13 Şubat 2012
Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır.

Dünyadaki her şeyin bir sebebi vardır. Her bitki bir hastalığı tedavi etmek için büyür. Ve her insan bir görevle yaratılmıştır
Gözlerimizin Sırrı...

1. Resmi büyütün (üzerine tıklayın)
2. 30 sn boyunca kırmızı noktaya bakın
3. Gözlerinizi duvara çevirin, ve bakmaya devam edin
4. Gözlerinizi çok hızlı açıp kapayın!
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı...

Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor. İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
...Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda,
...Önce yalnızdık.
9 ay boyunca karanlık bir yerde dışarı çıkmayı bekledik ve dünyaya ağlayarak geldik.
Pişman gibiydik. Ya da mecburen gelmiş gibi.
Biraz büyüdükten sonra, kendimizi bildiğimiz anda,
içimizi kemiren, kalbimizi kurcalayan
o tuhaf duyguyu hissettik: Bir yerde bir eksik var dedik.
Korktuk.
"Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
Korktuk.
"Bunun sebebi ne?" diye sorduk kendimize.
Cevabı yapıştırdık: "Demek ki sahip olmadığımız bir şeyler var. O yüzden eksiklik hissediyoruz".
Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük.
Peki, neye sahip olmamız gerekiyor?
Çocukken "yaşımız küçük" diye düşündük.
Her istediğimizi yapamıyoruz. Kurallar, yasaklar var.
Büyüyünce her şey yoluna girecek.
Büyüdükçe bir şey değişmedi. Yine huzursuzduk.
Büyüdükçe bir şey değişmedi. Yine huzursuzduk.
İçimizden bir ses aynı sözcükleri fısıldıyordu:
"Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? "
Aklımıza yeni cevaplar geldi:
"Bir eksik var. Kafamız karıştı. Nasıl kurtulacağız bu iğrenç duygudan? Nasıl geçecek bu? "
Aklımıza yeni cevaplar geldi:
Okulu bitirince geçecek.
İşe girince geçecek.
Para kazanınca geçecek.
Tatile gidince geçecek.
Okulu bitirdik.
Okulu bitirdik.
Diploma aldık.
İşe girdik.
Kartvizit aldık.
Çalıştık.
Para kazandık.
Taşındık.
Araba aldık.
Çalıştık.
Eve yeni eşyalar aldık.
Tatile gittik.
Dans ettik.
Terfi ettik.
Kartviziti değiştirdik.
Daha çok çalıştık.
Daha çok çalıştık.
Daha çok para kazandık.
Çalıştık. Çalıştık. Geçmedi.
"Bir yerde bir eksik var" hissi, hala orada duruyordu.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik.
Bu sefer de "Sevgilimiz olunca geçecek" dedik.
"Yalnızlığımız sona erince bu illetten kurtulacağız.
Beklemeye başladık.
Beklemeye başladık.
Derken, biri çıktı karşımıza aşık olduk.
Ve anında başka biri olduk.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Daha güçlü, daha güzel, daha akıllı biri.
Hesap cüzdanları, kartvizitler, hatta ilaçlar bile böyle hissetmemizi sağlamamıştı.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı'''' yı gördük. Işığı gördük.
Sevgilimizin gözlerinde, daha önce bize verilmemiş kadar büyük sevgi ve hayranlık gördük.
Sevgilimizin gözlerinde Tanrı'''' yı gördük. Işığı gördük.
"Tünelin ucundaki ışık bu olmalı" diye düşündük "kurtulduk".
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Sonra bir gün, daha dün bize deli gibi aşık olan insan çekip gidiverdi.
Ya da artık eskisi gibi sevmediğini söyledi.
Ya da başka birine aşık olduğunu söyledi.
Ya da daha kötüsü, başka birine aşık oldu ama söylemedi.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Telefonu açmamasından, elimizi tutmamasından, sevişmemesine bahane bulmak zorunda kalmamak için biz uyuduktan sonra yatağa gelmesinden anladık, bir terslik olduğunu.
Belki de sevmekten vazgeçen veya terk eden sevgilimiz değildi, bizdik.
Fark etmez. Sonuçta aşk bitti.
Şimdi her yer bomboş. Şimdi tekrar yalnızız.
Başladığımız yere döndük.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.
Yıllarca uğraştık, eksiğin ne olduğunu bulamadık.
