25 Mayıs 2011

Fırında Terbiyeli tavuk...

Fırında Terbiyeli Tavuk

MALZEMELER

  • 2 adet tavuk but  (kişi sayısına göre)


Terbiyesi için:

  • 2 kaşık yoğurt
     

  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
     

  • 2-3 diş sarımsak
     

  • Tuz, pulbiber, karabiber, kekik


TARİF

Tavuk butlarını yıkayın. Terbiye malzemelerini karıştırıp butları bir gece önceden terbiyeye bulayıp ağzını kapatın ve buzdolabında bekletin.

Tavukları fırın kabına alın ve 200 derece ayarlı fırında 20-25 dk. kadar üzeri kapalı daha sonra üzerini açarak  yaklaşık 20-25 dk. daha (kızarana kadar) pişirin.

NOT: Dilerseniz tavuklar pişerken dilimlenmiş ve sıvıyağla yağlanmış patatesleri de fırında pişirip tavuğun yanında servis yapabilirsiniz

Anne gel bak lafımı dinle...

Temizlik yaptım bugün...


Temizlik yaptım bugün...
Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış,inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Temizlik yaptım bugün. .
Bahar temizliği.
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim. .
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim. .
Korkusuzlukları ektim alabildiğine...
Saatlerce ektim korkusuzluğu...
Mutluluk ektim, doğallık.
Sonsuzluk...
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana...
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme

24 Mayıs 2011

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!



Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ
Ömer Hayyam

www.madamemag.com/tr bloglar bölümünde haber olduk... Yaşasın... 'anetteinselberg.wordpress.com'... sizler için...

www.madamemag.com/tr    bloglar bölümünde haber olduk

ANETTEINSELBERG.WORDPRESS.COM

Anette’in rengarenk blog’una bayıldık. İnsana bir yandan yaşama sevinci aşılarken bir yandanda kültürel birikimini arttırıyor. Ayrıca blog’un sahibesi Anette içindeki yaşama sevinci, doğa ve hayvan tutkusu sayesinde takipçilerini eğlendirerek bilgilendirmeyi başarıyor. Anette’in ‘Zamazingo’sunu takip etmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Anette’i tanıdığınıza pişman olmayacaksınız.

Anette Inselberg:
Doktorayı bitirdim, dokuz-altı ofislerde çalışmaktan daraldım, kendi içimde bir arayışa yönelmeye karar verdim ve ben en iyisi gezeyim dedim… Böylece gezginliğim başladı… Plansız, programsız ve tecrübesiz… Önce Karadeniz’e, arkasından Ege’ye gittim. Datça’da bir çiftlikte uzun süre vakit geçirdim. Ektim, biçtim doğayı dinledim. Bir süre Akdeniz’de dolandım… At çiftliklerinde kaldım, tarihi kentleri dolaştım…

Sonra ruhumun daha da içine girmeye karar verdim ve yurtdışı gezilerine de başladım… Küba’ya gittim önce… Arkası geldi kendiliğinden… Çok insan tanıdım, çok hikaye dinledim… Kendimi gördüm onlarda ve hikayelerinde… Herkesten bir parça aldım… Herkese kendimden bir parça bıraktım…

Sonra bir gün baktım içimden yazmak geliyor… Ne duruyorum dedim… Bloğum “Zamazingo’yu” (http://anetteinselberg.wordpress.com/) açtım… Çocukken arayıp da bulamadığım şeyleri hep öyle arardım… Şu zamazingo nerede diye… Eee dedim bloğumun adı “Zamazingo” olsun… Böylece çocukluğumun da elinden tutmuş gibi hissetim. Önce sadece gezi bloğu olsun dedim… Yetmedi… İnsanlara umut vermek, insanları mutlu etmek, bana dokunan sözleri herkesle paylaşmak istiyorum dedim. Karikatürden geziye, özlü sözlerden müziğe uzanan bir içerik yelpazesine sahip oldum…

