8 Ekim 2011

Üzülme...



Üzülme ! Bir şey olmuyorsα yα dαhα iyisi olαcαğı için yα dα gerçekten de olmαmαsı gerektiği için olmuyordur".

Hz. Mevlana

Dünyanın en güzel şeyi nedir sizce?” diye sordu...


MEŞHUR BİR ressam, günün birinde dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya karar verdi. Bunun için dünyada en güzel şeyin ne olabileceğine dair bilgi toplamak üzere uzun bir yolculuğa çıktı.Ağaçlık bir yolda giderken, beli bükülmüş yaşlı bir adamın yol kenarında oturmuş olduğunu gördü. Yanına giderek ona dünyanın en güzel şeyinin ne olabileceğini sordu. İhtiyar, hiç tereddüt etmeden:

“Masumluk” dedi.

Sonra, bir kasabadan geçerken, bir mabedin kapısı önünde toplanmış bir düğün kalabalığına rastgeldi. Kalabalığın arasına girerek genç geline:

“Dünyanın en güzel şeyi nedir sizce?” diye sordu.

Gelin, damadın gözlerinin içine bakarak:

“Dünyanın en güze şeyi olsa olsa aşktır!” dedi.

Ressam yoluna devam etti. Tozlu bir yolda giderken cepheden dönen yorgun bir askere denk geldi. Aynı soruyu ona da sordu. Asker:

“Dünyada en güzel şey barıştır” diye cevap verdi.

Ressam kendi kendine eğer dünyanın en güzel şeyleri iman, aşk ve barışsa ben bunların resmini nasıl yapabilirim ki diye düşünmeye başladı. O düşünceyle evine döndü.

Evinin kapısından içeri girdiğinde ise, dünyanın en güzel manzarasının karşısında durduğunu düşündü. Çocuklarının bakışlarından masumiyet, karısının gözlerinde aşk okunuyor, evinde ise barış hali hüküm sürüyordu.

Bunlardan aldığı ilhamla ressam dünyanın en güzel şeyinin resmini yapmaya koyuldu. Resim bitince de tabloya şu adı verdi:

“Evim.”

Huzuru yuvanda ara...

7 Ekim 2011

Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır...



Küreselleşme ‘tek tip insan’ yetiştiriyor bugün. Oysa dünya onbinlerce çiçekli bir kültür bahçesidir; her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır. Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Tek dile, tek renge kalmış bir dünya hapı yutmuştur”.

Yaşar Kemal

Doğayı hisset ...Kendini başkalarıyla kıyaslama ...Kendini kırma ...

Mutlu Ol . . .
Kalbinin sesini dinle ..
Yeni bir bakış açısı bul ..
Merak et ..
...Seveceğin insanlar bul ..
Hedefler belirle ..
Başkalarına yardım et ..
Dans et ..
Kendini şımart ..
Korkularınla yüzleş ..
Müzeye git ..
Spor yap ..
Televizyona limit koy ..
Doğayı hisset ..
Hafifle ..
Gece güzel bir uyku çek ..
Kitap oku ..
Kendine çiçek al ..
Kendini başkalarıyla kıyaslama ..
Kendini kırma ..
Yeni fikirlere açık ol ..
Negatif düşüncelere odaklanma ..
Arzularını oluşturmaya odaklan ..
Eğlenmek için zaman ayır ..
Hayatına romantizm kat ..
Şükür listesi yap ..
Dünyayı sev ..
Neye sahipsen onu sev ve iste
Kendine dürüst ol . .

Kafanız her karıştığında size en doğru cevabı verebilecek olan kişi kimidr???

 



Kafanız her karıştığında size en doğru cevabı verebilecek olan kişi,

her sabah aynaya baktığınızda karşınızda gördüğünüz kişidir.

Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın


Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
... Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.
Douglas Malloch

Peru'da atlar...Günün fotosu... 07/10/2011

SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ...

 
San Francisco Körfezi’ndeki bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle demiş:

...“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekalı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey öğrenmelerini bekliyoruz.”

Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babası bunun çok iyi bir fi...kir olduğunu düşünmüşler. O okul dönemi, hepsinin özellikle hoşuna gitmişti. Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco Körfezi’ndeki diğer öğrencilere göre yüzde 20–30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara:

“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen seçtik.”

Öğretmenler, doğal olarak öğrencilerde görülen başarının kendi istisnai öğretme becerilerine bağlanması gerektiği sonucuna vardı.

“Bir itirafım daha var.” dedi müdür: “Siz de en parlak öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ

Söylediğimizi yapmalı, yapabileceğimizi söylemeliyiz...

Freddie Mercury - Living On My Own(1993 Version)

http://youtu.be/BjwZ_9n4DVE

Akıllı davranmanın üç yolu vardır...


Konfiçyüs...

Affetmeyi öğrenmek...



Öğrendim ki affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor...

Yiyebildiğin kadar pizza 10 Ytl...

6 Ekim 2011

Mevlana Şekeri Sesi Açarmış...

[slideshow]

Mevlana Şekeri Sesi Açarmış...

