[slideshow]
Hazır buradayken bir baleye gitmek lazım diye düşünüyorum ve en favori balem olan Tchaikovskye’nin Kuğu Gölüne gidiyorum, notalar arasında kayboluyorum. Konser çıkışı saat 22.30 hava hala aydınlık. Gökyüzünün rengi ancak 23.00 gibi parlament mavisine dönüyor. Beyaz gecelerin artık yavaş yavaş bitmekte olduğunu ve temmuz ayında gökyüzünün 01.00 am’ lere kadar aydınlık olduğunu anlatıyorlar. Nedense biraz ürküyorum ve 22.30 larda hala aydınlık olan havayı görmenin benim için yeterli olduğuna karar veriyorum.
Yine yollara düşme vakti. Neva nehri boyunca bir çok saray görmek mümkün. Zaten bu şehirde her yerde saray görmek mümkün. Kışlık Saray, Yazlık Saray, Mermer Saray her biri diğerinden güzel. Kışlık Sarayın içinde meşhur Hermitaj Müzesi bulunuyor. Hermitajın kelime anlamı inziva. Bu müzenin içinde bütün ünlü ressamlar toplanmış. Leonardo Da Vinci, Michalengelo, Goya, Velazquez, Rubens, Rembrand, Picasso, Monet, Renoir, Gaugin herkes burada. Bu bir şölen. Resimlerin dışında, içinde bulunduğumuz saray baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip. Bir odadan ötekine geçerek burada olmanın tadını çıkarıyorum. Müzeyi her dilde anlatan kitaplar satan çocuklar yanıma geliyor. Bakıyorum kitabın Türkçesi de var. Hemen kitabı alıyorum.
Bu sarayların tam karşısında Tavşan Adası bulunmakta. Tavşan adasının belirleyicisi Peter & Paul Kalesi’dir. Her öğlen vakti buradan bir atış sesi duymak mümkün. Çar Petro’nun hoşnutsuzluğunu kazanmış bir çok kişi buraya hapsedilmiş. Dostoyevski, Gorki, Lenin bunlardan bazıları. Nedense burada vakit geçirmek istemiyorum.
Ve diğer büyük adaya geçiyorum. Vasilyevski adası. Bu adanın doğu ucunda Strelka adı verilen bir nokta var. İşte bu noktadan Kışlık Saray manzarasına bakmak gerekiyor. Donanma Müzesi hemen arkamda. Küçük meydanda eskiden deniz feneri olarak kullanılmış bir sütun var. Rostral Sütunu. Bu sütun gemi burnu figürleriyle süslenmiş.
Taaa buralara gelip Avrora kruvazörünü görmeden gitmek olmaz. Rusya İmparatorluğunda korumalı kruvazör olarak, Sovyet Deniz Kuvvetlerinde eğitim gemisi olarak ve 1957’den beri de müze gemisi olarak hizmet veriyor. Bir de oraya gidiyorum. Neva nehri üzerinde demirli olan müze geminin kopya olduğu iddiaları çoğunlukta. Olsun ben yine de içini geziyorum. Gemiden bakıldığında Nahimov Deniz Okulu gözümüze çarpıyor.
Bu kadar çok ada, bu kadar çok kanal olan bu şehirde geceleri köprülerin açılış ve kapanışını görmek lazım. Dvortovvy Köprüsü 01.25 te açılıyor. Yarım saat önceden orda olmak da fayda var. Herkes aynı şeyi düşündüğü için her taraf kalabalık. Nehir boyu dizildik bekleşiyoruz. Köprünün açılma anına dakikalar kala kalabalık iyice yoğunlaşıyor. Sonra alkışlar, bağrışlar içinde köprü açılıyor ve kanal geçişi yapmak için bekleyen şilepler yola koyuluyorlar. Bu kalabalığı fırsata çevirmek isteyen sokak dansçıları, müzisyenler etrafta performsanslarını sergilemeye başlıyorlar. Performanslardan en iyisi ateş dansı yapan topluluk. Onlara da ufak bir bahşiş verdikten sonra uyku vakti geliyor.
