11 Ekim 2011

Olumlu ve iyi şeyler düşünebilmek ise çaba gerektirir...

 



 

 

Dünyadaki en kolay şey, olumsuz ve kötü düşünceleri düşünmektir. Eğer zihninizi kendi haline bırakırsanız, kendisini olumsuzluk girdabına çeker ve mutsuzluğunuz da o ölçüde artar. Olumlu ve iyi şeyler düşünebilmek ise çaba gerektirir. İşte öz disiplin, öz sorumluluk, öğrenmek ve “eğitim” denilen şeylerden biri de olumlu düşünebilme yetinizi geliştirmektir.

-James Clavell

Sonbaharda akciğer ve bedeni destekleyecek bir yemek...

5 Element Beslenmesi. Şu an Metal (Sonbahar) mevsimindeyiz.

Sonbaharda, Metal elementi mevsiminde, özellikle akciğerlerin ve bedenin kurumasına karşı pişirilebilecek yemeklerden bir tanesi. Hızlı, kolay ve lezzetli :)
Hazırlama süresi 5-10 dakika.
Pişme süresi: 5-10 dakika

Malzeme: Derin su balığı, havuç, yeşil ve kırmızı biber, zencefil (taze), soğan (kuru ya da taze. Eğer taze olacaksa sağlık durumuna göre yeşili ya da beyazı kullanılacak), 2 limonun suyu (Eğer sağlıkla ilgili sıkıntıya yönelik yemek pişiriliyorsa limon kabukları eklenebilir), ayva (tercihe bağlı), hünnap (kan ve karaciğer için istenirse eklenebilir), maydanoz (tercihe bağlı), yoğurt suyu (yararlı bağırsak bakterilerini canlandırmak için; alternatif olarak sirke kullanılabilir), tereyağ.

not: balık yerine et de konulabilir

Cem Şen

Bütün beklentilerin, bütün gururun, rezil olma korkun ya da kaybetme korkun ne zaman kaybolur???

 

Steve Jobs'a Açık Mektup

 

Her şey... Bütün beklentilerin, bütün gururun, rezil olma korkun ya da kaybetme korkun, bütün bunlar ölümün yüzünü görünce dağılıp gidiyor.

Yorulduysan...

 

Her insana saygıyla yaklaşmak...


Satışla ilgili ne öğrendiysem, Michigan New Era'da mobilya mağazası olan babam Walt'dan sadece bir haftada öğrendim.O gün yaşlı bir bayan mağazaya girdiğinde ben yerleri süpürüyordum. Bayanla ilgilenmek için babamdan izin aldım. "Şüphesiz" diye yanıtladı."Size nasıl yardımcı olabilirim?"
...
"Genç adam, sizden bir kanepe almıştım, ama ayağı çıktı. Onu bana ne zaman tamir edebileceğinizi öğrenmek istiyorum.""Kanepeyi ne zaman satın almıştınız efendim?" "Yaklaşık on sene önce."

Babama yaşlı bayanın kanepesini bedavaya tamir etmemizin müm*kün olmadığım zannettiğimi söyledim. Babam öğleden sonra bayanın evine gidebileceğimizi söylememi istedi.

Yeni bacağı taktıktan sonra oradan ayrıldık. Yolda babam "Seni ra*hatsız eden ne oğlum?" diye sordu. "Biliyorsun, ben üniversiteye git*mek istiyorum. Eğer eski kanepeleri bedava tamir etmeye devam edersek aç kalacağız!" dedim.

"Her şeyden önce sen bir şekilde tamir etmeyi öğrenmelisin. Bunun yanı sıra en önemli noktayı gözünden kaçırdın. Kanepenin altındaki etikete dikkat etmedin. Sears'tan alınmış bir kanepeydi" dedi.

"Sen bu işi bir hiç uğruna yaptığımızı, bayanın bizim müşterimiz bile olmadığım mı söylemek istiyorsun?"

Babam gözlerimin içine baktı ve "Artık müşterimiz oldu" dedi.

İki gün sonra aynı bayan mağazaya geldi ve benden birkaç bin do*larlık yeni mobilya satın aldı. Mobilyaları eve götürdüğümüzde, bozuk para dolu bir kavanozu (beşlikler, onluklar, yirmi beşlikler ve ellikler dolu) mutfak masasının üzerine koydu. "İstediğinizi alabilirsiniz" dedi ve odadan çıktı.

O günden bu yana tam otuz yıldır satış yapıyorum. Her müşteriye saygıyla yaklaştığımdan temsil ettiğim her işletmede en yüksek satış ortalamasına sahip oldum.

Michael T. Burton

Aile albümü... Günün fotosu...11/10/2011

Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir...

