27 Mayıs 2011

OSHO-Hastalık Hastalığı...



Soru: "Devamlı sağlığım hakkında endişeleniyorum, hastalanacağımdan korkuyorum. Bana biraz öğüt verebilir misiniz?"

Eğer sağlığını çok fazla düşünürsen bedenin hastalanır ve beden hastalanınca doğal olarak bu konuda daha fazla düşünmeye başlarsın. İçinden çıkılmaz hale gelir.

Sapasağlam bir insan bile eğer midesinin üzerinde çok fazla durursa – şu veya bu yemeği nasıl hazmedecek ve ne olacak – yirmi dört saat içinde midesi rahatsızlanacaktır.

Ve bir kere rahatsızlandı mı, daha da fazla kafasına takacaktır. Yani aslında bedeninde hiçbir şey yokken sadece bir düşünce ile sağlığını bozmuş olur. Tıp buna yardımcı olamaz çünkü tıp düşünceyi iyileştiremez. O yüzden doktor doktor gezersin, ama hiçbirinin sana bir faydası dokunmaz. Hatta onların tedavileri seni daha da hasta edebilir, çünkü verilen ilaçların bir etkisi olacak, ama düşünceyi tedavi etmeyeceklerdir. Oysa ortada düşünce dışında bir hastalık yoktur.

Doktorlarla başarısızlığa uğradıkça bedeninle daha fazla uğraşırsın. Bu durumda aşırı bir bilinç gelişir. Sağlık konusunda çok hassaslaşırsın. En ufak değişim, zorlanma ve rahatsızlıkta paniğe kapılırsın. Panik de giderek sağlığının daha çok bozulmasına neden olur.

Bu nedenle ilk önerim sağlığın bozuk olduğu fikrinden vazgeçmen. Yaşamaya başla.

Bu bir kez oldu...

Adamın birine bir doktor altı aydan fazla ömrü kalmadığını söyledi. Adam yirmi yıldır bin bir çeşit hastalıkla boğuşuyordu. Bir insanın başına gelebilecek her şey onun başına geliyordu. Doktorları bezdirmişti; ama adam çok zengindi. O bir hastalık hastasıydı ve doktor sırf bıkmış olduğu için dedi ki, "Nasılsa uzun yaşayamayacaksın, o yüzden bu işleri bırak. Altı ayın var, sonra öleceksin; bu kesin. Artık seni kimse kurtaramaz. O yüzden yaşamak istiyorsan altı ayın kaldı."

Adam şöyle düşündü: Eğer sadece altı ay yaşayacaksam o zaman ne diye sağlığımla uğraşayım? Nasılsa öleceğim. Böylece ömründe ilk kez bunu kafaya takmaktan vazgeçti. En güzel kıyafetleri ısmarladı, en iyi arabaları aldı ve bir dünya turuna çıktı. Hep gitmek isteyip de sağlığı yüzünden gidemediği yerlere gitti. Dünyayı dolaştı, hep yemek istediklerini yedi, kadınlarla sevişti, her istediğini satın aldı. Gerçekten yaşadı! Ölüm nasılsa yoldaydı, o yüzden kendini tutmanın alemi yoktu. Altı ay sonra geri döndüğünde hiç olmadığı kadar sağlıklıydı. Otuz yıl daha yaşadı ve bu sorunla bir daha hiç karşılaşmadı!

Bunu kafaya takmaktan vazgeçmelisin. Hastalıkları doğal yollarla tedavi etmek iyidir, çünkü gerçek bir "tedavi" değil, bir tür dinlenme sayılır. Ama bunun fanatik takipçisi olma, çünkü o zaman bu da bir hastalığa dönüşür. Kendi içinde doğal yöntemlerle tedavi aslında "tedavi" değildir; bedeni dinlendirmek, onun doğa ile bütünleşeceği bir ortam oluşturmaktır. Bu içgüdüsel doğa ile birleşmek olur; tıbba girmez. Ama buradaki tehlike, bunun gelip geçici bir moda haline gelmesidir ki, bu da hastalıktan daha tehlikeli sayılır. Doğal yöntemlerle tedavi pek çok kişiye yardımcı oluyor, ama bu tür tedaviye başvuran kimseler nadiren tedavinin kendisinden zarar görmeden kurtulabiliyorlar. Kişi takıntılı hale geliyor: devamlı ne yemesi ve ne yememesi gerektiğini, nereye gidip gitmemesi gerektiğini ve ekolojiyi ve bu tür şeyleri düşünüyor. Bu durumda hayat yine zorlaşıyor. Doğallığa kafayı takarsan nefes alamazsın, çünkü havada çok fazla kirlenme var. Lokantada yemek yiyemezsin, çünkü yemekler doğal yöntemlerle hazırlanmıyor. Şunu veya bunu yiyemezsin, çünkü sadece doğal yiyecekleri istiyorsun. Şehirde yaşayamazsın. Sonuçta yaşam gerçekten zorlaşır.

