11 Eylül 2011

Herkesin başkasından öğrenecek bir şeyi vardır...

 



Bir bilge, bir gölün başında oturmaktadır. Susuzluktan kırılan bir köpeğin devamlı olarak göle kadar gelip, tam su içecekken kaçması dikkatini çeker. Dikkatle izler olayı. Köpek susamıştır ama göle geldiğinde sudaki yansımasını görüp korkmaktadır. Bu yüzden de suyu içmeden kaçmaktadır. Sonunda köpek susuzluğa dayanamayıp kendini göle atar ve kendi yansımasını görmediği için suyu içer. O anda b...ilge düşünür:

-Benim bundan öğrendiğimm şu oldu,der.

-Bir insanın istekleri ile arasındaki engel, çoğu zaman kendi içinde büyüttüğü korkulardır. Kendi içinde büyüttüğü engellerdir. İnsan bunu aşarsa, istediklerini elde edebilir.

Ama biraz daha düşününce aslında gerçek öğrendiği şeyin bundan farklı olduğunu görür. Asıl öğrendiği şey, insanın bir bilge bile olsa bir köpekten öğrenebileceği bilginin var olduğudur. Bu yüzden ne varsa paylaş, senden de öğrenilecek bir şeyler vardır diğer insanlar için

Sirenia - Seven Sirens And A Silver Tear

http://youtu.be/hn_2sOmdSdM

Her şey sizin görüşünüze bağlıdır...

Karınca Yiyen

Profesör bir test sorusu olarak öğrencilerinden bir karıncanın çevresindeki hayvanları nasıl ayırabileceğini düşünmelerini istemiştir.
İşte sonuç: Karınca hayvanlar âlemini iki sınıfa ayırmaktadır.
a) Aslan, kaplan ve çıngıraklı yılan gibi şefkatli ve iyi huylu hayvanlar ve;
b) Piliçler, ördek, karınca yiyen  ve kazlar gibi yırtıcı hayvanlar

Her şey sizin görüşünüze bağlıdır...

Gülüyosun...

Yürekten akan sözler yüreğe akar...



Köyün birinde arıcılıkla uğraşan bir ailenin beş altı yaşlarındaki çocuğu yemede...n içmeden kesilivermiş. Su ve bal dışında bir şeyin yüzüne bakmıyormuş. Ne ekmek, ne süt, ne şeker kesinlikle yemiyormuş. Ailenin, akrabaların, arkadaşların, tüm köy halkının çabaları işe yaramamış. Ufaklık balı parmaklıyor, başka hiçbir şeyi ağzına koymuyormuş. Gitikçe zayıflayan çocuğu doktor doktor, hoca hoca gezdirmişler. Büyülere, telkinlere götürmüşler. Para etmemiş. Çocuğun gözü baldan başka bir şey görmüyormuş. Tabii ağzı ve midesi de öyle...

Sonra bir gün bilen kişiler bir erenden övgüyle bahsetmişler. Her gün bir kapıya giden aile, iskelete dönen çocuğu alıp eren kişinin kapısına varmış. Yaşlı adam onları uzun uzun dinledikten sonra bir iç geçirmiş ve demiş ki:
- "Bilmiyorum, belki elimden bir şey gelir ama bana on gün müsaade etmeniz gerekir. Yine de size söz veremem. On gün sonra ne olur bilemem. Belki bir yardımım dokunur."
Ailenin tüm ısrarlarına rağmen yaşlı adam on gün sonra görüşmek üzere onları yolcu etmiş.

On gün boyunca çocuğu kapı kapı gezdiren, ufaklığın hiçbir telkin tınmayan sabit bakışlarını ve iyice güçsüzleşen bedenini umutsuzca izleyen aile, on gün sonra yaşlı adamın karşısına çıkmışlar. Yaşlı adam sabırsızlıkla kendisine bakan anneyle babanın elinden çocuğu tutup yanına çekmiş, ona şöyle bir bakmış:
- "Baldan başka şeyler de yeniyor, daha iyi oluyor..." demiş ve bir parça ekmek uzatmış. Çocuk da başını sallayıp ekmeği kemirmeye başlamış.

