23 Eylül 2011

Uçaktan İstanbul... Günün fotosu... 23/09/2011



 

Seçil Altınışık...

Ay haspam, canını mı sıktık?..

Özgür iradeye ne oldu...

 

David: Özgür iradeye ne oldu?

Thompson: Özgür iradeyi daha önce denemiştik. Sizleri avcı-toplayıcı yaşam biçiminden Roma İmparatorluğu'na geçirdikten sonra kendi başınıza ne yapacağınızı görmek için geri çekildik. Karanlık orta çağı yarattınız. Bunun üzerine de biz tekrar devreye girdik. Bisiklete binerken destek tekerleklerini çıkarmadan önce sizin daha iyi eğitilmeniz gerektigi söylendi. Biz de rönesansı, aydınlanma çağını verdik, bilimsel gelişmeler oluştu. 600 sene boyunca belirli bir sebeple dürtülerinizi kontrol etmeyi öğrettik. 1910'da tekrar geri çekildik. Sizse 50 yıl içinde İlk Dünya Savaşı'nı, Büyük Ekonomik Krizi, faşizmi, soykırımları yaratıp tüm yeryüzünü yok olmanın eşiğine getiren Küba Krizi'ni üzerine krema olarak sundunuz. Bu noktada kendinize bizim dahi geri alamayacağımız bir noktaya getirmemeniz için tekrar devreye girdik. Özgür radeniz bulunmuyor David. Özgür iradenin ilüzyonuna sahipsiniz.

- The Adjustment Bureau, 2011

Kararlarımız, seçimlerimiz, düşüncelerimiz, hatta dürtülerimiz olan bizler, özgür olduğumuzu düşünüyor ve bu düşünceyle yolumuza devam ediyor, işimizi yapıyor, yaşamlarımızı yaşıyoruz. Yaşamlarımızı yaşıyor, eğitimimizi tamamlıyor ve çocuk yapıp aileye karışıyoruz. Belirli bir oranda sapmalar da hayatımızın rengi oluyor. Toplumsa sabit bir yer edinerek duruşumuzu ortaya koyuyoruz.

Hala farkında değilseniz, bu önceden belirlenmiş tüm olasılıkları da bir kurgu. Alışverişe çıktığımızda seçimlerimizi kestirmek veyönlendirmek için çalışan bilim adamları ve pazarlamacılar bulunuyor. Cebinizdeki, eviniz ve ofisinizdeki cihazlar, bireyleri doğrudan olmasa da, topluluklar hakkında veriler toplamakta. Nedense birey olduğu için doğrudan yapılmaktan kaçınılan tüm bu faaliyetler, aslında gerçek bir bedeni olmayan topluluklara uygulanabiliyor. Gelecek güvencesi korkusuyla paketleyerek sundukları her aracı kabul ediyoruz; yeter ki sistem tarafından terkedilmiş birisi olmayalım. Bize bahşedilen 15 günlük bir dinlenme süresi ve belirli bir kalitede yaşama hakkı için yılda 340 gün, 24320 saatimizi bu yapının çarklarını yağlamamız gerekiyor. O da uslu durur ve önümüze konan sözleşmeleri içeriğine bakmadan imzalarsak.

Orwell, 1984 ile konunun yönetimsel açısına değinmişti. Üzerinde durmadığı nokta, kapital odaklarının kurgudaki yeri idi. Dönemin politikasından ilhamla betimlenmiş olan komünizmin kötü bir karikatürü idi. Muhtemelen bu bile manipüle edilmiş bir sonuç; ne de olsa ortaya çıkışı bile sistemin içinde gerçekleşti ve yine bir kontrol aracı olan Hollywood'da filmi çekildi. Alternatif olduğunu iddia eden her yol / tarz / akım rotadan çıkmaya yatkın olanları da kontrol edebilmek için bir araç; istediği kadar özgün ve
samimiyetle ortaya konmuş olsun. Heavy metal, punk rock, anarşizm gibi radikal gözüken, hatta spiritüel olan akımlar dahi biriken gazın boşaltımını sağlayan birer sektör sadece. Neredeyse tüm new-age spiritüel oluşumlar, kariyer, mutlu aile, huzurlu toplum gibi hikayelerle artık uyutulamayan bireyin içinde oluşan kara deliği yamamayı hedefliyor, ufak mutlulukları aydınlanma gibi göstererek biraz oluşan farkındalığı ve dikkati yine dağıtıyor.

