Muhteşem bir gün, ve bugün bir daha asla geri gelmeyecek... Kıymetini bilin ve iyi değerlendirin...
23 Eylül 2011
Muhteşem bir gün, ve bugün bir daha asla geri gelmeyecek ...
Muhteşem bir gün, ve bugün bir daha asla geri gelmeyecek... Kıymetini bilin ve iyi değerlendirin...
Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı var...
Bu şehrin havasını soludum, ekmeğini yedim, suyunu içtim. Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı var. İnkar edemem...
Yağmurunda kayboldumsa bu şehrin, denizinde duruldum, bulutunda kendimi buldum...
yol hali
Bu da geçer... Bu da...
Hiç bir şey kalıcı değildir. Günü geldiğinde hepsi tersine döner. Gündüz ve gece gibi. Ne iyi olduğuna sevin, ne de kötü olduğuna üzül. Devrandır bu dönüp duran....Sevgimle
22 Eylül 2011
Künefe...
1 kilo kadayıf
yarım kilo kadar tussuz
hatay peyniri (olmzsa olmaz)
1 paket sana yağ
2 adet yuvarlak tepsi
tepsi
1 adaet antakyalı bir akraba( şaşırmayın nie olduğunu
göreceksiniz)
şiresi için yarım kilo kadar şeker ( size kalmiş çok mu tatlı
olsun olmasın
ilk önce yufkacıya gidip 1 kilo kadayıf alıoruz evimize gelyoruz büyük bir tepsinin içine döküp kadayıfları küçük olana kadar parcalıyoruz (parcalama
işlemi için 250 -300 grm sana yağı bir kabda ertip üstüne döküp öyle parçalıyoruz) parçaladıktan sonra kadayıfi ikiye bolup yarısını tepsinin içine
bastırıyoruz (tepsinin içini biraz yağlayın yapışmaması içiin) ondan sonra tuzsuz peynirimizi ince ince dilimleyip tepsinin içinde bastırdığımız kadayıfın üstüne
koyuyoruz ondan sonra diğer ayırdığımız kadayıfı üstünü ortecek şekilde tepsiye bastırıyoruz (kadayıf üztüne peynir peynir üstne kadayıf olacak ) ondan sonra
ocagın üstüne koyoyoruz ve en diştan pişiriyoruz kısık atesde sürekli gönderyoruz bi yarım saat kadar dönderyoruz ondan sanra diğer tepsiyi ustune
kapatıp ters çeviyoruz tekrardan kısık atesde pişiriyoruz (bu arada yarım kilo sekeri 1 litre suda şire haline getiriyoruzve şireyi sogumaya birakıyoruz) pisdikden
sonra kare kare kesiyoruz ve en son şireyi döküyoruz 5- 10 dak dinlendikten ve künefe şireyi çektikden sonra afiyetle yıyoruz.
üstüne kaymak eklerseniz daha güzel oluyor.
Bir selam da kendine ver...
Yola çıkınca her sabah
Bulutlara selâm ver
Taşlara, kuşlara
Atlara, otlara İnsanlara selâm ver.
Sonra çıkarıp cebinden aynanı
Bir selam da kendine ver.
Hatırın kalmasın el gün yanında
Bu dünyada sen de varsın!
Üstün Dökmen
Yaşadıklarımız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjimizi dünyaya yayıyoruz...

Mutlu oldugunuzda mutlulugu yaşayan sadece kendiniz degilsiniz.Sevgi dolu olduğunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz değilsiniz.
.
Siz bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .
-
Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardığı değer şöylePozitif ve herşeyi oldugu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydıgı enerji, 70 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yayadıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Bugün, peygamber,budha veya mevlana olmasanızda, 90 bin insani mutlu etmeye ne dersiniz
-
Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardığı değer şöylePozitif ve herşeyi oldugu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydıgı enerji, 70 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yayadıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.
Bugün, peygamber,budha veya mevlana olmasanızda, 90 bin insani mutlu etmeye ne dersiniz
Sıkıntılarınızı gökyüzüne dağıttınız bir gün olsun...
