19 Nisan 2011

Yan yana yürümek...

Ömer Hayyam

“Ya sırtımıza alıp taşıyoruz,
Ya ayağımızın altına alıp çiğniyoruz.
Öğrenemedik bi türlü,
Yan yana yürümeyi...”
Ömer Hayyam

18 Nisan 2011

Pina filmi... İstanbul film festivalinde kapalı gişe oynadı... Şimdi vizyonda... Kaçırmayın...

http://youtu.be/cXpFD7gi8R0

İmza analizi...



Değer verdiğiniz her şeyinizi imzanızdaki çizgilerin içine saklamışsınız. saklı kalmış bu bilgilere ulaşmak grafolojiden faydalanarak sağlanabilir. grafoloji, imzanızın biçiminden yola çıkarak detaylı bir kişilik analizi oluşturmayı amaçlayan bir çalışmadır. eğer sakladıklarınızı yeniden bulmak, kendinize dışardan bakmak ve dışarıdakilere de içlerinden bakmak istiyorsanız; adınızı, soyadınızı, diğer adlarınızı, doğum yerinizi, imzanızı, doğum tarihinizi (gün, ay, yıl olarak) ve doğum saatinizi göndermeniz yeterli olacaktır

www.imzabilim.com

bir insana olabileceği potansiyele göre davranmalı...



Bir insana göründüğü gibi davranırsanız, bu onu daha kötü yapar. Ama bir insana olabileceği potansiyele göre davranırsanız, onu olması gerektiği şekle sokarsınız." (Goethe

Yarışı kim kazandı...


  • Osaka07 D2a Torri EdwardsKabiledeki arkadaşlarıma bize özgü yarışlardan birini tanımlayabilmek için bir sıraya dizilip hızla koşmaya başlamalarını önerdim. En hızlı koşanın kazanmış olacağını söyledim.


Kabile halkı güzel, kara gözlerini kocaman açarak baktılar bana ve biri şöyle dedi: -İyi ama bir kişi kazanırsa bütün ötekiler kaybetmiş olur.

 Bunun nesi eğlenceli ki? Oyunlar eğlenmek içindir.

Neden insanları böyle bir deneyime tabi tutup, sonra da tek bir kişiyi gerçekten kazananın o olduğuna inandırmaya çalışıyorsunuz? Bunu anlamak bizler için çok zor. Sizin insanlarınız bunu kabullenebiliyor mu?" (Marlo Morgan)

Bir çift yürekten alıntıdır...

ne hayatın hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin...


 

Kader;yolun tamamını değil,sadece yol ayrımlarını verir.Güzergah bellidir.Ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir.Öyleyse,ne hayatın hakimisin,ne de hayat karşısında çaresizsin.

Şems-i Tebrizi

Konserde akan gözyaşlarım...

[slideshow] 

Okul bitti. Okuldaki arkadaşlarla görüşmez olduk. Herkes kendi yoluna gitti. Kendi dünyasına çekildi. Okuldaki arkadaşlardan Sevgi’yle tam on sene sonra Eminönü'nde karşılaştık. O gün, o saatte ikimiz de ordayız. Tam on sene sonra Eminönü'nde buluşalım demişiz gibi. Sokakta buluştuk. Onca yıl neler yaptığımızı anlattık ayak üstü. Telefon numaraları alındı verildi. Ve bu sefer o numaralar arandı. Tekrar görüşüldü. Bağlar sıkılaştı.

Arkadaşım Türk Sanat Musiği korosuna gitmeye başlamış. Bir iki kere beni çağırdı. Ben koroya işini düşünmeye başladım. Arkasından bende koroya gitmeye başladım.

Türk sanat müziği içli müzik. Notalar sizi bir yerden alıp başka yere götürüyor. Besteler çok derin. Saadettin Kaynak'la, Hacı Arif Bey'le ve niceleriyle orada tanıştım. Makamlar önce ağırdan başlarmış, sonra hızlanırmış. Ruha öylesi iyi gelirmiş. Hep orada öğrendim. Her makam bir hastalığı tedavi edermiş. Kendi üstümde test ettim. Doğru. Ne zaman boğazım ağrısa, başım ağrısa prova gününü beklerim. Geçiyor. Gerçekten geçiyor.

