6 Ağustos 2011
Bir sahilden çözülüp gitmek... Düşünceler gibi başıboş...
Kendinizi tatlılıkla ifade edebilmek için çalışmalısınız…
Psikolog Marshall Rosenberg diyor ki: Bize iyi çocuk, iyi anne ve baba olmak öğretildi. Eğer bu iyi şeylerden biri olacaksak, o zaman depresyonda olmaya da alışmamız lazım. Depresyon "iyi" olmanın ödülüdür.
"İyi" olmak için "Aman üzmeyeyim, kırmayayım, aman tatsızlık çıkmasın" derken duygularını içinde hapseden ve bu yüzden de hem duygusal hem de fiziksel olarak şişen birçok insan tanıyorum. İyi insan olmak için kendini feda ediyor. Bunu yaptıkça da kendinden kopuyor. Gerçek olanı unutup sahte olana alışıyor.
Başkalarını üzemezsiniz. Onlar üzülmeyi seçmediği sürece onları üzmeniz imkansız. Sizin içinizde olup biten bir şeyden de başkası sorumlu olamaz. Artık hissettiklerinizin sorumluluğunu alma zamanı. İyi çocuk olmaktan vazgeçip kendiMiz olma zamanı! (Mı ?)
Hissettiklerinizle tanışmak, kendinizle yeniden bağlantıya geçmek, kendinizi tatlılıkla ifade edebilmek için çalışmalısınız…
Tabi burada patavatsızlıktan, bile bile kırıcı olmaktan bahsetmiyoruz… Ama artık kendimizi, hissettiklerimizi ve isteklerimizi
de yumuşakça ortaya koymayı öğrenmeliyiz
Eve her zaman başın dik olarak dön...

Günün nasıl geçtiği hiç önemli değil…
Eve her zaman başın dik olarak dön...
Mehmet Tandoruğa teşekkürlerimle...
Mutluluğu nasıl bulabiliriz...

Bir tüccar mutluluğun gizini öğrenmesi için oğlunu insanların en bilgesinin yanı...na yollamış.
Delikanlı bir çölde kırk gün yürüdükten sonra, sonunda bir tepenin üzerinde bulunan güzel şatoya varmış. Söz konusu bilge burada yaşıyormuş.
Bir ermişle karşılaşmayı bekleyen bizim kahraman, girdiği salonda hummalı bir manzarayla karşılaşmış.
Tüccarlar girip çıkıyor, insanlar bir köşede sohbet ediyor, bir
orkestra tatlı ezgiler çalıyormuş. Dünyanın dört bir yanından gelmiş lezzetli yiyeceklerle dolu bir masa da varmış.
Bilge sırayla bu insanlarla konuşuyormuş ve bizim delikanlı kendi sırasının gelmesi için iki saat beklemek zorunda kalmış.
Delikanlının ziyaret nedenini açıklamasını dikkatle dinlemiş bilge, ama mutluluğun gizini açıklayacak zamanı olmadığını söylemiş ona.Gidip sarayda dolaşmasını, kendisini iki saat sonra görmeye gelmesini salık vermiş.
"Ama, sizden bir ricada bulunacağım," diye eklemiş, delikanlının eline bir kaşık verip, sonra bu kaşığa iki damla sıvı yağ koymuş. "Sarayı dolaşırken bu kaşığı elinizde tutacak ve yağı dökmeyeceksiniz."
Delikanlı sarayın merdivenlerini inip çıkmaya başlamış, gözünü
kaşıktan ayırmıyormuş. İki saat sonra bilgenin huzuruna çıkmış.
"Güzel" demiş bilge, "Peki, yemek salonumdaki Acem halılarını gördünüz mü? Bahçıvanbaşının yaratmak için on yıl çalıştığı bahçeyi gördünüz mü? Kütüphanemdeki güzel parşömenleri fark ettiniz mi?"
Utanan delikanlı hiçbir şey göremediğini itiraf etmek zorunda kalmış. Çünkü bilgenin kendisine verdiği iki damla yağı dökmemeye çabalamış, başka bir şeye dikkat edememiş.
"Öyleyse git, evrenin harikalarını tanı." demiş ona bilge. "Oturduğu evi tanımadan bir insana güvenemezsin."
İçi rahatlayan delikanlı kaşığı alıp sarayı gezmeye çıkmış. Bu kez, duvarlara asılmış, tavanları süsleyen sanat yapıtlarına dikkat ediyormuş. Bahçeleri, çevredeki dağları, çiçeklerin güzelliğini, bulundukları yerlere yakışan sanat yapıtlarının zarafetini görmüş.
Bilgenin yanına dönünce, gördüklerini tüm ayrıntılarıyla anlatmış. "Peki sana emanet ettiğim iki damla yağ nerede?" diye sormuş bilge.
Kaşığa bakan delikanlı, iki damla yağın dökülmüş olduğunu görmüş.
"Peki" demiş bunun üzerine bilgeler bilgesi, "Sana verebileceğim tek öğüt var. Mutluluğun gizi dünyanın tüm harikalarını görmektir, ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan...
5 Ağustos 2011
Öğreterek öğrenmek...
4 Ağustos 2011
Ve uykusuz geçen bir gecenin sonunda, sahip olduklarımın tadını çıkarmam gerektiğini hissederim...
Bazen karanlıkta, uykuya geçmeden önce anıların saldırısına uğrarım sessizce…
Bölük pörçük anıların arasında yolumu kaybederim. Bendeki neyin onları çağırdığını bilmem ama bütün bir gece uykudan uzak kalırım.
Bazıları beni çok mutlu etmiştir zamanında, onları okşamak, hoş tutmak isterim. Yeniden tadını çıkararak seyredebilmek için mutluluk anılarımın peşine düşerim
Anılarım hızla ve sürekli olarak yer değiştirirken, bir belirip bir kaybolurlar adeta…
Anılarım bana, aşklarımı, korkularımı, yalnızlıklarımı, kayıplarımı, hayal kırıklıklarımı, pişmanlıklarımı, acılarımı hatırlatır.
Anılarım geçmişimdir, geçmişim hem çok bildik, hem de geriye dönüp baktığımda her seferinde şaşırtacak kadar yeni ve yabancı görünür bana.
Bazen karanlıkta, uykuya geçmeden önce anılarımın saldırısına uğrarım sessizce.
Uzanıp en sevdiklerimden birini yakalamak ve ona sarılarak uykuya dalmak isterim.
Zamanında elimden kaçırdığım için anıya dönüşmüş bir yaşantımı yeniden ele geçirmek için dayanılmaz bir arzuya kapılırım.
Ama anıları anı yapan, onların bize asla ikinci bir şans vermemeleridir! Bunu artık anlarım... Ve uykusuz geçen bir gecenin sonunda, sahip olduklarımın tadını çıkarmam gerektiğini hissederim...
Sahip olduklarımın en kıymetli hazinem olduğunu anlarım...
Ahmet Hamamcıoğluna teşekkürlerimle...
Sadece inancınızı, umutlarınızı ve güveninizi kaybetmeyin...
Her biten gün yeni bir umut , her yenilgi yeni bir başlangıç, her tükeniş yeni bir varoluş tur. Sadece inancınızı, umutlarınızı ve güveninizi kaybetmeyin.
Alp'e teşekkürlerimle...
Geçmişte yaşamak üzerine bir zen öyküsü...
Tanzan ile Ekido çamurlu bir yolda ilerliyorlardır. Yağmur ha bire yağmaktadır. Bir dönemeçte, ipek kimonolu, beli kuşaklı bir Japon güzeli çıkar karşılarına. Kızcağız, çamur dolu bir hendekten karşıya geçmeye çabalamaktadır.
Tanzan düşünmeden, "Gel kız!" der, kızı kucaklayıp kaldırır, çamurdan aşırtır. Geceye dek Ekido'nun ağzını bıçak açmaz. Geceleyecekleri tapınağa varınca artık dayanamaz: "Hani biz keşişler kadınlara yaklaşmazdık! Hele öyle güzel kızlara! Sakıncalı buluyorum. Neden yaptın o işi?" diye vırlar.
"Vay, sen hala taşımakta mısın kızı?" der Tanzan, "Ben onu orda bırakmıştım."
101 Zen Öyküsü, "Zen Eti Zen Kemiği", Yol Yayınları
3 Ağustos 2011
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son...
http://youtu.be/sHVx5ZFEFz4
Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor
Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Bugün sen çok gençsin yavrum
Hayat ümit neşe dolu
Mutlu günler vaad ediyor
Sana yıllar ömür boyu
Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son
"O, benim dert ağacım," dedi..