 


Sular yükselince, balıklar karıncaları yer. Sular çekilince de karıncalar
balıkları yer. Kimse bugünkü üstünlüğüne ve gücüne güvenmemelidir.
Çünkü kimin kimi yiyeceğine "suyun akışı" karar verir...

Yaşamın sırrı böyledir- incenin sürekli akması güçlü ve serti kırar...

 


Su damlaları sürekli aynı taşa damlarsa; o taşı deler.
Aynı şekilde meditasyonu...n sürekli damlaması etrafını saran büyük kayaları deler.
Bugün senin kızgınlığın çok güçlü görünüyor, acaba meditasyon bunu nasıl deler ?
Deler- her zaman delmiştir.
Kaya çok serttir, meditasyon çok yumuşak ve incedir.
Yaşamın sırrı böyledir- incenin sürekli akması güçlü ve serti kırar

Snatam Kaur ~ Sa-Ta-Na-Ma

http://youtu.be/1R1EBnM6h7I

Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene , hiç kimse yardım etmez...



Yaşamımda edindiğim en büyük bilgi şudur; Kendi kendine yardım etmeyi bilmeyene , hiç kimse yardım etmez...
Pestalozzi

Hani bazen bir sürü şey zihninize hücum eder…

Hani bazen bir sürü şey zihninize hücum eder…
Okunanlar, yazılanlar,hayaller ,imgeler ,sözler,sezgiler ,dualar,yakarışlar…
Bir yerlerden başlamanın telaşında…
Durduğun yer yetmez.
Bildiklerin kesmez…
Başlamıştır değişim…
Değişim anları sancılıdır…
ACI varsa bil ki değişim kapıdadır.
Çağrıya bırakır kendini , sürecini yaşarsın.
Direnmek sadece vakit kaybı.
Direnmek, kendini inkar.
Direnmek öze isyan…
yüksel köksal

Sanırım ilişkimiz ciddileşiyor...

10 Ekim 2011

Birine bağlanmaya hazır hissetmiyorum...

Yarı karanlık bu yer belki altı metrekareydi ama içinde büyüttüğü evhamlar her kareyi doldurmaya yetiyordu...

 

Evlenince Bir Çift Ayakkabı mı Olacağız? Bu bir gelenekti,

gelinlik kız kulağını kapıya dayar dinlerdi.. genç kız kalbini kadere dayar beklerdi..

Kapının pervazına dokununca, sivrilmiş bir kıymık elini hafifçe çizdi. Bir kaç kandamlası birikti, karardı ama akmadı. Küçük bir “ah” dedi ve sonra yuttu bu “ah”ı.

İçeride bir dünya kurulduğunu biliyordu ama ya bu dünya kalbinin enkazı üstüne kuruluyorsa? Gittikçe sıkıntı bastı. Holde dolanıyor, biraz sonra bitecek bir mahpusluğun geçmek bilmeyen son dakikalarını yaşıyordu.

Kapıların hepsi asi bir gelin gibi, gri kilitleri boyunlarına takınmıştı. Duvardaki resim çerçeveleri bu holün dış âleme açılan tek pencereleriydi sanki. Yarı karanlık bu yer belki altı metrekareydi ama içinde büyüttüğü evhamlar her kareyi doldurmaya yetiyordu.

Bir an ayakkabılara ilişti gözü. Çatlamış betonun üzerine çıkarılmış, birbirinden bağımsız ama birbirinin tamamlayıcısı bir çift ayakkabı… “karı-koca gibi” dedi içinden. Biri nereye giderse öteki de oraya gider; kâh biri öndedir, kâh diğeri… Biri tenden soyununca diğeri de soyunur, biri eskiyince diğeri de eskir ama nedense biri hep diğerinden önce delinir.

Arkadan vuranı da çoktur, destek olanı da… “ayakkabı işte” dedi bir çifti tutup düzeltirken… Ayrı duran “iki” yi “bir” ledi, uçlarını aynı yöne çevirdi.

Gelen gencin ayakkabısıydı bunlar, biraz eskiceydi. Demek ki giyecek daha iyi bir ayakkabısı yoktu. Bunlara ihanet etmediğine ve hemen değiştirip atmadığına göre kanaatkâr birisidir diye düşündü…

Ayakkabı bağlarına takılmış ot tohumları çarptı gözüne birden. İçinden “öndeki yoldan değil arkadaki patikadan gelmiş” dedi. Evin önü asfalttı ve tüm mahalleli bu yolu kullanırdı. Kimse kestirme olan arazi yolunu sevmezdi.

Sanki toprak ve çamur kendilerine çok uzakmış gibi kaçarlardı bu patikadan. Oysa o çok severdi bu yolu, yalnızlığı nı yolun iki tarafına saça saça yürürdü. Saçtığı yalnızlıklar toprağa karışırdı, kendisi felaha. “o yolu kullanmış” dedi. Bu tohumlar benim de eteğime yapışır her seferinde. Toprağı seviyor dedi ve minik bir gülümseme ekledi düşüncelerine..