Petersburg’un dışında Büyük Petronun yazlık sarayı olan Peterhov var. Sarayın bahçesi, Finlandiya Körfezine bakan dik bir kayalık üzerine kurulu. Bahçede 64 fıskiyeden oluşan - evet gerçekten saydım - bir yol var. Yolun ucu Samson Çeşmesine bağlanıyor. Samson’un aslanın ağzını ayıran zafer heykeli beni büyülüyor.
Burası gerçekten çok kalabalık. Bahçede Büyük Petro’nun şakacı kişiliğini yansıtan su oyunlarını görmek mümkün. Yorulupta bir banka oturduğunuzda, ya da taşlı bir yolda yürürken heryerden sular fışkırıp bir güzel ıslanabilirsiniz. Sarayın içi ise başka bir dünya. Fransız Krallığını ziyaret eden Büyük Petro kendi sarayının Versailles sarayından daha üstün olarak yapılandırılmasını istemiş ve saray da ona göre yapılmış. İkinci Dünya Savaşında hasar gören saray yenilenmiş.
Petersburg’dan ayrılmak zor olacak. Kendimi tekrar Nevsky caddesinde buluyorum. Nevsky Caddesi üzerinde Park Inn otelinin lokantasına giriyorum. Müzik güzel. Tavuk kievi çok güzel. Tavuğun içini açarken dikkat etmek lazım, sıcak bir yağ hafif fışkırma eğiliminde.
Biraz daha turluyorum caddede.
Petersburg Moskova’ya göre daha derli toplu, daha sıcak, daha şirin. Moskova’daki küçülmüşlük hissi burada geçiyor tekrar eski boyutlarıma geri dönüyorum. En önemlisi tabelalarda, menülerde İngilizce görebiliyorsunuz. Bu da hayatınızı çok kolaylaştırıyor.
Serinlemek için geldiğim Rusya’dan esmerleşerek dönüyorum. Hava inanılmaz sıcak. Sıcağa alışık olmayan halk tamamen şaşırmış halde. Hiçbir yerde klima yok. Klimayı hiç sevmeyen ben bile klima arar oldum. Sürekli dondurma yiyorum ama ne faydaaa… Bu sıcak geçen yaz günleri beni biraz zorluyor ama kalbimi orada bırakarak dönüyorum.
Sağlıcakla,
21 Mayıs 2011
Kadın...

Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
harman yerinde dokuz zilli
köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Ne o,ne bu,ne döşek,ne köçek,
Ne ayal,ne vebal
O benim kollarım,bacaklarım
Yavrum, annem, Kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.
Uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
harman yerinde dokuz zilli
köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Ne o,ne bu,ne döşek,ne köçek,
Ne ayal,ne vebal
O benim kollarım,bacaklarım
Yavrum, annem, Kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.
Nazım Hikmet Ran
20 Mayıs 2011
Eğer, söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve ise yarar değilse niye söyleyesin ki?...
Eğer,söyleyeceğin şey doğru değilse, iyi değilse ve ise yarar değilse niye söyleyesin ki?"
Mirnes vidinlic
Yoğurtlu semizotu salatası...
Semizotlarının kökleri ile kalın saplarını ayıklayınız. Ellerinizle parçalayınız. Bol su ile çeşmenin altında yıkayınız ve sirkeli su içerisinde birkaç dakika bekletip durulayınız. Süzgeç içerisine koyup iyice süzülmesini sağlayınız.
Sarımsakları ayıklayıp tuz atarak dövünüz. Süzme yoğurdun içerisine koyunuz ve birazda zeytinyağı koyup hepsini iyice karıştırınız. Tadına bakınız ve gerekirse tuz ilave ediniz. Hazırladığınız sarımsaklı yoğurdun içerinse iyice suyu süzülmüş olan semizotlarını katıp güzelce karıştırınız. Genişçe bir servis kabına koyunuz ve üzerine bir miktar zeytinyağı gezdiriniz. Son olarak ta pul biber ve ceviz içiyle süsleyip servis ediniz. Afiyet olsun.
