1 Nisan 2012

Bisiklet isteyenler buraya bi uğrasın...

Olduğun gibi gel!

Olduğun gibi gel!

Daha da güzelleşmek için uğraşma!

Saçının örgüleri çözülmüşse,

Ayrımı düzgün değilse,

Korsenin kurdeleleri iyice bağlanmamışsa, aldırma!

Olduğun gibi gel!

Daha da güzelleşmek için uğraşma!

Çimenlerin üzerinden koşar adımlarla gel!

Dudağının boyası çiğ taneleriyle silinmişse,

Ayaklarında halhalların gevşemişse,

Kolyenin incileri koparak yere düştüyse, aldırma!

Çimenlerin üzerinden koşar adımlarla gel!

Gökyüzünü kara bulutlar kapladı, görmüyor musun?

Irmağın karşı kıyısından turnalar havalandı ve anında,

rüzgar gibi,

arka arkaya

Geniş fundalıklar üzerinden geçip gidiyorlar,

Ürkmüş koyun sürüleri ağıllarına koşuyor,

Gökyüzünü kara bulutlar kaplıyor, görmüyor musun?

Aynanın önündeki feneri yakma boşuna,

Alev yine titreyecek ve rüzgar onu yine söndürecek.

Gözlerin sürmesiz olsun, ne farkeder?

Gözlerin gökyüzündeki bulutlardan daha siyah, bilmiyor musun?

Aynanın önündeki feneri yakma boşuna. Olduğun gibi gel!

Daha da güzelleşmek için uğraşma!

Çiçeklerden tacını örememişsen, ne önemi var?

Bileziğinin kopçası kapanmıyorsa, bırak kalsın.

Gökyüzü bulutlarla kaplandı..

Vakit geç oldu,

Olduğun gibi gel!

Daha da güzelleşmek için uğraşma!

Rabindranath Tagor

Senden Kıymetli Mi? (Enbe Orkestrası)

http://youtu.be/eD3MibBVODA

BİRAZ OYNAYINCA TAŞLAR,
ACITIYOR HATIRALAR,
AKLIMDA HER BİR SORU,
TEK BİR CEVAP ARAR,
AŞKINI HELAL ET AŞKIM,
BEN BUNU BİR ÖMÜR SANDIM,
BİR GÜLDÜYSEM BİN AĞLADIM,
İYİ İNSANLAR AĞLAR,
ÇAL KALBİMİ ÇEL KALBİMİ,
SENDEN KIYMETLİMİ?HAYIR ASLA,
DOST VARDI DÜŞMAN VARDI,

OLSUN VARSINDIYA YA NOLCAK YA,
GÖĞSÜMDE AĞLAYAN BİR İNSAN EVLADI VARDI,HALİ DUMANDI,
SENDEN SONRA EL SÜRDÜRMEDİM KALBİME,YAZIK YA,

BİR ÇİÇEK DURUYOR, KAPIMIN ÖNÜNDE,
HÜZNÜ İSYANLARLA ONU DA SEN ÖLDÜRME,
DOST VARDI DÜŞMAN VARDI,
OLSUN VARSINDIYA YA NOLCAK YA,
GÖĞSÜMDE AĞLAYAN BİR İNSAN EVLADI VARDI,HALİ DUMANDI,
SENDEN SONRA EL SÜRDÜRMEDİM KALBİME,YAZIK YA,

ÇAL KALBİMİ ÇEL KALBİMİ,
SENDEN KIYMETLİ Mİ?HAYIR ASLA,
AŞK OLSUN AŞKIM VALLA OLSUN VARSINDI YA NOLCAK YA,
GÖĞSÜMDE AĞLAYAN BİR İNSAN EVLADI VARDI HALİ DUMANDI,
SENDEN SONRA EL SÜRMEDİM KALBİME YAZIK YA.

Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en onemli engel; kendi yerleşikligidir."

"Yola çıkacak kişinin aşması gereken ilk ve en onemli engel; kendi yerleşikligidir."

 

* Oruc Arioba

Sanat için soyundum...

