzerine: sarımsaklı yoğurt + dereotu


hazırlanması:

1. kabaklar ve domatesler dışında kalan malzemeleri karıştırarak dolmalık iç hazırlayın.

2. domateslerin kabuklarını soyup yarım daireler şeklinde doğrayın.

3. kabakların kabuklarını kazıyıp içlerini oyun. 2 parmak genişliğinde, halka şeklinde kesin.

4. halkalara hazırladığınız içi doldurup tepsiye dizin. üzerlerine domates kapatın. 1 su bardağı kaynamış suyu ve 1 tatlı kaşığı domates salçasını karıştırıp dolmaların üzerine gezdirin. kabaklar yumuşayana kadar, fazla hararetli olmayan ateşte pişirin.

5. pişince tabaklara alıp sarımsaklı yoğurt ve dereotu ile servis yapın.

19 Mart 2011

kafanı boşaltmalısın...

Pattaya’da alışveriş yapılır…

[slideshow] 

09 - 14 Şubat, 2011 Pattaya

Tayland gezimizin ikinci durağı olan Pattaya’ya gitmek üzere sabah erkenden yola çıktık. Oraya varmadan önce yapmak istediğimiz iki şey var. Bunlardan biri fil safarisi yapmak , diğeri de timsah gösterisi seyretmek.

Önce fil safarisi yapılacak parka gidiyoruz. Filleri görünce çok seviniyorum. Nedense onları görünce içim gülüyor. Büyüklü ,küçüklü bir sürü fil var burada. Filin üstüne binmek için özel platformlar hazırlanmış. Oradan filin üstüne konulmuş  iki kişilik oturma yerine geçiyorsunuz. Kemerinizi bağlıyorsunuz. Fil binicisinin kontrolunde  tıngır mıngır yola çıkıyorsunuz. Fil beni taşıyor bende onu sevindireyim diyorsanız mutlaka muz almanızı öneririm. Fil hortumunu uzata uzata elinizden muzları lup lup hortumluyor. Ormanın içindeki bu keyifli gezi sırasında, fillerin nerede yaşadığını, nasıl yıkandığını da görebilirsiniz…

Sırada timsah gösterisi var… Timsah gösterisini seyredeceğimiz timsah çiftliğine varıyoruz. İçerdeki bahçe düzenlemesi muazzam. Değişik kayalar ve ağaçlar büyük bir uyum içinde yerleştirilmiş. Bahçede keyifle yürüdükten sonra gösteri alanına varıyoruz. Timsahlar her zaman içimi ürpettiği için havuzun içindeki timsahlara yarı açık yarı kapalı gözlerle bakıyorum. Gençten bir çocuk timsahlarla dolu havuza giriyor. Birkaç dakika içinde başını timsahın ağzına sokuyor. Timsahlar tabi ki uyuşturulmuş ama içim hafif kalkıyor… Gösterinin bitmesiyle acele Pattaya’ya doğru yola koyuluyoruz.

Pattaya son derce turistik bir yer. Her yerde hediyelik eşya dükkanları, lokantalar var. Belde boydan boya deniz kenarına kurulmuş. Kuzey, orta ve güney Pattaya olarak ana bölgelere ayrılmış. Bu bölgeler arasında ring seferi yapan tuk tuklara binip 10-20 baht gibi bir para ödeyerek rahatça dolaşabilirsiniz. ( 100 baht = 5 ytl) Tüm sahiller şezlonglar ve güneş şemsiyeleriyle kaplı. Fakat denize girmek için  güney Pattaya’da bulunan Jomtien plajını tavsiye ederim. Beyaz kumların üzerinde yürüyüş yapıp, sokak satıcılarından alacağınız tropikal meyvaların tadını çıkaracağınız sakin bir yer.

Pattaya ve çevresini gezmek için tuk-tukları günlük olarak kiralayabiliyorsunuz. Tuk tuk şöförlerinin gezilecek yerleri fotoğraflarla gösteren bir portföyleri oluyor. Hangilerine gitmek istediğinizi söylüyorsunuz onlarda sizi sırasıyla gezdiriyor. Tuk tuk’u günlük olarak kiralamak 500 baht.

Benim size önereceğim iki tane yer var. Birincisi tik ağacından yapılmış bir saray. Saray restorasyon halinde olduğu için her yerini gezemedik. İçeri girerken de kafamıza kask taktık. Ama gördüğümüz yerler bile bize yetti. Tik ağacından yapılmış sarayın her yeri figürlerle süslenmiş, duvarlar oymalarla örülmüştü.

Diğer yer ise Nong Nooch Köyü… Burada Tay boks’u izleyebilirsiniz, Geleneksel Tay düğünü görebilirsiniz ve fillerin yaptığı gösterileri izleyebilirsiniz. Fillerin boyadığı t-şörtler kapış kapış satılıyor. Burada hayatımda yediğim en güzel mısırları yedim. Yolunuz buraya düşerse birkaç tane yemenizi öneririm. Böyle bir lezzeti bir daha bulamazsınız. Bonzai ağaçlarıyla, orkidelerle süslenmiş kocaman bahçeyi de mutlaka gezmelisiniz.

Barlara ve gece hayatına düşkünseniz ‘walking street’ tam size göre… Burada her çeşit gösteri yapılıyor…

Sahil boyu sıralanan lokantalarda sadece Tay yemekleri değil, her damak tadına hitap eden yemekler satılıyor. Çok özledim kebap yemek istiyorum derseniz onu da bulmak mümkün. Yerel lezzetlerden kızarmış pilavla, fıstıklı tavuğu tavsiye ederim. Lezzetleri müthiş. Ayrıca sokak da yemek satan arabalar da bolca var. Ama hijyen konusuna önem veriyorsanız, lokantalardan vazgeçmeyin derim. Bu arabalar da çekirge bile satılıyor.Rivayete göre bu çekirgelerin tadı çok güzelmiş. Doğrusu ben onları tadacak cesareti kendimde bulamadım. Fotoğrafını çekmek bana yetti…

Hediyelik eşya dükkanları ise tıklım tıklım dolu. Buralarda özellikle el yapımı yelpazeler, hasır şapkalar, şemsiyeler, tik ağacından yapılma biblolar, yastık kılıfları kapış kapış gidiyor. Bunlar bavula sığmadığı için genelde bir de çanta alınıyor. Siz siz olun boş bir çanta getirin. Ne olur, ne olmaz…

Bir gününüzü de Pattaya’dan tekneyle 45 dakikalık mesafede bulunan Koh-Lan mercan adasına ayırmanızı öneririm. Bu adaya gitmek 200 baht. Mercan adasının denizi çok güzel. Yalnız ada biraz kalabalık oluyor. Adanın uç kısımlarına doğru ilerleyip denize girerseniz daha iyi olur. Koh- lan adasında yemek yeme imkanı da var. Karides ve diğer deniz ürünlerinin ön planda olacağı bir yemeği, pilavla zenginleştirip, meyvelerle bitirebilirsiniz.

Tay halkı Krallarını çok seviyor. O yüzden her tesisin önünde Kral’ın büyük fotoğrafları oluyor. Kralları hakkında mutlaka iyi konuşmanız gerekiyor. Turist bile olsanız tatsız bir durumla karşılaşmamak için aman saygıda kusur etmeyin derim.

Hızla geçen Pataya günlerimizden sonra bir sonraki durak için yola çıkıyoruz. O da gelecek yazımda…

Sağlıcakla,