Bundan sonra ne yapmalıyım...

Bir şey olduğu zaman, hep bunlar neden başıma geldi diye soruyoruz. Evrende bize, anlamadın madem bir daha anlatayım diyor. Bununla başa çıkmak için ne yapabilirim, ne yapmalıyım, nasıl bu sorunu aşarım diye düşünmemiz lazım... -JOHN ASSARAF-
Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev...

Seni, sen diye kabul edip sevecekleri sev.
Kendini, kendine beğendir herkesten önce...
Kimseye beğendirmek için de kendinden vazgeçme.
...Acıyı göze al, çünkü Dostoyevski'nin dediği gibi,
"İnsanin ruhunu yücelten bir acı, ucuz bir mutluluktan evladır."
Kayip yalani ve aciyi getirir...

Kayip yalani ve aciyi getirir; kazanca da kayiba da aldirmamak ise dogrulugu ve sifayi getirir. Basari pesinde, alkis pesinde kosmak, bir sey olmaya calismak zihnin hastaligi ve deliligidir; basariyi terk etmek, alkisa aldirmamak, ne sanildiginla ilgilinmemek ve kendini de bir sey sanmamak ise zihnin uyanmasidir...
cEM şEN
Kalbinde çözülmeden kalan herşey için sabırlı ol...
Kalbinde çözülmeden kalan herşey için sabırlı ol. Soruların kendisini sevmeye çalış, kilitli odalar ve yabancı lisanda yazılmış kitaplar gibi. Cevapları şimdi arama. Şu anda cevaplar sana verilemez, çünkü sen henüz onlarla yaşayamazsın. Bu, herşeyi yaşama meselesidir. Şu anda senin soruyu yaşaman gerekiyor. Belki daha ileride farkına bile varmadan, günün birinde kendini cevabını yaşarken bulacaksın
17 Mayıs 2011
Siz çok önemlisiniz...

New York'ta yasayan bir öğretmen, lise son sınıfındaki öğrencilerinin diğer insanlardan farklı özelliklerini vurgulayarak onları bir biçimde onurlandırmaya karar verir. Ve öğretmen bir gün, Helice Bridges tarafından geliştirilmiş süreci kullanarak, her bir öğrencisini teker teker tahtaya kaldırır.
Kaldırdığı her öğrenciye öncelikle kendisinin (sınıf ve öğretmeni için) ne kadar özel olduğunu belirtir. Sonra her birinin yakasına, üzerinde altın harflerle “Siz çok önemlisiniz" yazılı birer mavi kurdele takar. Daha sonra kabul görmenin toplum üzerinde ne gibi etkileri olacağını anlayabilmek amacıyla sınıfına bir proje yaptırmaya karar verir.
Bu projeye göre; her öğrencisine üçer tane daha mavi kurdele verir ve onlardan bu töreni yaşadıkları çevrede devam ettirmelerini ister. Öğrenciler daha sonra sonuçları takip edecek, kimin kimi onurlandırdığını tespit edecek ve bir hafta boyunca sınıfa bilgi vereceklerdi.
Öğrencilerden biri, gelecekteki kariyer çalışmaları için kendisine yardımcı olan ve ailece tanıdıkları, bir şirketin üst düzey görevlisini onurlandırmış, adamın yakasına mavi kurdeleyi iliştirmişti. Ardından yöneticiye iki tane daha kurdele vermiş ve; “Bu mavi kurdele bizim sınıf projemiz. Sizden de onurlandırmanız için birini bulmanızı rica ediyorum. Onurlandırdığınız insanlara ekstra kurdele de verin. Böylece onlar da bu projenin devam etmesi için başkalarını bulabilirler. Daha sonra, lütfen bana ne olduğu konusunda bilgi verin" diye rica etmiş...