İnanılmaz Hindistan… Bölüm 1

Hindistan’a gitme fikri ilk olarak aklıma yedi - sekiz sene önce düştü. Fakat bu “ahh çok kirli” söylemi yüzünden bir türlü gitmeye cesaret edemediğim bir yerdi. Ne olduysa oldu bu sene şubat ayında sanki Hindistan beni çağırmaya başladı. Bir yandan korkuyorum bir yandan da “bu ses de beni gitmeye ikna edemezse hiçbir şey ikna edemez” diye söyleniyorum kendi kendime. Tabi bu ülkeye sırt çantamı alıp tek başıma gitme cesaretim yok. O nedenle turlara bakıyorum. Sonunda bana uyan bir tarihteki tura yazılıveriyorum. Üstelik tura Hindistan’ın yanında Nepal de dahil. Yani yeme de yanında yat durumu ortaya çıkıyor…

Tur zamanı yaklaştıkça korkum sebebiyle yanıma aldıklarım şöyle özetlenebilir: Ayakkabı üzerine giyilecek galoşlar, elleri korumak için eldivenler, kokuya karşı maskeler, hastalık durumuna karşı antibiyotikler, ishal ilaçları, vitaminler, aç kalmaya karşı envai çeşit bisküviler ve kuru meyveler… Yani anlayacağınız bavulun yarısı bunlarla doluyor. Diğer yarısını da kıyafetlerle dolduruyorum ama oranın halkı yoksul olduğu için götürdüğüm kıyafetlerin büyük bir bölümünü de orada kafama göre dağıtma niyetindeyim…

Neyse çağrıldığım için bana orada bir şey olmayacağı güvencimle seyahat günü geliyor. Kolay bir yolculuktan sonra Delhi’ye iniyoruz. Öncelikle Delhi’de bizi kesif bir şekilde rahatsız edecek bir koku bekliyorum fakat yok. Emin olmak için hızlı hızlı nefes alıyorum ama gerçekten bir sorun yok. “Ohh iyi başladık” deyip cesaretleniyorum…

Bu yazıyı yazarken direk gezdiğim yerleri mi anlatsam yoksa önce Hindistan hakkında genel bilgi mi versem diye çok düşündüm. Nihayet; gezinin sonunda Hindistan’dan nasıl bir intibayla ayrıldığımı ve oranın yaşam şartlarını, insanlarını ve Tanrılarını anlatmadan geziye geçmenin doğru olmayacağına karar verdim. O yüzden şimdilik Delhi’yi bir tarafa bırakıp “İnanılmaz Hindistan’ı” anlatmaya geçiyorum…

Hindistan kalabalık ama gerçekten çok kalabalık bir ülke. Nüfusu 1.2 milyar ve 2050’lerde Çin’i geçmesi bekleniyor. Bu nüfusun % 80’i hindu, %13’ü müslüman, %2’isi sih ve diğerleri şeklinde devam ediyor. Ama bilinmesi gerekli en önemli şey burada hiçbir din azınlık olarak kabul edilmiyor. Her dinin bayramı hep beraber kutlanıyor. Ulusal dil Hintçe olmasına karşın 18 tane resmi dil var. Eski bir İngiliz sömürgesi olmasının etkisiyle her yerde İngilizce de konuşuluyor. O yüzden Hintlilerle anlaşma konusunda bir sıkıntı çekmiyorsunuz.

Para birimi nedir derseniz? Rupi… Tabi tl’den direkt rupiye geçemiyorsunuz. Ya dolar ya euro üzerinden geçmek gerekiyor. Ben yanımda dolar götürdüğümden bütün hesaplarımı dolar cinsinden yaptım. 1 $= 50 Rupi gibi bir denklem var. Ama orası gerçekten bizim için ucuz bir ülke. Parayı harcıyor harcıyorsunuz ve bitmiyor…

Bir de gitmeden önce Gandi filmini seyretmenizi tavsiye ederim. Hoş ben döndükten sonra seyrettim ama olsun. Bence bir fırsat bulup mutlaka seyredin. İngilizlere karşı verdikleri bağımsızlık mücadelesi ve Gandi’nin fikirlerini ve ruhunu görmek hakikaten etkileyici oluyor…

Gelelim Hindu inancına; 330 milyon Tanrının olduğu söyleniyor ama bunlara tek bir tanrının 330 milyon özelliği olarak da bakılabilir. Tanrının en önemli üç görünümü ise Vişnu, Brahma ve Şiva. Vişnu evrenin koruyucusu, Brahma Vişnu’nun göbeğindeki bir nilüferden annesiz doğmuş ve dünyanın yaratıcısı, Şiva ise yok edici Tanrı. Ama her yok oluştan sonra yeniden doğuş olduğunu düşünürsek yok oluş ve yeniden doğuş çarkını işleten bir Tanrı olarak da görebiliriz kendisini. Ayrıca çok sevilen maymun tanrıları Hanuman ve fil başlı (Şiva ve karısı Parvati’nin ilk doğan oğlu) Ganeşa’yı her yerde görmek mümkün.