Sıkıntılarınızı gökyüzüne dağıttınız bir gün olsun
İçinizde küçük sevinçlerin olduğu bir gün olsun....
Barış,mutluluk ve neşe dolu bir gün olsun......
Sevgiyi ve umudu içinizde yeşerttiğiniz bir gün olsun
günaydın dostlarım..:)
Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın...
Hepimiz hayata belli görevler yapmak için geliyoruz, sebepsiz gelen tek insan yok. Bazılarımızın görevleri çok büyük, bazılarımızın ise ufak, belki bir küçük çocuğun başını okşayıp onu mutlu etmek kadar ufak, ama hepsi görev, hepsi çok önemli.
Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın, diğerlerine ne kadar faydalı olabiliyorsunuz, kimsenin maddi veya manevi hakkını yiyormusunuz, başkalarına zarar veriyormusunuz, ve en yüksek hayrınıza olan yolunuzu bulun.
Her başınıza gelen üzücü olay sizin ruhsal eğitiminiz için bir derstir, onlara dikkat edin ve öğrenin. Bu hayat oyununuzu en az zarar görecek şekilde, kendinizi size bu seferlik verilmiş role fazla kaptırmadan oynayın, karmanızı kirletmeyin ki sonradan ödemek zorunda olacağınız borçlar çıkmasın.
Sevgiler, hayırlı sabahlar. Petek Kitamura
Buddha'nın iletişimle ilgili önerileri...
Buddha'nin iletisimle ilgili önerileri...
- 1. Yalan soylememek yada aldatmamak,
2. Uyumsuzluk, dusmanlik yani ikilige yol acicak sekilde konusmamak ve iftirada bulunmamak,
3. Kaba, kufurlu, yada ikici sekilde konusmamak,
4. Bos konusmamak, dedikodudan uzak durmak
21 Eylül 2011
20 Eylül 2011
Mini kumpir...

8 adet küçük boy taze patates
1 çay bardağı konserve mısır
5-6 adet kornişon turşu
... 10-12 dal maydanoz
1 tatlı kaşığı hardal
1 çorba kaşığı ketçap
1 çorba kaşığı oda sıcaklığında tereyağı
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
Tuz, karabiber, pulbiber
Üzerine:
8 adet kokteyl sosis
2 çorba kaşığı sıvıyağ
1 çay bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
Yapılışı
YIKANMIŞ patatesleri kabuklarıyla birlikte 15 dakika haşlayın. Suyunu süzdükten sonra üst kısmını bıçakla (+) şeklinde çizin ve tatlı kaşığıyla içini çıkarıp bir kaba alın. Bu kaba, mısır, küp doğranmış turşu, kıyılmış maydanoz, hardal, ketçap, tereyağı, kaşar peyniri, tuz, karabiber ve pulbiber ekleyip karıştırın. İçleri boşaltılmış patateslere bu karışımı paylaştırın. Diğer taraftan sosisleri iki ucundan (+) şeklinde kesin ve kızdırılmış sıvıyağda kızartın. Kumpirlerin üzerine 1'er adet sosis yerleştirin. En üste de kaşar peyniri serpin ve servis yapın
Osmanlı nezaketi...

Osmanlı’da içinde hasta bulunan evin penceresine kırmızı çiçek... konurdu.
Onu gören satıcılar sessizce geçerlerdi. Çocuklar da başka mahallelerde oynarlardı
İşler biraz değişmeye başlamış kalbinde...
İsimlerin, şekillerin olmadığı sadece ruhların derinliklerinden gelen en samimi duyguların dile getirildiği zaman ve mekan unsurlarından soyutlanmış bir birliktelik içinde sürer dostlukları.
Ve... bir gün bakarlar ki birbirlerini tamamlayan iki varlık olmuşlar. Yazışmadıkları gün hatta saat olmamaya başlamışlar. Adeta nefes alış gibi doğal bir bütünleşme, isim takamadıkları bir aşk gelişmiş içlerinde. Tüm beşeri sıfatlardan sıyrılmış, bambaşka bir halmiş bu.