Güldürürken düşündüren blog “Zamazingo” büyük bir adım oldu benim için. Bu vesileyle birçok insanla tanıştım… Birçok değerli dostluk kurma fırsatına eriştim… Fakat baktım yine duramıyorum. Kısa yazılar yazmaya başladım. Onları da önce bloğumda arkasından gezi dergisi Olympos’ta (www.olympos.com.tr) ve Sırtçamtam’da (www.sirtcantam.com) paylaşmaya başladım…

Yoluma çıkan herkesle bir sevdayı büyütmeye başladım… Bu öyle bir sevda oldu ki… Giderek büyüdü… Umarım büyümeye de devam eder… Bundan sonra ne mi var? Kim bilebilir ki… Niyetimde hikaye kitabı yazmak var… Damla damla oluşuyor hikaye kitabı içimde… Beraber nefes alıyoruz onunla ve sizlerle… Hep beraber yazıyoruz bu kitabı…

Umarım gelecek hepimize güzellikler getirir… Sevgiyle kalın…

23 Mayıs 2011

Tüm karmaşalara yukardan bak...



Gürültü ve patırtının üstünde, sessizliğin sesinde derin bir anlayış vardır...

kRİSHNA

Bir sorunla karşılaştığımızda doğal olarak çözmeye çalışırız... baktık ki çözemiyoruz...

ortamdan biraz uzaklaşıp zihni sakinleştermek gerekir...

böylece yeni bir bakış açısı kazanabiliriz...

ve döndüğümüzde sorunu çözme şansımızın daha yüksek olduğunu söyleyebilirm...

tecrübeyle sabittir:)))

Kelebek Rüyası...



Butterfly Dream (Kelebek Rüyası)

Once in my dream I became a butterfly (Rüyamda bir keresinde bir kelebektim)

Over the flowers happily I flied (Çiçeklerin üzerinde mutlu mutlu uçtum)

Resting on a flower drank I its juice (Bir çiçeğin üzerine konarak özünü içtim) ...

Shifting from one to another till belly was full (... Midem şişene kadar çiçekten çiçeğe atladım)

I only felt the happiness of the butterfly (Yalnızca kelebeğin mutluluğunu hissettim)

Forgetting at that moment who am I (O an kim olduğumu unutarak)

Suddenly I awakened from my dream (Ansızın rüyamdan uyandım)

I found my soul again in human skin (Ruhumu tekrar insan bedeninde buldum)

At that moment could not say for sure I (O anda tam olarak anlayamadım/algılayamadım)

If butterfly-me dreamed of being in human style (Kelebek ben kendimi insan olarak mı gördüm)

Or had human-I dreamed of being a butterfly (Yoksa insan ben kendimi kelebek olarak mı düşledim)

Which was happily enjoying the open sky (...engin gökyüzünü mutlulukla dolaşan)

(In honor of Chuang Tzu, Chinese Taoist) (Çinli Taocu Chuang Tzu anısına)

ama sen de göstersem kızıyorsun, göstermesem kızıyorsun...

21 Mayıs 2011

Özgür kuşlar gibi hayata kanat çırpmak...

 Göçmen kuşlar kafesteki kuşun yanına gidip alasmaladık biz gidiyoruz özgür kuşların yanına bir diyeceğin varmı diye sormuşlar
kafesteki kuş varın gidin özgür kuşlara çok üzgün olduğumu ve selamımı söyleyin der.

göçmen kuşlar uzun zun uçtuktan sonra özgür kuşların yanına varınca size kafseteki kuşun selamını ve çok üzgün olduğunu söylememizi istediği bir mesajı var derler.

bunları duyan özgür kuşlar pat pat düşüp ölürler bunu gören göçmen kuşlar keşke söylemeseydik diye üzülürler.

mevsim yine bahar olupta göçmen kuşlar geri gelince tutsak kuşun yanına gelip durumu anlatırlar.Keşke senin üzgün olduğunu anlatmasaydık bütün özgür kuşlar öldü.