Konya sokaklarında uzun uzun yürüyorum… Bu arada bilmeden merkezi bir yere gelmiş olmalıyım ki etraf hediyelik eşya dükkanları, lokantalar ve otellerle süslenmeye başladı… Birden karnımın acıktığını fark edip gözüme kestirdiğim bir lokantaya giriyorum… Bu yörenin meşhur etli ekmeği ve yanında ayranını söylüyorum… Garson da aynen “şoför-dede” gibi konuşkan çıkıyor… Abla diyor sana etli ekmeğin tarifini vereyim mi? E hadi ver bari diyorum… Şimdi diyor koyun etini, soğanı, domatesi ve biberi iyice
karıştırıyorsun… Uzunlamasına açılan hamurun üzerine bunları yayıp ekmek fırınında pişiriyorsun… Fakat işin püf noktası diyor bu hamurun uzunluğu 20 cm’i geçmeyecek… Eğer geçerse bil ki o ustada iş yok diyor… Sonra mezurayla beraber sipariş ettiğim etli ekmeği yanıma getiriyor… Beraber ölçüyoruz… Tamı tamına 20 cm. çıkıyor… Gördün mü abla diyor… Sen en doğru ustaya geldin… Garson o kadar şirin anlatıyor ki bu sefer beni bir gülmedir alıyor… Keyifle bu güzel yemeği mideme indirip etrafı dolaşmak üzere dışarı çıkıyorum…

Hediyelik eşya dükkanları Hz. Mevlana motifli bardaklar, tablolar, kalemler, anahtarlıklarla süslenmiş… Üzerinde Hz. Mevlana’nın yedi öğüdünün olduğu bir bardak alıyorum… Şu anda da o bardaktan çayımı içerek size bu yazıyı yazıyorum…

Neyse konuyu dağıtmayayım… Arkasından kuruyemiş dükkanlarını gezmeye başlıyorum… Her yerde Mevlana şekeri ve hurma var… Hurmaya zaten bayılırım… İrili, ufaklı bir dolu hurma… Hangisini alacağıma karar veremiyorum… Satıcı istediğin kadar tat abla diyor… Bi ondan, bi bundan zevkle yiyorum… O kadar yiyorum ki almaya iştahım kalmıyor… Ama satıcıya da ayıp olmasın diye bir şey almak lazım… Mevlana şekerini daha önce hiç görmemiştim… Bu şekere peynir şekeri de deniyormuş… Satıcı onları kurcaladığımı görünce abla bunlar ağıza atıldığında erir gider… Nefistir diyor… Çekine çekine onu da deniyorum… Şeker bembeyaz ve sert bir görüntüsü var… Ama ağıza atılınca çok hoş gerçekten de dağılıp gidiyor… Bunlardan hediye veririm diye düşünüp 3-4 paket alıyorum… Satıcı abla bunlar ses de açar diye ekliyor… Zamanında bu şekerler en çok İstanbul’a gönderilirmiş… Sebebi ise, İstanbul'daki Hanedan mensuplarının ve önde gelen ailelerin seslerini açmak için bu şekeri ceplerinde taşımaları ve bu nedenle de çok ihtiyaç duyulan bir şeker olmasıymış. O zaman tahta sandıklarla İstanbul'a gönderilen peynir şekerinin, ses açıcı bir özelliği olduğu Anadolu’da bilinmiyormuş…

Elim kolum yavaş yavaş dolarak diğer dükkanları da gezmeye koyuluyorum… Keçe, halı ve kilim dükkanlarına girip çıkıyorum… Arkasından Konya peynirinin satıldığı ufak bir dükkana giriyorum. Yağı alınmış koyun sütünden yapılan bu özel peynir çok güzel gözüküyor ama İstanbul’a kadar taşımayı gözüm yemediği için peyniri almadan dükkandan çıkıyorum…

Yavaş yavaş akşamki gösterinin saati geldiği için sora sora, yürüye koştura Mevlana Kültür Merkezine varıyorum… Burası inanılmaz kalabalık… Hemen salona yürüyüp yerime oturuyorum… Yerim çok güzel… Çok seviniyorum… Biraz sonra sema gösterisi başlıyor… Barkovizyonda semanın tarihini ve bölümlerin anlamlarını anlatmaya başlıyorlar… Sema sembolik olarak, kainatın oluşumunu, insanın alemde dirilişini, yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip İnsan-ı Kamil’e doğru yönelişini ifade ediyormuş… Belirli bir ritüel ve ahenkle yapılan sema gösterisini neredeyse soluk almadan izliyorum… Daha sonra İstanbul’da da bir sema gösterisine gidiyorum ama burada aldığım lezzeti bulamıyorum… Gecenin sonunda sema gösterisine ait bir cd alıp mutlu mesut otelime dönüyorum…

Şimdiye kadar diyorum gün harika geçti… Konya’da bir günüm daha var. Ve ertesi gün ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok… Televizyonu açıp kanallar arasında gezinirken Nasrettin Hoca’dan bahsedildiğini duyup kanalı dinlemeye başlıyorum… Ve Nasreddin Hoca’nın yeri olan Akşehir’in bana sadece iki saat uzaklıkta olduğunu öğrenince ertesi günün programı da kafamda belirlenmiş oluyor… Huzurlu bir uykuya dalıyorum… Bir sonraki yazım tabii ki Akşehir’de geçicek…

Sağlıcakla,