Bilimi izleme altına aldılar, çünkü maddenin yapıtaşlarının altında çıkabilecekleri kontrol etmeleri gerekiyordu. Yeni bir Google vakası yaşamak istemediklerinden ön  öremedikleri,  kurgulayamadıkları herşeyi takip etmek için bankerlerle destekli büyük bir yatırımcılar ordusu yarattılar. Belki biliyorsunuz; Google, iki üniversiteli tarafından geliştirilmiş akademik bir arama motoruyken 2000'lerdeki dotcom çöküşü sonrasında oluşan ve reklam sektörünün vazgeçtiği bir alanda tam da yapılamaz deneni başararak, internet reklamcılığını tekrar var ederek büyüdü. Apple, büyük bir çöküntü ve umutsuzluk döneminde atıldıktan sonra yönetime geri çağırılan Steve Jobs sayesinde kendini yenileyebildi. Jobs da beklenilmeyeni yaparak miktar yerine kaliteyi ön planda tuttu. Tekil şarkı satışının imkansız görüldüğü bir ortamda bunu kullanacak ürünleriyarattıktan
sonra  iTunes gibi bir marka-mağaza yaratarak sadece müzisyenlere değil, artık korsanlık sebebiyle para kazanamayan yazılımcılara da para kazandırmayı sağladı.

Bu örnekler, başarılı girişim örnekleri değil; beklenilmeyeni yaparak akışı değiştirenlerin örnekleri. Kendinizi var etmekistiyorsanız, ön görülemeyeni yapmalısınız. Bu, önünüze sürülen türlü ilüzyonla, statü, refah, varlık gibi hediyelerle unutturulmaya çalışılacak. Sevdikleriniz sizi bu gerçeklikte tutmaya çalışacak, kahramanları alkışlayanlar
dahi sizin kahraman olmanıza izin vermeyecek. Daha da önemlisi, kendi zihniniz bile size bu yolda ihanet edecek; çünkü çocukluktan beri ona öğretilen davranış
biçimi ve alinabilecek tepkiler kurgulanmış halde.

Bu durumda ne yapmalıyız? Bu sistemle, kapitalle ve sonu gelmez üretim-tüketim deliliğiyle savaşmak yersiz. Oluşturacağınız tüm direnç noktaları, zayıf noktalarınızdır; size saldırılacak ilk hedefler de bunlar olacaktır. Sivil itaatsizlik, 68 kuşağı ve Gandhi'nin ortaya koyduğu etkili bir tutum. Size sunulan cazibeleri almayı reddederek, herhangi bir taraf olmayarak bu sisteme katılmayan olabilirsiniz. Buddha'nın sözünü hatırlayın: "Bütün dünyayı aydınlatmanıza gerek yok, sadece kendi çevrenizi aydınlatın,
yeter.". Herkes, sadece ufak bir sivil itaatsizlik göstermeye başlasa dahi bu, mermeri delip geçen su damlası gibi bir etki oluşturur. Kontrol edilmeyen, ana akımların dışında kalan fikirsel kaynaklardan beslenmek yararlı olabilir, ama bunun için neyin sisteme yaradığına dair bir farkındalık gerekli. Uyuşup unutmamak, rehavete kapılıp tembelleşmemek için de dikkat gerekli. Yediklerimizin psikolojimizi yönlendirdiğini görebilirseniz beslenmemizin dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta olduğunu görürsünüz. En basitinden çikolatanın keyif verdiği bilinir; daha detaylı bir incelemeyle yiyecekler ve çeşitli yollarla vücudumuza giren mikroorganizmaların hormonlarımızı,
organlarımızı etkiledikleri için de duygularımızı etkilediklerini görebilirsiniz. Çin 5 element sistemi ve buna bağlı geliştirilen beslenme  ilkeleri bunun en derin örneği. Şimdiye kadar önümüze sürülen, öğretilen, anlatılan bilgilerin hemen hemen hepsi yönlü ve çıkarları destekleyen bilgiler; kolestrolden tahıl ağırlıklı beslenmeye kadar
her konunu arkasında kazanç odaklı düşüncel bulabilmek mümkün. Demek ki şüphecilikle yaklaşmamız, yaşamımızda farkındalığı elde tutarak birer gnostik
olmamız gerek. Önümüze konulan ve bizi korkutan, hayatımızın tepetakla olacağının iddia edildiği durumlar, aslında farkında olmamızı, ayırd etmemizi
ve bilinçle yaklaşmamızı sağladığından muhtemelen daha doğru olma olasılığı taşıyor. Çıkar düzenleri, maddi gücün sürekli tutulmasını sağlamak için
bilinçli olmamızı istemez.