Bunu duyan kafesteki tutsak kuşta pat diye düşer ölür.Kuşun sahibi kuş öldü diye pencerenin kenarına bırakır.

kuş bir anda pırrrrrrr diye uçuverir.Özgür kuşlardan gelen mesaj budur ÖLÜ TAKLİDİ YAPARAK ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞMAK yani herşeyi kafaya takmadan.

Bu böyle şu şöyle ne oldu ne olmadı sessiz sakin ölü taklidi yaparak kendinin özgürlüğünü sağlamak.Aksi halde hayat dar bir kafes gibi gelecektir.Kendi özgürlüğümüz kendi elimizde.

Toprak gibi sakin ve dingin olabilmek.

Özgür kuşlar gibi hayata kanat çırpmak...

Kanallar ve köprülerin şehri: St. Petersburg... (17-24 Ağustos 2010-4.bölüm)

[slideshow]

Hazır buradayken bir baleye gitmek lazım diye düşünüyorum ve en favori balem olan Tchaikovskye’nin Kuğu Gölüne gidiyorum, notalar arasında kayboluyorum. Konser çıkışı saat 22.30 hava hala aydınlık. Gökyüzünün rengi ancak 23.00 gibi parlament mavisine dönüyor. Beyaz gecelerin artık yavaş yavaş bitmekte olduğunu ve temmuz ayında gökyüzünün 01.00 am’ lere kadar aydınlık olduğunu anlatıyorlar. Nedense biraz ürküyorum ve  22.30 larda hala aydınlık olan havayı görmenin benim için yeterli olduğuna karar veriyorum.

Yine yollara düşme vakti. Neva nehri boyunca bir çok saray görmek mümkün. Zaten bu şehirde her yerde saray görmek mümkün. Kışlık Saray, Yazlık Saray, Mermer Saray her biri diğerinden güzel. Kışlık Sarayın içinde meşhur Hermitaj Müzesi bulunuyor. Hermitajın kelime anlamı inziva. Bu müzenin içinde bütün ünlü ressamlar toplanmış. Leonardo Da Vinci, Michalengelo, Goya, Velazquez, Rubens, Rembrand, Picasso, Monet, Renoir, Gaugin herkes burada. Bu bir şölen. Resimlerin dışında, içinde bulunduğumuz saray baştan çıkarıcı bir güzelliğe sahip. Bir odadan ötekine geçerek burada olmanın tadını çıkarıyorum. Müzeyi her dilde anlatan kitaplar satan çocuklar yanıma geliyor. Bakıyorum kitabın Türkçesi de var. Hemen kitabı alıyorum.

Bu sarayların tam karşısında Tavşan Adası bulunmakta. Tavşan adasının belirleyicisi Peter & Paul Kalesi’dir. Her öğlen vakti buradan bir atış sesi duymak mümkün. Çar Petro’nun hoşnutsuzluğunu kazanmış bir çok kişi buraya hapsedilmiş. Dostoyevski, Gorki, Lenin bunlardan bazıları. Nedense burada vakit geçirmek istemiyorum.

Ve diğer büyük adaya geçiyorum. Vasilyevski adası. Bu adanın doğu ucunda Strelka adı verilen bir nokta var. İşte bu noktadan Kışlık Saray manzarasına bakmak gerekiyor. Donanma Müzesi hemen arkamda. Küçük meydanda eskiden deniz feneri olarak kullanılmış bir sütun var. Rostral Sütunu. Bu sütun gemi burnu figürleriyle süslenmiş.

Taaa buralara gelip Avrora kruvazörünü görmeden gitmek olmaz. Rusya İmparatorluğunda korumalı kruvazör olarak, Sovyet Deniz Kuvvetlerinde eğitim gemisi olarak ve 1957’den beri de müze gemisi olarak hizmet veriyor. Bir de oraya gidiyorum. Neva nehri üzerinde demirli olan müze geminin kopya olduğu iddiaları  çoğunlukta. Olsun ben yine de  içini geziyorum. Gemiden bakıldığında  Nahimov Deniz Okulu gözümüze çarpıyor.