Geçenlerde blog yazmaya başladığımı söyledim, hep iyi şeyler yaz diye tembihlediler beni. Peki dedim. Hep iyi şeyler yazıcam.

Nisan ayında konsere çıkılacak. Ben de bir heyecan. Tabi siyah elbise giymek lazım. Ben de o her hatunun dolabında olması gereken siyah elbise yok. Almak lazım. Önce arkadaş taraması yapıyorum... Nerde ne var, nasıl bir şey giyilir diye soruşturuyorum… Tavsiyeleri dinliyorum. Sonra anneme müracaat ediyorum. Anne konser için elbise lazım diyorum.

Tabi bu arada annemlerin ne konserden ne benim çalışmalarımdan haberi var. Annem şaşkın. Kızım niye söylemiyorsun bir şey diyor. Ben ketumum anne diyorum. Aslında doğru, çok ketumumdur. Ama yazarken başka, konuşurken başka bir insan oluyorum.Yazarken rahatım. Konuşurken sıkıyorum, geriyorum kendimi. Kendimi anlatabilmek için illa ki yazmam gerek.

Neyse konumuza geri dönelim. Annem demez mi... Biliyor musun deden de Tokatta korodaydı. Keman çalardı. Anneannen onu kıskandı. Ya ben ve çocuklar ya keman dedi. Sonrası malum. Keman annemlerin oyuncağı oldu.

Fakat ben bütün bunları bilmeden dedemin koro çalışmalarına başka bir şehirde başka bir yüzyılda devam ediyorum. Annem de çocukluğundan kalma alışkanlıkla, televizyonda hep Türk Sanat Musiği konserlerini dinlermiş. Kim ne giymiş, kim ne kadar söylüyor hep incelermiş. Eee dedim, dedemin koro işi benim dna'ma kodlandı herhalde. Onun yarım bıraktığı yerden ben devam ediyorum...

Neyse annemle beraber bir kaç dükkan taramasından sonra bana konser elbisesini alıyoruz. Son provalar, son telaş derken. Gösteri günü geliyor. Kuliste bir heyecan bir şamatadır gidiyor. Sonra sahneye çıkıyoruz. Başlıyoruz söylemeye. Önce gözlerimi kapatıyorum. Ya da kapanıyorlar. İyice içine giriyorum bestelerin. Sonra bazılarında başlıyorum ağlamaya. Görürdüm de şaşırırdım şarkı söylerken ağlayanlara. Hakikaten oluyormuş...

Bir de koroya başlamadan önce kendimi ney'e sevdalı sanırdım. Kanun'a aşık buldum. Mutlaka bu müziği dinleyin. Ruhunuzu besleyin.

Ben gerçekten bu konuda çok şanslıyım. Çok doğru insanlara, çok doğru bir hoca'ya rastladım. Koromuz İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyeti Türk Sanat Musiği korosu. Her çalışmamız ayrı bir sıcaklık ve dostluk ortamında geçiyor. Saz heyeti ise bu işi gönülden yapan insanlar. Belki de onların musik sevdası bize geçiyor. Bilemiyorum. Hocamız ise Osman Aksu. Onu yere göğe koyamam. Hepimizin üstünde emeği çoktur. Koromuza nice konserler diliyorum...

Sağlıcakla,

17 Nisan 2011

Bir uzaylı görseniz ne yaparsınız?



Bir uzayli görseniz asagidakilerden hangisini yapardiniz?
1.Çığlık atarım...
2.Korkudan donup kalırım
3.Bayılırım ...
4.Selam veririm
5.Orasını burasını ellerim
6.Fotoğrafını çekerim...
7.Kaçarım

Mavi Sakal- İki Yol

http://youtu.be/gGIgRZXarvw

Bakış açınız herşeydir...