Aradan geçen zaman zarfında, artık kesinlikle birbirlerinden asla kopamayacaklarına inandıkları gün; tanışmaya ve evlenmeye karar vermişler.
Ve ikisinin de çok iyi bildikleri bir kentin çok iyi tanıdıkları bir sahilinde buluşmak üzere anlaşmışlar.
Hanımın elinde kırmızı güller ve dudaklarında sevgi dolu bir gülümseme olacakmış. Erkek ise hiç bir alamet taşımayacakmış.
Nihayet beklenen gün gelmiş. Genç erkek sözleştikleri yere yaklaştıkça kalbi duracak gibi oluyormuş. İşler biraz değişmeye başlamış kalbinde. Ya çok çirkin bir kadınsa sevdiceği, ya kör, topal ise. Biraz hata yaptığını düşünür gibi olmuş ama çabuk savmış bu kendine ve aşkına yakışmayan düşünceleri zihninden.
Karşıda elinde bir gül tutan ve sağa ,sola bakınan hanımı görmüş. İçi hop etmiş fakat dudaklarında beliren düş kırıklığını biraz olsun giderebilmek için bir, iki derin nefes almış ve son derece kararlı adımlarla hanımın yanına yaklaşmış.
Annesi yaşında hatta daha da yaşlı, saçları pamuk gibi bembeyaz, yüzü yaşadığı yılların derin izleri ile buruşmuş fakat dudaklarında güzel bir o kadar da şaşkın bir tebessümle kendine doğru yaklaşan genç erkeğe bakıyormuş. Gözleri bin bir soru ile kıpırdıyor, yorgun göz kapakları arada bir feri kaçmış gözbebeklerini uzaklara yönlendiriyor ama yaşlı kadın gözlerini genç erkeğin bakışlarına kilitlemeye çalışıyormuş.
Zihninde çeşit, çeşit zıt fikirlerin koşuştuğu genç adam bir, iki yutkundu ve gücünün son raddesindeki bir hıçkırıkla,
- Merhaba aşkım. Nasılsın ? dedi.
Kadere teslim olmuştu. Söz vermişti. Biliyordu her şey olabilirdi. Bir an gözlerini kapadı ve yazışmalarını hatırlamaya çalıştı. Onca duygu dolu kelimeler, sevda yüklü vaatler, parlak gelecekler nasıl olmuştu da bu yaşı geçmiş hatunun kaleminden dökülebilmişti. Bir türlü inanamıyordu fakat gerçek gün gibi ortadaydı.
Yaşlı kadının elinde tuttuğu kırmızı güller aldı ve tarif edilemeyen bir duyguyla onları öptü. Sonra elini uzattı ve,
- Hadi kalkmana yardım edeyim aşkım buradan uzaklaşalım. dedi.
Olanları anlamsız gözlerle seyreden yaşlı kadın dudaklarını araladı ve,
- Ey oğul, ben yıllardır bu kelimeyi unutmuş anan belki ninen yaşta bir kadınım, neler oluyor anlayamadım ama o gülleri elimden niye aldın. Onları bana şu ilerde oturan genç kız verdi, birini bekliyormuş, burada buluşacaklarmış. Gelirse benim tarafımdan bu gülleri ona verir misin demişti. Ben de o genci bekliyordum, yoksa o sen misin?
Genç adam bir an soluksuz kaldı, boğazında düğümlenen hıçkırık ve karmakarışık duygularla yaşlı kadının işaret ettiği yöne baktı. Bir çift sevgi ve minnettarlıkla parlayan yeşil göz kendisine gülümsüyordu. Telaşla yaşlı kadının ellerini öptü ve gülleri ona tekrar vererek işaret edilen tarafa koşmaya başladı. Genç kız da ayağa kalkmış onu bekliyordu.
Seni izledim. şayet gülleri almayıp geri dönseydin sessizce buradan uzaklaşacaktım. Seni doğru tanımışım aşkım . . .
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)