Bu kadar çok ada, bu kadar çok kanal olan bu şehirde geceleri köprülerin açılış ve kapanışını görmek lazım. Dvortovvy Köprüsü 01.25 te açılıyor. Yarım saat önceden orda olmak da fayda var. Herkes aynı şeyi düşündüğü için her taraf kalabalık. Nehir boyu dizildik bekleşiyoruz. Köprünün açılma anına dakikalar kala kalabalık iyice yoğunlaşıyor. Sonra alkışlar, bağrışlar içinde köprü açılıyor ve kanal geçişi yapmak için bekleyen şilepler yola koyuluyorlar. Bu kalabalığı fırsata çevirmek isteyen sokak dansçıları, müzisyenler etrafta performsanslarını sergilemeye başlıyorlar. Performanslardan en iyisi ateş dansı yapan topluluk. Onlara da ufak bir bahşiş verdikten sonra uyku vakti geliyor.

Petersburg’un dışında Büyük Petronun yazlık sarayı olan Peterhov var. Sarayın bahçesi, Finlandiya Körfezine bakan dik bir kayalık üzerine kurulu. Bahçede 64 fıskiyeden oluşan - evet gerçekten saydım - bir yol var. Yolun ucu Samson Çeşmesine bağlanıyor. Samson’un aslanın ağzını ayıran zafer heykeli beni büyülüyor.

Burası gerçekten çok kalabalık. Bahçede Büyük Petro’nun şakacı kişiliğini yansıtan su oyunlarını görmek mümkün. Yorulupta bir banka oturduğunuzda, ya da taşlı bir yolda yürürken heryerden sular fışkırıp bir güzel ıslanabilirsiniz. Sarayın içi ise başka bir dünya. Fransız Krallığını ziyaret eden Büyük Petro kendi sarayının Versailles sarayından daha üstün olarak yapılandırılmasını istemiş ve saray da ona göre yapılmış. İkinci Dünya Savaşında hasar gören saray yenilenmiş.

Petersburg’dan ayrılmak zor olacak. Kendimi tekrar Nevsky caddesinde buluyorum. Nevsky Caddesi üzerinde Park Inn otelinin lokantasına giriyorum. Müzik güzel. Tavuk kievi çok güzel. Tavuğun içini açarken dikkat etmek lazım, sıcak bir yağ hafif fışkırma eğiliminde.

Biraz daha turluyorum caddede.

Petersburg Moskova’ya göre daha derli toplu, daha sıcak, daha şirin. Moskova’daki küçülmüşlük hissi burada geçiyor tekrar eski boyutlarıma geri dönüyorum. En önemlisi tabelalarda, menülerde İngilizce görebiliyorsunuz. Bu da hayatınızı çok kolaylaştırıyor.

Serinlemek için geldiğim Rusya’dan esmerleşerek dönüyorum. Hava inanılmaz sıcak. Sıcağa alışık olmayan halk tamamen şaşırmış halde. Hiçbir yerde klima yok. Klimayı hiç sevmeyen ben bile klima arar oldum. Sürekli dondurma yiyorum ama ne faydaaa… Bu sıcak geçen yaz günleri beni biraz zorluyor ama kalbimi orada bırakarak dönüyorum.

Sağlıcakla,

"Kaçmak, cehalettir, dönüp yüzleşmek ise bilgelik..." Cem Şen

Kung Fu resimleri

The Cinematic Orchestra - Arrival of the Birds clip

http://youtu.be/F4HNriWg7_A

Kadın...


Kimi der ki kadın
Uzun kış gecelerinde
yatmak içindir.
Kimi der ki kadın yeşil bir
harman yerinde dokuz zilli
köçek gibi oynatmak içindir.
Kimi der ki ayalimdir,
Boynumda taşıdığım vebalimdir.
Kimi der ki hamur yoğuran,
Ne o,ne bu,ne döşek,ne köçek,
Ne ayal,ne vebal
O benim kollarım,bacaklarım
Yavrum, annem, Kız kardeşim,
Hayat arkadaşımdır.

 

Nazım Hikmet Ran