Bir ara kapı aralandı ve ellerini gördü misafirin. İri ve damar damardı elleri. Okumuş diyorlardı ama elleri neden yıpranmış acaba dedi içinden. Bu bir anlık bakışa perçinlenen resim; sanki bünyesinde mücadeleyi besliyordu. “Eller bulutlar gibi hafifse dokunmamıştır demire yahut küreğe; beyazsa ve kararmamışsa, ne mürekkep izinden nasip almıştır, ne de duvar sıvasından”. Çalışan o eller sıva karmış, mala tutmuş gibiydi…

Şimdi sesini duyuyordu gencin, ağır ağır konuşuyordu. Kelimeleri; bir kemalat torbasına elini daldırıp seçer gibi alıyor ve dudaklarına yerleştiriyordu. Sesi ahenkliydi. “Kaba söz, kaba bir bedenden çığ gibi düşer, düştüğü yeri hayattan koparır. Katı ve sertçe söylenmiş her harf, diğer harflerden zifte batırılarak ayrılmıştır kenara. Serkeş bir dile değdiğine pişman olup ortasından kırılır nazlı elifler…” O çok nazikti. Sesi kuşdiline çarpıp dönüyor gibiydi..

Methini çok duymuştu gencin ama yüzünü hiç görmemişti. “Boyu posu, kaşı gözü bir tavada eritmeli takva ölçeğine dökmeli dedi sessizce. Tüm beşerin gözlerini bir zindana hapsedip, hadi gönül gözlerinizi açın diye bağırmalı.”

Kasları yavaş yavaş gevşiyordu nedense. “çok komik dedi biz şimdi evlenince bir çift ayakkabı mı olacağız?”, gülümsedi. Ben eteklerimi kapı eşiklerine değdirerek geçerken onun bir bakışından anlayacağım acıktığını ve o aynanın karşısında tıraş olurken bir bakışımdan anlayacak sofranın hazırlandı ğını.

Sonra bir anda açıldı kapı, az önce zindana kilitlediği gözlerin içinden sıyrılan o iki göz esaretten kaçıp çoktan yerleşmişti gencin yüzüne.

Bir an ruhunda yağmurlar başladı, midesinde bir dağ peydahlandı sanki dizleri sağa sola kayan ayaklarına hükmedemez oldu. Kafasını çevirdi, boynunu çevirdi, kaşlarını-ağzını-burnunu çevirdi ama gözlerini bir türlü çeviremiyordu. Kapıyı açan kimdi bilmiyordu, yine o bilinmeyen kişi kapıyı kapattı, gözleri de kapının sarı tahtasına kapandı… Dakikalardır dolanıp duran ayaklar o an sabit kaldı ve içinde yükselen dağın karları ağır ağır çözülmeye başladı… Bir koku vardı içinde… Kardelenler kokar mıydı?

 Güzellik;

Hafif, esen bir rüzgâr gibi ferahlatıcı, Pürüzsüz bir denizde yansıyan ışık gibi sakin… Ay gibi haledendi… Ve güzelliği çocukların ellerine bölüştürülen ekmek gibi sıcacıktı. … Ve yine anladı ki o kıymık elini neden peşinen kanatmıştı…

Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. ..

Adamın biri güzel bir papağan satın alarak eve getirmiş ve başlamış konuşmayı öğretmeye. Özellikle papağanın "amca" demesini istiyormuş.

Günlerce uğraşmış ancak papağana tek kelime öğretmeyi başaramamış. Bir gün iyice sinirlenmiş ve papağanın bir tüyünü kopararak, "Amca de bakayım!" diye bağırmış. Papağandan yine ses çıkmayınca her seferinde "Amca de!" diyerek hayvanın tüylerini tek tek yolmuş. Adam, tüylerini tamamen yolduğu papağanı tavuk kümesine atmış.

Sabaha karşı kümesten gürültüler gelmeye başlamış. Kümese giden adam birde ne görsün, papağan bir tavuğun üzerine çıkmış, tavuğun tüylerini tek tek yolarak her seferinde "Amca de bakayım!", "Amca de bakayım!" diye bağırıyormuş.

Bir insana bir şeyler öğretmek istiyorsak çok sabırlı ve esnek olmalıyız. Öğrenme kişinin istemesi ve bilgiyi veren kişiyi sevmesi ile mümkündür.

Öğrenme sırasındaki olumsuz davranışlar, kişinin bilgiye öğrenememesine neden olacağı gibi bu davranışları aynen modellemesine de sebep olabilir.