Benim en çok Ganeşa’ya içim ısındığından size onun hakkında daha çok bilgi vermek istiyorum. Ganeşa başlangıçların efendisi, engellerin kaldırıcısı ve iyi şansın Tanrısı. O yüzden bir işe başlamadan önce Ganeşa’dan yardım istenir. Ganeşa’nın büyük fil kafası aklı ve iradeyi, elindeki balta arzuların yarattığı acıyı ve ıstırapları yok etmeyi, diğer elinde tuttuğu kamçı insanın Tanrı'ya bağlanmasını, karnının büyüklüğü insan hayatındaki tüm acıları sevgiyle yutup sindirebileceğini, üzerine bindiği fare cehaleti ve egoyu temsil eder (Ganeşa'nın ufacık bir fare üzerinde gitmesi aklın ve bilginin ışığının, ego ve cehalet karşısında üstün geleceğini ifade eder). Büyük kulakları; bütün insanların dualarını duyabileceğini, öne doğru bakan üçüncü eli kutsamayı ve koruyuculuğu ifade eder. Yani anlayacağınız ben bu Ganeşa’dan çok etkilendim ve heykelini, magnetini, tişörtünü yani hangi formda hediyelik objesi yapılmışsa hepsini bir bir toparlayıp aldım. Hepimizin iyi başlangıçları olmasını dileyerek de yazıma dahil ettim…

Gelelim sosyal yapılarını anlatan kast sistemlerine. Dört ana kasta sahipler: Rahipler ve bilginlerden oluşan Brahmanlar, prens ve askerlerden oluşan Ksatrijalar, esnaf ve çiftçilerden oluşan Vaisyalar ve işçilerle kölelerden oluşan Sudralar. Bir de kast sistemine bile dahil edilmeyen ve en altta yer alan Parya’lar var(Bir de insanın ten rengi ne kadar açıksa o kadar üstte yer aldığına inanıyorlar).

Kast sistemi için önemli değil deseler de gerçekte hala çok önemli ve özellikle evliliklerde aranan birinci şart. Pazar günü evlilik ilanlarının çıktığı gazeteyi alıp şöyle bir göz gezdirmeniz bile bunu anlamanız için yeterli. Şu kasta mensup gençler şurada buluşsun şeklinde birçok ilan var. Ayrıca astrolojiye de inançları büyük olduğundan; burçları ya da doğum saatleri uymayan kişilerle asla evlenmiyorlar. Evlenecekleri güne de yine gökyüzüne bakarak karar veriyorlar.

Kastlarla ilgili ilginç bir başka nokta da alt kasttan kimse isyan etmiyor, üst kasta çıkmanın yollarını aramıyor.  Geçmiş yaşamlarında çok kötü bir şey yaptıkları için bu halde olduklarına ve bir nevi cezalarını çektiklerine inanıyorlar. Ve bir sonraki yaşamda karmalarının düzelmeye başlayacağını umup daha iyi yaşam koşullarında doğacaklarına inanıyorlar. Üst kastlarda doğanlar ise geçmiş yaşamlarında iyi şeyler yapıp o mevkide olmaya hak kazandıklarına inanıp, durumlarını korumak için tapınaklara bağışlar yapıyorlar, aç insanları, hayvanları doyuruyorlar.

Bu yoksulluğun sefaletin içinde inanılmaz bir kabullenmişlik, sakinlik ve hareketlerde yavaşlık görüyorsunuz. Hatta pek sabırsız bir insan olmamama rağmen form doldurmalarında, bir yerden bir şey aldığınızda paket sarmalarında, para üstü verişlerinde,  konuşmalarında bana yansıyan yavaşlıklarına bazen dayanamaz oluyordum…

Gelelim ‘kutsal inek’ mevzusuna… İnekler gerçekten kutsal mı? Evet kutsal. Ama diğer hayvanlar da kutsal. Yani canlıların hayatına saygı duyan bir inanışları var. Genelde hayvan pek yemiyorlar. Yollarda inekler, develer, filler, köpekler, (ben görmedim ama) fareler, domuzlar, maymunlar, insanlar hep beraber yaşıyorlar. Yolda önce ineklerin arkasından da domuzların fotoğraflarını çekip durdum. Bu inekler sabah evden çıkıp, çevreyi gezip akşam evine dönüyormuş. Ben bir türlü mağazanın içine giren, merdiven çıkan, yol ortasında duran inekleri görmeye alışamadım. En çok da yol kenarında çöpleri yiyen domuzları görünce küçük çaplı bir şok yaşadım. Sanırım hepsine hazırlıklıydım da sokakta dolaşan domuzlara nedense hazırlıklı değilmişim.