Asla unutma ki doğallık sadece bir tür dinlenmedir. Arada sırada, hatta ortada bir neden yokken bile, doğal tedavilerin sunulduğu bir kliniğe gidilip iki, üç hafta, bir ay, iki ay, senede ne kadar para ayırabiliyorsan, o kadar kalıp dinlenmek iyi olur. Herhangi bir neden olmasa da git, doğanın, doğal yiyeceklerin, banyo ve saunaların, masajın keyfini çıkar. Sırf zevk için, tecrübe etmek için git. Ama hasta olduğun fikrinden vazgeç. İçindeki mucizeyi düşün; beden sadece onun kılıfı.OSHO

Frederic Chopin - Nocturne In E Flat Major, Op.9 No.2...

http://youtu.be/5ZUw78FXpG4

26 Mayıs 2011

Semih abi, reenkarne olmuş diye duyduk...

Nohutlu Pilav...

Nohutlu Pilav tarifi

Malzemeler 
1 su bardağı Nohut
2 su bardağı Pirinç
4 su bardağı Su
1 paket Tavuk suyu tableti
100 gr. Tereyağ /zeytinyağı

Yemeğin Tarifi  

Nohutlar iyice haşlanır. 4 bardak suya tereyağ/zeytinyağı, tavuk suyu tableti  karıştırılır ve kaynamaya bırakılır. Su kaynadıktan sonra nohut ve pirinç ilave edilir. Pilav suyunu çekinceye kadar pişirilir. Daha sonra kapağın altına bir kağıt havlu koyularak pilav 10 dakika kadar demlenmeye bırakılır

En basit sorular en derin olanlardır...



En basit sorular

en derin olanlardır.

Nereye gidiyorsun?

Ne yapıyorsun?

Nerede oturuyorsun?

Nerede çalışıyorsun?

Hayatında kim var?

Arada sırada bunları düşün ve

verdiğin yanıtların nasıl değiştiğini gör.

Kung Fu Panda 2 geliyor... Yaşasın.. Hem de üç boyutlu...

http://youtu.be/I7y2FL1lgrw

Seni annen mi giydirdi...

25 Mayıs 2011

Fırında Terbiyeli tavuk...

Fırında Terbiyeli Tavuk

MALZEMELER

  • 2 adet tavuk but  (kişi sayısına göre)


Terbiyesi için:

  • 2 kaşık yoğurt
     

  • 1/2 çay bardağı sıvıyağ
     

  • 2-3 diş sarımsak
     

  • Tuz, pulbiber, karabiber, kekik


TARİF

Tavuk butlarını yıkayın. Terbiye malzemelerini karıştırıp butları bir gece önceden terbiyeye bulayıp ağzını kapatın ve buzdolabında bekletin.

Tavukları fırın kabına alın ve 200 derece ayarlı fırında 20-25 dk. kadar üzeri kapalı daha sonra üzerini açarak  yaklaşık 20-25 dk. daha (kızarana kadar) pişirin.

NOT: Dilerseniz tavuklar pişerken dilimlenmiş ve sıvıyağla yağlanmış patatesleri de fırında pişirip tavuğun yanında servis yapabilirsiniz

Anne gel bak lafımı dinle...

Temizlik yaptım bugün...


Temizlik yaptım bugün...
Hem de tüm benliğimde
Bütün kaslarımı, sinirlerimi, kemiklerimi hatta kanımı bile temizledim.Kırgınlıklarımı dışarı çıkardım ilk önce.
Görmenizi isterdim.
Nasıl da çok yer kaplıyorlarmış,inanmazsınız.
Bağışlamayı yerleştirdim yerine özenle.
Titizlikle her birinin üstüne ektim tohumlarını.
Temizlik yaptım bugün. .
Bahar temizliği.
Neşe ektim, hoşgörü, güven, sevgi ektim. .
Almadan vermeyi, sevilmeden de sevmeyi, paylaşmayı ektim. .
Korkusuzlukları ektim alabildiğine...
Saatlerce ektim korkusuzluğu...
Mutluluk ektim, doğallık.
Sonsuzluk...
Bağışlama ektim.
Sevgi ektim her hücreme.
Coşku, heyecan, sessizlik ektim.
Tüm güzel fikirler sessizken geliyor bana...
Kabullenme ektim.
Baş eğme değil.
Olduğu gibi kabullenme

24 Mayıs 2011

Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!



Ey kör! Bu yer, bu gök, bu yıldızlar, boştur boş!
Bırak onu bunu da gönlünü hoş tut hoş!
Şu durmadan kurulup dağılan evrende
BİR NEFESTİR ALACAĞIN, O DA BOŞTUR BOŞ
Ömer Hayyam

www.madamemag.com/tr bloglar bölümünde haber olduk... Yaşasın... 'anetteinselberg.wordpress.com'... sizler için...

www.madamemag.com/tr    bloglar bölümünde haber olduk

ANETTEINSELBERG.WORDPRESS.COM

Anette’in rengarenk blog’una bayıldık. İnsana bir yandan yaşama sevinci aşılarken bir yandanda kültürel birikimini arttırıyor. Ayrıca blog’un sahibesi Anette içindeki yaşama sevinci, doğa ve hayvan tutkusu sayesinde takipçilerini eğlendirerek bilgilendirmeyi başarıyor. Anette’in ‘Zamazingo’sunu takip etmenizi şiddetle tavsiye ediyoruz. Anette’i tanıdığınıza pişman olmayacaksınız.