O günden sonra her şeyi yemeğe başlayan çocuğun ailesi bayram etmiş tabii. Ama babası bir yandan da büyük bir meraka düşmüş. "Bu dervişin söyledilerini bin kere başkaları da söyledi. Daha güzel, daha etkileyici laflar edenler de oldu. Ama çocuk niye bu adamı dinledi? İhtiyardaki keramet nedir? Dur hele... Belki işime yarar... İşin sırrını öğrenirsem herkese istediğim her şeyi yaptırırım" deyip yaşlı adamın peşine düşmüş. Onu görür görmez dolambaçlı yollardan sorusunu sormuş.

Derviş bu karmaşık laflar içindeki soruyu farkedince gülümsemiş. "Basit" demiş. "Ben de bal düşkünüyüm. Kulübenin arkasında iki kovan var. Bazı günler sadece bal yiyorum. Başka şey yemek hiç canım istemiyor. Zorunluluktan yiyorum. Siz çocuğu getirdiğinizde ağzımdan çıkan sözün sahibi olmak için on gün müsaade istedim ve on gün ağzıma bal koymadım. Zor oldu ama başardım. Gördüm ki baldan başka şeyler de yenirmiş. Bunu söyledim. Çocuk benim kendi söylediklerime yürekten inandığımı hissetti. Bu nedenle inandı" demiş ve keramet avcısı babanın gözlerine bakıp sözlerini şöyle bitirmiş:

"Yürekten akan sözler yüreğe akar. Ağızdan çıkan sözler ise bir kulaktan girer bir kulaktan çıkar..."

Susamış koyun ne yapar?.. 11/09/2011... Günün fotosu...

Fikirlerinize katılmıyorum. Ama onları savunabilmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım.!"



"-Fikirlerinize katılmıyorum. Ama onları savunabilmeniz için hayatımı feda etmeye hazırım.!"
Voltaire

Tai Chi 10 Form

http://youtu.be/P4Z4sQNQtJM

10 Eylül 2011

ı love sopa...

Siz hiç içinize yolculuk yaptınız mı, gözbebeklerinizin derinliğine...


Siz hiç içinize yolculuk yaptınız mı, gözbebeklerinizin derinliğine. ..Yapmadıysanız bilemezsiniz, onun sizi bulunduğunuz yerden alıp nerelere götüreceğini...

 Duyarsızsanız yaşama, insanlara, doğaya, var olan her şeye, sadece dilinizdeyse sevgi, saygı; yolculuk dehşet verici, olabilir. Bir kozmik oyundur oynanan çıldırtabilir sizi. Amacı size sizi göstermek ve sizi geleceğinizin karanlığından kurtarmaktır.

 Bilin ki bulduğunuz o hareketsiz, derin, korkutucu karanlık değişecek. Önce titreşecek, sonra renkler, ışıklar belirecek... Sonra tüm dünyanız aydınlanacak... Yeter ki içinize bakın  ve kendinizi kabullenin... Gerisi kendiliğinden gelecektir...

Yazılara eklediğin yorumla, sitedeki ağaçların boyunun uzadığı gerçeküstü dünyayı keşfet...

 

/www.nilinkelebekleri.com/

 

Nil Karaibrahimgil'in kendi köşe yazıları arasından yaptığı 'acayip' bir seçki! Yazılara eklediğin yorumla, sitedeki ağaçların boyunun uzadığı gerçeküstü dünyayı keşfet. Kocaman olan her ağaç için, gerçek bir tane dikilsin...

SAHİ MUTLULUK NEYDİ CAN?

 

SAHİ MUTLULUK NEYDİ CAN?