Mavi kurdeleleri alan yönetici aynı gün, suratsız biri olarak bilinen patronunun yanına gitmeye karar verir... Patronun odasına girer ve ona: “iş dünyasında bir deha olduğundan ötürü kendisini takdir edip örnek aldığını” söyler… Ve bu mavi kurdeleyi yakasına takması için izin verip vermeyeceğini sorar. Şaşkına dönen patronu; “Tabii ki…” şeklinde cevap verir. Yönetici de mavi kurdeleyi, patronun tam kalbinin üstüne, ceketine iliştirir... Ekstra kurdeleyi verirken de; "Bana bir iyilik yapar mısınız, siz de bu kurdeleyi onurlandırmak istediğiniz birine verir misiniz? Bunu bana veren çocuk, okulda bir proje yaptıklarını söyledi. Bu onurlandırma töreninin devam etmesi gerekiyormuş. Böylece “bunun insanları nasıl etkilediğini belirleyeceklermiş...” diye ekler.
Patron o akşam evine geldiğinde on dört yaşındaki oğlunu yanına çağırır ve oğluna: “Bugün inanılmaz bir şey oldu… Ofisteydim, üst düzey yöneticilerimden biri içeri geldi, bana hayran olduğunu söyleyip, “İş dünyasında bu kadar başarılı olduğum için…” göğsüme bu kurdeleyi iliştirdi... Bana ayrıca bir kurdele daha verdi ve onurlandıracak başka birini bulmamı istedi… Arabayla eve gelirken, bu mavi kurdeleyle kimi onurlandırabileceğimi düşündüm ve aklıma sen geldin... Ben de “seni” onurlandırmak istiyorum. Çünkü günlerim aşırı yorucu geçiyor ve eve gelince sana pek ilgi gösteremiyorum. Bazen derslerden aldığın notları beğenmeyince veya odanı toparlamayınca sana bağırıp çağırıyorum... Oysa bu akşam buraya oturup, sana benim için “ne kadar farklı ve özel” olduğunu söylemek istedim. Annen gibi sen de benim hayatımdaki en önemli insansın. Sen mükemmel bir çocuksun… “Seni çok seviyorum…” der ve o mavi kurdeleyi oğlunun yakasına takar...
Şaşkına dönen çocuk birden ağlamaya başlamıştır. Bütün vücudu titrerken başını kaldırır, gözleri yaş içinde olarak babasına bakar ve güçlükle: “Biliyor musun, ben yarın intihar edecektim baba…” der... “Çünkü ben senin beni hiç sevmediğini, beni hiç önemsemediğini düşünüyordum... Ama şimdi ise her şey çok farklı… Ben de seni çok seviyorum. Ve baba, şu an sen oğlunun hayatını kurtardın...”
" Sevgiyi duymak, hissetmek isteyen insanların var olduğunu hiç unutmamalı... Ve o “Mavi Kurdeleleri” ceplerimizden, kalbimizden ve beynimizden hiç eksik etmemeliyiz"…
Bu belge ile resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm...