‎''Mutlu olduğunuz zamanlarda bütün dünyanın çok daha güzel göründüğünü hiç hisse...ttiniz mi? Oysa sizin bakış açınız dışında gerçekte hiçbir şey değişmemiştir...'' ............... (Judi James

İçimizdeki haylaz kimlikler...



Kendimizi tanimak, mutlu ve huzurlu olabilmemiz icin cok onemlidir.

Kendimizi kesfetmek; icimizdeki iyiyi, kotuyu, canavari, zayifi, durustu, yalanciyi, cimriyi, barbari ve her ne varsa hepsini tanimak, bir bir teshis etmek, sonra da sifalandirabilmek, aslinda bizi guclendirecek ve butunleyecektir.

Bunlari gormezden gelmek ise, surekli bizi disaridaki yansimalariyla oyalayacaktir. Icimizde hangi gizli kimlik daha baskinsa, o iyice ustalasip saklanacak, disaridan bizlere kendini dev aynasinda gosterecektir. Bazen patronumuz, bazen esimiz, bazen komsumuz, kimbilir belki de cocugumuz olarak.

Oysa biz icimizde basibos olan kimliklerimizi tanidikca, onlari anladikca ve ehlilestirdikce kendimize katip gucleniriz.

Sadece disarisini goren gozlerimizle bakip yargiladiklarimiz, acaba bizim icimizdeki o haylaz kimlikler olabilir mi?

Ellerimize birer el feneri alip, icimizin derinliklerine isIk tutmak ve bir bir butun kimliklerimizle tanisip el sIkismak, yolumuzda daha guclu ilerlememize yardimci olacaktir

16 Nisan 2011

Ateşi buldum...

Ego nedir?

erkek öfke sarışın göz dudak.

Öğrenci ustasına sorar:
Ego nedir?
Usta yüzünü buruşturarak öğrenciye dönüp,
"Bu ne kadar aptalca bir soru. Bunu sadece bir aptal sorabilir." der.


Öğrenci allak bullak olur, öfkeden kıpkırmızı kesilmiştir.
Usta gülümser ve şöyle der:
İşte ego budur!

Hareket eden bayrak mı? rüzgar mı? zihin mi ?


  • Anemoscopi


İki adam rüzgarda dalgalanan bir bayrak için tartışıyorlardı. Birincisi, "Gerçekte hareket eden rüzgardır," dedi.

İkincisi, "Hayır rüzgar değil bayrak hareket ediyor!" dedi.

Oradan geçmekte olan bir Zen ustası konuşmayı duydu ve onların yanına geldi: "Ne bayrak ne de rüzgar hareket ediyor; hareket eden, sallanan yalnızca zihindir!"

Kapıyı itmeyi dene...


Kral, emri altındakileri önemli bir görev için sınamak istemiş. Bunun için kralı...n etrafında birçok güçlü ve akıllı adam toplanmış. Kral onları, daha önce hiç görmedikleri kocaman bir kapının önüne getirmiş ve onlara şöyle seslenmiş: “Siz çevremdeki akıllı ve güçlü insanlarsınız. Benim çözemediğim çok büyük bir problemim var. Bu problemi çözmenizi istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bu kapıyı açabilirsiniz?”

Saray mensuplarından bazıları “Açamayız.” der gibi başlarını sallamışlar. Daha akıllı olan bazıları ise kapıya yanaşmışlar, onu yakından incelemeye başlamışlar. Ancak onlar da bu kapıyı açmaya güçlerinin yetmeyeceğini kabul etmişler. Diğerleri ise “Akıllı insanlar kapıyı açamayacaklarını anladıklarına göre bizim bu kapıyı açma şansımız olamaz!” deyip hiç teşebbüste bulunmamışlar.

Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş, elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş ve en sonunda kapıya kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş. Kral vezire şöyle seslenmiş: “Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.”