Eski çiftlik evini restore etmek için tuttuğum marangoz, işteki ilk gününü
zorlukla tamamlamıştı
arabasının patlayan lastiği onun işe bir saat geç gelmesine neden olmuş,
elektrikli testeresi iflas etmiş ve şimdi de eski püskü pikabı çalışmayı
reddetmişti.
Onu evine götürürken yanımda adeta bir taş gibi oturuyordu.
Evine ulaştığımızda beni, ailesiyle tanışmam için davet etti.
Eve doğru yürürken küçük bir ağacın önünde kısa bir süre durdu, dalların uçlarına her iki eliyle dokundu.
Kapı açıldığında; adam şaşırtıcı bir şekilde deşişti. Yanık yüzü tebessümle kaplandı, iki küçük çocuğunu kucakladı ve eşine kocaman bir öpücük verdi.
Daha sonra beni arabaya yolcu etmeye geldiğinde; ağacın yanından geçerken merakım daha da arttı ve ona eve giderken gördüğüm olayı sordum.
"O, benim dert ağacım," dedi. "Elimde olmadan işimde bazı sorunlar çıkıyor, ama şundan eminim ki o sorunlar evime, eşime ve çocuklarıma ait değil.
Bunun için bu sorunları her akşam eve girerken o ağaca asıyorum. Sabahları tekrar onları oradan alıyorum. Ama komik olan ne biliyor musunuz? Ertesi sabah onları almaya gittiğimde, astığım kadar çok olmadıklarını
görüyorum."
Öfkeyle geçen her dakikanız, mutluluğunuzdan çalınmış 60 saniyedir.
~Emerson~
Hayatınız aydın olsun...
Yaşamınız tatlı,
Hüzünleriniz uzak,
Sevdiklerinizin yakınınızda olm...ası,
Yüzlerinizin gülmesi,
Sözlerinizin sevgi dolu olması dilediklerimle
Güneşin bereketiyle, güllerin mis kokusuyla, coşkusuyla gününüz
Hayatınız aydın olsun
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)