Halbuki her şeyi denedik, her yere baktık.
ÖYLE Mİ? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
ÖYLE Mİ? Bakmadığımız bir yer kaldı.
İçimize bakmadık.
Eksik parçayı dışarıda aradık ama içimizde saklı olabileceğini akıl etmedik.
Birilerini sevdik, birileri bizi sevsin diye uğraştık ama kendimizi sevmedik.
Şaşıracak bir şey yok, tabii ki sevmedik.
Kendimizi sevsek bu kadar koşturur muyduk?
Canımız yanmasın diye duvarların ardına saklanır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Kendimizi boş sanıp doldurmaya uğraşır mıydık?
Terk edilmekten korkar mıydık?
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
"Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka ''''bir''''i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.
Asıl eksiklik, eksik olduğumuzu düşünmekti.
Asıl eksiklik, çareyi başkasında aramaktı.
Hayatın matematiği farklı; iki yarımı toplayınca bir etmiyor.
İnsan tek başına mutsuzsa başka biriyle de mutlu olamıyor.
"Herkes beni sevsin" diye uğraşınca kimse gerçekten sevmiyor, herkes sevgisine şart koyuyor, sınır koyuyor.
Oysa "kendime duyduğum sevgi bana yeter" diye düşününce, kendimizi olduğumuz gibi kabullenince yarım tamamlanıyor.
Her şey bir oluyor. İşte o zaman perde aralanıyor.
Acı diniyor.
İşte o zaman başka ''''bir''''i bir araya gelerek, hesabın kitabın, korkunun kaygının hüküm sürdüğü sahte bir sevgi yerine, gerçek bir sevgi yaratılabiliyor.
CAN DÜNDAR
Sanki olamadığın durum daha kıymetli... Daha değerli ve özlenen...
- Evliyseniz; özgür olmak, hesap vermemek, dırdır çekmemek hayallerinizi süsler... Bu duyguların asıl adı, sorumluluktan kaçmak hatta çapkınlıktır… Neyse bu konu çetrefilli, yandan geçelim.
- İşsizseniz; İş bulup çalışmak yaşamdaki tek amacınız olur… Kimseye muhtaç olmayacak bir gelir, işe yarama duygusu, toplumsal bir statü için çalışıyor olmak gerektiğine inanırsınız ve o güzelim anları kendinize zehir edersiniz… Siz etmeseniz başkaları zehir eder… Neye yarar toplumsal statü ve işe yarama duygusu hala anlamadım…
- Çalışıyorsanız; bir saatlik işten kaçış bile kutsaldır... Hafta sonları, yıllık izin hatta çalışmadığını bir gün bile kıymetlidir… Kısacası çalıştığınız saatler yaşamadığınız, yaşadığınız saatler çalışmadığınız saatlerdir...
‘’İşte ben buyum'' diyemeden göçüp gitmek galiba insanın kaderi… Nereye varsan, neye ulaşsan, hangi düşüne kavuşsan, yeni yollar seriliveriyor önüne...
Çalışıyorum şu an ve bu güzelim saatte…önümdeki bilgisayarı camdan aşağı atmayı ve evrakları yırtmayı arzulayan düşüncelerime ''çüş'' diyorum
Kaynak: Kuyucak/Milliyet Blog...
Yaşlandıkça Gençleşebilmek...
Yıllar cildi buruşturabilir, ancak, heyecanların bitişiyle ruh buruşur.
İnsan kendine olan güveni kadar genç, kuşkusu kadar yaşlı,
Cesareti kadar genç, korkuları kadar yaşlı,
Umudu kadar genç, bezginliği kadar yaşlıdır.
Hiç kimse fazla yaşamış olmakla yaşlanmaz.
İnsanları yaşlandıran, ideallerinin bitmesidir.
Kalbi sevdikçe, neşe duydukça, güzellikleri fark ettikçe, beyni yeni şeyler keşfettikçe herkes gençtir.
İnsanlar yaşadıkça yaşlandıklarını sanırlar, halbuki yaşamadıkça yaşlanırlar.
İnsan, yaşlı olmaya karar verdiği gün yaşlanır.
Siz, bu yıl da genç kalın.
W. E. Gladstone ve S.Ullman’ın şiirlerinden yararlanılarak hazırlanmıştır.
Sevgililer Gününü Kutlamalı Mı?