Tasasız bir hayat mı?
Yoksa talihsiz olaylar karşısında moral gücümüzü korumak mı?
Hayaller kurup mutluluğu bulacağımız günü beklemek mi?
... Yoksa küçük şeylerden güzellikler süzmek mi?
Hayatı sürekli sorgulamak mı?
Yoksa olduğu gibi kabullenmek mi?
Bütün özlemlere kavuşmak mı?
Özlemenin içindeki gizli mutluluğu keşfedebilmek mi?
Her dilediğimize sahip olmak mı?
Yoksa sahip olduklarımızla yetinmek mi?
Sahi neydi mutluluk can

 


Mehmet Orhan DURDU

Kendine karşı dürüst ol...

 



 

"Önce kendine karşı dürüst ol.Önce kendini besleyemezsen ve kendine yardım edemezsen, baskalarını besleyemezsin ve onlara yardım edemezsin..!"

Ajda Pekkan.Tarkan-Sevene zülmedeni yakar geçerim...

http://youtu.be/__aOBYlUOXI

Öğretmen ve öğrenci...

 

Yunus Emre, yaşadığı köyde yiyecek bir şeyleri kalmayınca Taptuk Emre'nin dergahına gelir ve ondan yiyecek bir şeyler ister. Bunun üzerine Taptuk Emre ona, "Aş mı istersin nefes mi istersin?" diye sorar. Yunus, "Biz açız beyim nefesi ne yapayım, sen bize aş ver," der. Bunun üzerine Taptuk Emre, Yunus'u tahıl deposuna sokar ve "İstediğin kadar al," der. Yunus, eşeğine yükleyebildiği kadar buğdayı y...ükler ve ardından yola koyulur. 
 
Bir süre gittikten sonra aklı başına gelir ve "Bu besin benim karnımı bir süre doyurur, ama eğer nefesi tercih etseydim ruhum sonsuza kadar doyardı," diye düşünür ve hemen gerisin geriye dergaha gider. Taptuk Emre'nin huzuruna çıkıp "Efendim ben büyük hata ettim, ne olur buğdayı al, bana nefes ver," der. Fakat artık geçtir. Aynı sonuca ulaşmak için 20 yıl Taptuk Emre'nin dergahına odun taşıması gerekir. Elbette o eğer odunları taşımasaydı o zaman Yunus da Yunus olmazdı.
 
Öğretmen öğrenciyi seçer; tıpkı öğrencinin  de öğretmeni seçmesi gibi. Bu bazen bir andır, bazense bir süreç. Fakat bu işlem bir kez bitti mi artık öğrencinin, öğretmeninin önünden ve Tanrı'nın önünden çekilmeyi bilmesi gerekir. Bazı şeyler vardır ki, size ne kadar tuhaf gelse de, ne kadar anlamasanız da bunlar gelişiminiz için büyük bir öneme sahiptir. Yoksa Yunus 20 sene dergaha odun taşır mıydı? Milarepa tek başına koca kayaları taşıyarak 5 kere 9 katlı Pagoda yapıp onu her seferinde tam bitirdiğinde ustasının emriyle yıkar mıydı? Huiko, kendini öğrenciliğe kabul etmeyen Bodhidarma'ya kolunu kesip önüne koyarak ne kadar kararlı olduğunu gösterir miydi? Eğer öğretmene tam bir güven yoksa ve bir şeyler tam zamanında yapılmazsa, daha sonra o şeyleri yapmak için sarfedilmesi gereken emek, onu anlamak için kat edilmesi gereken yol çok daha uzun olacaktır.
 
Öğretmenin görevi, sizin anlayışınızın ötesinde bir hamle ile tam zamanında, tam olarak gereken şeyi yapmanızı sağlamak ve mümkünse bunun için zihninizi şaşırtmaktır; zihin bu sayede yapılanı engellemez. Bunun için de öğrencinin kendini tam olarak öğretmene bırakması; Japonların dediği gibi Shoshin, yani sekil alabilen bir zihne, kalbe dönüşmesi gerekir. 
 
Hepinize sevgi ve dostluk duygularımla,
Cem Şen