Farkındalığımızı geliştirebilmek için korkularımızlayüzleşmemiz gerekiyor. İstesek de istemesek de öleceğiz, kaybedeceğiz, kaybolacağız, başarısız olacağız. Durumumuzu ve geleceğimizi kontrol edemeyeceğimiz gerçeğini kabullendiğimizde, iyi ve kötü arasında tercih yapmadığımızda doğal olan, sağlıklı olan, hakiki olan ışımaya başlıyor. Ondan
sonrası mı? Bırakın, o da sizin maceranız olsun...

Cem Gencer...

 

Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı vardır...

 

Bu şehrin havasını soludum, ekmeğini yedim, suyunu içtim.

Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı vardır.... İnkar edemem…

Yağmurunda kayboldumsa bu şehrin, denizinde duruldum,

Yol Hali

Muhteşem bir gün, ve bugün bir daha asla geri gelmeyecek ...



Muhteşem bir gün, ve bugün bir daha asla geri gelmeyecek... Kıymetini bilin ve iyi değerlendirin...

Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı var...



Bu şehrin havasını soludum, ekmeğini yedim, suyunu içtim. Şehirlerin de sakinlerinin üzerinde hakkı var. İnkar edemem...

Yağmurunda kayboldumsa bu şehrin, denizinde duruldum, bulutunda kendimi  buldum...

yol hali

Bu da geçer... Bu da...

 

Hiç bir şey kalıcı değildir. Günü geldiğinde hepsi tersine döner. Gündüz ve gece gibi. Ne iyi olduğuna sevin, ne de kötü olduğuna üzül. Devrandır bu dönüp duran....Sevgimle

22 Eylül 2011

Künefe...

Künefe için gerekli malzemeler:
1 kilo kadayıf
yarım kilo kadar tussuz
hatay peyniri (olmzsa olmaz)
1 paket sana yağ
2 adet yuvarlak tepsi
tepsi
1 adaet antakyalı bir akraba( şaşırmayın nie olduğunu
göreceksiniz)
şiresi için yarım kilo kadar şeker ( size kalmiş çok mu tatlı
olsun olmasın

ilk önce yufkacıya gidip 1 kilo kadayıf alıoruz evimize gelyoruz büyük bir  tepsinin içine döküp kadayıfları küçük olana kadar parcalıyoruz (parcalama
işlemi için 250 -300 grm sana yağı bir kabda ertip üstüne döküp öyle parçalıyoruz) parçaladıktan sonra kadayıfi ikiye bolup yarısını tepsinin içine
bastırıyoruz (tepsinin içini biraz yağlayın yapışmaması içiin) ondan sonra tuzsuz peynirimizi ince ince dilimleyip tepsinin içinde bastırdığımız kadayıfın üstüne
koyuyoruz ondan sonra diğer ayırdığımız kadayıfı üstünü ortecek şekilde tepsiye bastırıyoruz (kadayıf üztüne peynir peynir üstne kadayıf olacak ) ondan sonra
ocagın üstüne koyoyoruz ve en diştan pişiriyoruz kısık atesde sürekli  gönderyoruz bi yarım saat kadar dönderyoruz ondan sanra diğer tepsiyi ustune
kapatıp ters çeviyoruz tekrardan kısık atesde pişiriyoruz (bu arada yarım kilo sekeri 1 litre suda şire haline getiriyoruzve şireyi sogumaya birakıyoruz) pisdikden
sonra kare kare kesiyoruz ve en son şireyi döküyoruz 5- 10 dak dinlendikten ve  künefe şireyi çektikden sonra afiyetle yıyoruz.
üstüne kaymak eklerseniz daha güzel oluyor.