Sanırım hayatıma giren ilk sevgililer gününde bankada çalışıyordum. O furyaya kapılmış biri olarak, erkek arkadaşıma daha önceden nasıl bir gül sepeti istediğimi bile bildirmiştim. Yok öyle sürpriz olsun, beni düşünsün, bekleyeyim falan. Baştan çatır çatır listeyi vermiştim kendisine. Ama ne hikmetse o gün çiçekçinin yoğunluğundan mı benim şansızlığımdan mı ne şubeye en son benim çiçeğim gelmişti…
Tabi çiçekçiler şube arkadaşlarıma irili, ufaklı çiçekleri bırakırlarken ben sinir içinde nerde benim çiçeğim diye erkek arkadaşımı defalarca taciz etmiştim… Bir de çiçek akşam geldiği yetmezmiş gibi istediğimden bir boy küçük gelmez mi? Eh ben o akşamı sevgilime zehir eder miyim etmez miyim?
Tabi bir sonraki sene ikimiz de daha temkinliyiz. Ben yine günler öncesinden istediğim çiçek sepetini bildiriyorum, o da çiçekçiye evvelden bin bir tembihle siparişi veriyor… Bu sefer şubeye gelen ilk çiçek benimki oluyor. Hem de istediğimden bir boy büyük… Şube içinde nasıl kurum kurum dolaştığımı hala hatırlarım…
Sonraki seneler bu tip günler benim için yavaş yavaş anlamını yitirmeye başladı. İçleri boşaltılmış, sadece insanları tüketime yönelten günler olarak görmeye başladım. Bu bana bir miktar rahatlık verse de “sevgililer günü tamamen anlamsız” diyecek kıvama da gelemedim ve her sene bir şekilde bu günü kutlamaya devam ettim.
Mesela bundan birkaç sene önce sevgililer gününde bir taksiye bindim, adam bana kırmızı bir gül uzatmasın mı? Yüzünde koca bir gülümsemeyle “buyrun, sevgililer gününüz kutlu olsun” diyerek elime tutuşturuverdi… Sonrada başladı anlatmaya: Karısı gül alsın diye çok dırdır yapmış. Karısına alırken sekiz tane de fazladan almış ve arabasına binen ilk sekiz kadına bu güllerden vermeye karar vermiş. Ben de sekizinciymişim… Bundan sonra binene bir şey yokmuş yani…
Bir başka sene de ;arkadaşlar, sevgilisi olan olmayan davetli olacak şekilde bir ev partisi yapmaya karar vermişler. Akşam iş çıkışı yorgun argın “zaten pek de fazla kalmam” diyerek partiye gittim. Oo bir de ne göreyim. Balıkçıdan eve yemekler söylenmiş. Gelenin haddi hesabı yok. Muhabbet falan süper… Olay sevgililer günü bahane parti şahane kıvamında gece geç saatlere kadar devam etti…
Bu sene de sevgililer günü hediyem beni buldu… Geçen gün kitap almaya D&R’a girmiştim. Baktım kasanın yanında pembe pembe duran bir sürü kitap ayracı… “Ne kadar bunlar?” dememe kalmadan “bunlar sizlere sevgililer günü hediyemiz, buyrun istediğiniz kadar alın” dedi kasadaki görevli adam… Kitap poşetime zevkle birkaç kitap ayracını koyuverdim…
Sanırım bu konuda en çok hoşuma giden şey bu ortak heyecan duygusu; din, dil, ırk ayırımı yapmadan tüm dünyaya yayılan sevgililer gününü kutlama telaşı; her sene yeni fikirlerle ortaya çıkan insanları takip etmek, onların yaratıcıklarını gözlemlemek… Kutlasak da kutlamasak da sanırım bu gün bizi uzun süre çevrelemeye devam edecek… Eee, o zaman ne diyelim “havamız nasıl olursa olsun, sevgililer günümüz kutlu olsun”…
Sağlıcakla,
Hep gülümse, hiç ağlama; çok sev, hiç ayrılma;
çok sev, hiç ayrılma;
Mutlu ol, umutsuz olma,
çünkü sen ''SEN'' olduğun için özelsin UNUTMA...!
Kimse senin değil, sen de kimsenin değilsin.
Doğuştan hakkınmış gibi davranıp örseleme onu, hayatına konuk gelmiş insanı ağırlamayı bil.. ''
Bedia Ceylan Güzelce ''
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)