Anette Inselberg:
Doktorayı bitirdim, dokuz-altı ofislerde çalışmaktan daraldım, kendi içimde bir arayışa yönelmeye karar verdim ve ben en iyisi gezeyim dedim… Böylece gezginliğim başladı… Plansız, programsız ve tecrübesiz… Önce Karadeniz’e, arkasından Ege’ye gittim. Datça’da bir çiftlikte uzun süre vakit geçirdim. Ektim, biçtim doğayı dinledim. Bir süre Akdeniz’de dolandım… At çiftliklerinde kaldım, tarihi kentleri dolaştım…

Sonra ruhumun daha da içine girmeye karar verdim ve yurtdışı gezilerine de başladım… Küba’ya gittim önce… Arkası geldi kendiliğinden… Çok insan tanıdım, çok hikaye dinledim… Kendimi gördüm onlarda ve hikayelerinde… Herkesten bir parça aldım… Herkese kendimden bir parça bıraktım…

Sonra bir gün baktım içimden yazmak geliyor… Ne duruyorum dedim… Bloğum “Zamazingo’yu” (http://anetteinselberg.wordpress.com/) açtım… Çocukken arayıp da bulamadığım şeyleri hep öyle arardım… Şu zamazingo nerede diye… Eee dedim bloğumun adı “Zamazingo” olsun… Böylece çocukluğumun da elinden tutmuş gibi hissetim. Önce sadece gezi bloğu olsun dedim… Yetmedi… İnsanlara umut vermek, insanları mutlu etmek, bana dokunan sözleri herkesle paylaşmak istiyorum dedim. Karikatürden geziye, özlü sözlerden müziğe uzanan bir içerik yelpazesine sahip oldum…

Güldürürken düşündüren blog “Zamazingo” büyük bir adım oldu benim için. Bu vesileyle birçok insanla tanıştım… Birçok değerli dostluk kurma fırsatına eriştim… Fakat baktım yine duramıyorum. Kısa yazılar yazmaya başladım. Onları da önce bloğumda arkasından gezi dergisi Olympos’ta (www.olympos.com.tr) ve Sırtçamtam’da (www.sirtcantam.com) paylaşmaya başladım…

Yoluma çıkan herkesle bir sevdayı büyütmeye başladım… Bu öyle bir sevda oldu ki… Giderek büyüdü… Umarım büyümeye de devam eder… Bundan sonra ne mi var? Kim bilebilir ki… Niyetimde hikaye kitabı yazmak var… Damla damla oluşuyor hikaye kitabı içimde… Beraber nefes alıyoruz onunla ve sizlerle… Hep beraber yazıyoruz bu kitabı…

Umarım gelecek hepimize güzellikler getirir… Sevgiyle kalın…

23 Mayıs 2011

Tüm karmaşalara yukardan bak...



Gürültü ve patırtının üstünde, sessizliğin sesinde derin bir anlayış vardır...

kRİSHNA

Bir sorunla karşılaştığımızda doğal olarak çözmeye çalışırız... baktık ki çözemiyoruz...

ortamdan biraz uzaklaşıp zihni sakinleştermek gerekir...

böylece yeni bir bakış açısı kazanabiliriz...

ve döndüğümüzde sorunu çözme şansımızın daha yüksek olduğunu söyleyebilirm...

tecrübeyle sabittir:)))

Kelebek Rüyası...



Butterfly Dream (Kelebek Rüyası)

Once in my dream I became a butterfly (Rüyamda bir keresinde bir kelebektim)

Over the flowers happily I flied (Çiçeklerin üzerinde mutlu mutlu uçtum)

Resting on a flower drank I its juice (Bir çiçeğin üzerine konarak özünü içtim) ...

Shifting from one to another till belly was full (... Midem şişene kadar çiçekten çiçeğe atladım)

I only felt the happiness of the butterfly (Yalnızca kelebeğin mutluluğunu hissettim)

Forgetting at that moment who am I (O an kim olduğumu unutarak)

Suddenly I awakened from my dream (Ansızın rüyamdan uyandım)

I found my soul again in human skin (Ruhumu tekrar insan bedeninde buldum)

At that moment could not say for sure I (O anda tam olarak anlayamadım/algılayamadım)

If butterfly-me dreamed of being in human style (Kelebek ben kendimi insan olarak mı gördüm)

Or had human-I dreamed of being a butterfly (Yoksa insan ben kendimi kelebek olarak mı düşledim)

Which was happily enjoying the open sky (...engin gökyüzünü mutlulukla dolaşan)

(In honor of Chuang Tzu, Chinese Taoist) (Çinli Taocu Chuang Tzu anısına)

ama sen de göstersem kızıyorsun, göstermesem kızıyorsun...