Bu belge ile resmi olarak yetişkinlikten istifa ettiğimi bildiririm. Tekrar 8 yaşın tüm sorumluluklarını kabul etmeye hazırım. Yağmur sonrası çamurlu sularda tahta parçası yüzdürmek, kayalarda yürümek istiyorum. Çikolatanın paradan daha iyi olduğunu çü...nkü daha tatlı ve yenilebilir olduğunu düşünmek istiyorum. Sıcak bir yaz gününde bir meşe ağacının gölgesinde oturup arkadaşlarımla limonata satmak istiyorum. Hayatın daha basit olduğu zamana dönmek istiyorum. Bütün bildiğim, renkler, çarpım tablosu ve ninniler ama bu kadar az bilmek beni rahatsız etmiyor çünkü ne bilmediğimi bilmiyorum ve umurumda da değil. Bildiğim tek şey mutlu olmak, çünkü beni üzecek veya kızdıracak şeylerden tamamen bihaberim. Dünyanın adil olduğunu, herkesin iyi ve dürüst olduğunu düşünmek istiyorum. Her şeyin mümkün olduğuna inanmak istiyorum. Yaşamın karmaşıklığını unutup, yeniden küçük şeylerden fazlasıyla heyecanlanmak, zevk almak istiyorum. Tekrar basit yaşamak istiyorum. Günümün, bilgisayar arızaları, kağıt yığınları, üzücü haberler, bankada para olmadan ay sonunu getirme kaygıları, doktor faturaları, dedikodu, hastalık ve sevdiklerin kaybedil- mesinden ibaret olmasını istemiyorum. Aşkın varlığını (daha doğrusu yalan olduğunu) bilmek dahi istemiyorum. Gülümseme, kucaklaşma, tatlı bir söz, doğruluk, adalet, barış, rüyalar, hayaller ve kardan adam yapmanın gücüne inanmak istiyorum. İşte, çek defterim ve arabamın anahtarları, kredi kartlarımın ekstreleri, gelir belgelerim. RESMİ OLARAK YETİŞKİNLİKTEN İSTİFA EDİYORUM. Eğer bu konuda benimle daha fazla konuşmak istiyorsanız, önce beni yakalamanız lazım, çünküüüü; Ebeee, elim sendeeeee! Yazarı bilinmiyor.
Yok abla, pil takıp oynatıyoruz...
Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde, arkadaşım kovanın içinde yüzüp çırpınan balıkl ara bakıp;
- 'Bunlar taze mi?' diye sormuştu.
Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:
- 'Yok abla, pil takıp oynatıyoruz'
Eski umutları, düşleri, düşkırıklıklarını, kusurları, utançları,salıverin...
Önünüze, ve içine yapmış olduğunuz bir yanlışı koyun. Şimdi, zihninizin ne söylediğine dikkat edin. Diyor ki, eğer bu yanlışı yapmasaydın, yaşamın şimdi daha iyi olurdu… bir sürü kurguyu önünüze serip; eğer şöyle yapsaydın, böyle olurdu, bunu izleseydin, şuraya gitmiş olurdun, eğer farklı bir seçim yapsaydın, şu olurdu, bu olurdu…
Bunların hiç biri gerçek değil. Olabilecekler ile ilgili zihnin saçmalıkları… Gerçek değil. Gerçek olan tek şey; ŞİMDİ’de… BURADA…
Hadi, susturun zihninizi ve her bir yanlışı serbest bırakın. Her birini, teker teker. Yanlışınızı avucunuzun içine alın, onunla birlikte gelen zihnin konuşmasını hatırlayın ve yuvasına uçacak bir kuşu avucunuzdan bırakır gibi serbest bırakın. Salıverin ve uçup gidişini izleyin.
Sözde yanlışlarınızla birlikte, eski umutları, düşleri, düşkırıklıklarını, kusurları, utançları; salıverin, bırakın uçsun, gitsin. Siz, kimseniz, o’sunuz tam şu anda. Ve her ne yaptıysanız sizi bu noktaya getirdi.
Şimdi, burada, tam da sizin durduğunuz yerde, her şey durduğu yerde dururken, fırsatlarla çevrilisiniz. Çevrenizde farkedilmeyi bekleyerek parlıyorlar, onları gölgeleyen, sizin inatla geçmişe bağlı kalmanızdır. Tüm bu utanç duygularını salıverin ve çevrenize bakının. Şu an’ı açıkça görün.
Bakın nasıl yenilik ve fırsatlarla dolu bir biçimde parlıyor! Çimlerle kaplı bir tarlanın tam ortasında duruyorsunuz ve tarla, güneşin altında parıl parıl parlayan elmaslarla dolu. Elmasların her biri, yapabileceğiniz bir seçim, girişeceğiniz bir eylem, öğrenip gelişmek için harika bir fırsat, yaşamın şahaneliği ve güzelliğini kucaklamak için bir şans…
Salıverin eskiyi,
ŞU AN’ı kucaklayın.
Bırakın ışık saçsın. Eğilin ve alın elmaslardan birini…
ŞİMDİ…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)