Bir selam da kendine ver...



Yola çıkınca her sabah

Bulutlara selâm ver

Taşlara, kuşlara

Atlara, otlara İnsanlara selâm ver.

Sonra çıkarıp cebinden aynanı

Bir selam da kendine ver.

Hatırın kalmasın el gün yanında

Bu dünyada sen de varsın!

Üstün Dökmen

Yaşadıklarımız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjimizi dünyaya yayıyoruz...


Mutlu oldugunuzda mutlulugu yaşayan sadece kendiniz degilsiniz.Sevgi dolu olduğunuzda, sevgiyi yaşayan ,sadece kendiniz değilsiniz. Barış ve huzur içinde olduğunuzda, barış ve huzuru yaşayan, sadece kendiniz değilsiniz.


.

Siz bir yandan bunları yaşarken, bir yandan da farkında olmadan, evrenin enerjisini yükselterek, pek insanin hayatını etkiliyorsunuz. Yaşadıklarınız ile oluşan düşük veya yüksek frekanstaki enerjiniz ile, toplu bilinçteki yaşam enerjisini fazlası ile etkilemektesinizdir .
-
Kanadalı doktor David Hawkins araştırmaları sonucu vardığı değer şöylePozitif ve herşeyi oldugu gibi kabullenen mutlu bir insanın yaydığı enerji, 90.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Sevgiyi gerçek anlamda yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 750.000 insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Barış ve huzur içinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji, 10 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Mevlanalığı yaşayan bir insanın yaydıgı enerji, 70 milyon insanin yaydıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Peygamber,budha seviyesinde yaşayan bir insanın yaydığı enerji ise tüm insanlıgın yayadıgı düşük enerjiyi dengelemektedir.

Bugün, peygamber,budha veya mevlana olmasanızda, 90 bin insani mutlu etmeye ne dersiniz

Yeni nesil bizden uzun walla...

 

Sıkıntılarınızı gökyüzüne dağıttınız bir gün olsun...



Sıkıntılarınızı gökyüzüne dağıttınız bir gün olsun
İçinizde küçük sevinçlerin olduğu bir gün olsun....
Barış,mutluluk ve neşe dolu bir gün olsun......
Sevgiyi ve umudu içinizde yeşerttiğiniz bir gün olsun

günaydın dostlarım..:)

Seviyo muuu yutoyu mu anlamadımmmm.... Günün fotosu... 22/09/2011

Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın...



Hepimiz hayata belli görevler yapmak için geliyoruz, sebepsiz gelen tek insan yok. Bazılarımızın görevleri çok büyük, bazılarımızın ise ufak, belki bir küçük çocuğun başını okşayıp onu mutlu etmek kadar ufak, ama hepsi görev, hepsi çok önemli.

Siz de hayata gelme nedeniniz ne bulmaya çalışın, diğerlerine ne kadar faydalı olabiliyorsunuz, kimsenin maddi veya manevi hakkını yiyormusunuz, başkalarına zarar veriyormusunuz, ve en yüksek hayrınıza olan yolunuzu bulun.

Her başınıza gelen üzücü olay sizin ruhsal eğitiminiz için bir derstir, onlara dikkat edin ve öğrenin. Bu hayat oyununuzu en az zarar görecek şekilde, kendinizi size bu seferlik verilmiş role fazla kaptırmadan oynayın, karmanızı kirletmeyin ki sonradan ödemek zorunda olacağınız borçlar çıkmasın.

Sevgiler, hayırlı sabahlar. Petek Kitamura

Buddha'nın iletişimle ilgili önerileri...

 



 

Buddha'nin  iletisimle ilgili önerileri...



  • ‎1. Yalan soylememek yada aldatmamak,
    2. Uyumsuzluk, dusmanlik yani ikilige yol acicak sekilde  konusmamak ve iftirada bulunmamak,
    3. Kaba, kufurlu, yada ikici sekilde konusmamak,
    4. Bos konusmamak, dedikodudan uzak durmak