O sokakların keşmekeşi nasıl anlatılır ise hiç bilemiyorum. Yoğunlukla yolda bulunan Tata marka arabalar, rikşalar (üç tekerlekli insanların sürdüğü bisikletler),tuk-tuk’lar ( insanların sürdüğü motorlu küçük taşıtlar), deve arabaları, sarı minibüsler, inekler, sürekli ve hiç bitmek bilmeyen korna sesleri, domuzlar, insanlar, hayır cevabından anlamayan satıcılar, yolda yaşayan insanlar, geleneksel hint kıyafeti giymiş inanılmaz güzellikte gözlere sahip kadınlar, sefalet, baharat satıcıları, çişini aleni yapanlar, kaldırım üstünde saç tıraşı olanlar, gene korna sesleri içinde bir şaşkınlıkla yürüyorsunuz önce sokaklarda. Sonra gözünüz alışıyor da zihniniz gene de alışamıyor. Orada sıçan adamla, bir metre ötede duran adam birbirlerine bakıyorlar. Ve biri eliyle yemek yiyor, diğeri çömelmiş duruyor. Bir de bu kadar pisliğin içinde sokaklarda nerdeyse üç metrede bir rastladığımız seyyar berberleri hiç anlayamadım. Yani adam sokakta yemeğini yiyip, tuvaletini yapıp, sonra da saçını mı kestiriyor. Ayna karşısında, koltuğa oturup habire saç kestirmeyi çözemedim. Bir de gürültüye alışmam vakit aldı. Arabaların arkasında ‘’horn me’’ yani bana korna çal diyor. Ve hepsi birbirine çarpmaktan son anda kurtuluyormuş gibi bir görüntüde bazen akıp gidiyor, bazen de saatlerce kitlenip kalıyorlar.

Aslında yazdıklarımda olumsuz bir hava var gibi geldi ve rahatsız oldum. Çünkü tüm bu dünyanın içinde yaşarken, o yollarda yürürken bir şekilde olayın parçası oluyorsunuz. Her şey şimdi yazdığımdan daha az rahatsız ediyor sizi. Olayın bir parçası olup, böyleyse böyledir sakinliği de sizi gelip buluyor. Etraf sizi büyülemeye başlıyor. Ve hatta böyle bir tecrübe yaşamış olmaktan dolayı da memnun oluyorsunuz ve bunu yapacak cesareti bulduğunuz içinde kendinizi tebrik ediyorsunuz.

Sohbet ettiğim arkadaşlarımdan biri bana şöyle dedi “aslında bizim zihinlerimizi sınırlı”. Bütün hayvanların, insanların ve her türlü durumun bir arada yaşanamayacağına inanan bizim zihnimiz, onlarda yani onların zihninde böyle bir sınır olmadığı için yaşıyorlar. Ve yaşanabileceğini de gösteriyorlar. Aslında kısmen hak veriyorum arkadaşıma. Sınır benim zihnimde, onların zihinlerinde değil…

“Açıkta sakın bir şey yemeyin” diye binlerce kez uyarılmış olsak da acıkıp “ya acaba yiyecek bir yer var mı” diye etrafa bakındığınızda verdiğiniz karar şu oluyor. Yani ben buradan bir şey yesem bir saate ya çıkarım ya çıkmam. O yüzden yanımızda getirdiğimiz bisküviler çok işe yarıyor. Dışardan tek yiyebileceğiniz şey muz. O da küçük ve gerçekten çok lezzetli. Herhalde hayatımda yemediğim kadar çok muzu bu gezide yemişimdir.

Geleneksel hint kıyafeti yani sariler içindeki kadınlarla ben ne kadar çok fotoğraf çektirmek istiyorsam onlar da aynı şekilde benimle fotoğraf çektirmek istiyorlardı. Hatta benle fotoğraf çektiren kadının arkadaşı taa nerelerden koşup da kareye girmek için neler yaptı. Bi ara kendimi film artisti zannedecek kıvama bile gelmiştim anlayacağınız. Yani anlıyoruz ki farklı olan her zaman ilgi çekiyor…

Bir de buranın iki büyük destanından bahsetmeden geçmek olmaz tabi ki. Bunlardan biri ‘’Maharabata” diğeri de ‘’Ramayana” destanları. Bu destanlardan da ‘’Ramayana’’ destanına içim kaynıyor. Hatta destanın tiyatroya yansıtıldığı şirin bir gösteriye de gidiyoruz. Ben destanı çok ama çok minimal bir şekilde özetlemek istiyorum: Kral kızını (Sita'yı) Tanrı Şiva’nın yayını çekebilecek savaşçıyla evlendirmeye söz verir. Kralın kızına talip olan Rama, bu şartı yerine getirir. Ancak kralın ikinci karısı, kralın verdiği sözü bozarak Rama'yı, Sita'yı ve Rama'nın kardeşi Lakşman'ı sürgüne gönderir. Rama ile Sita'nın aşkı birçok zorluklarla mücadelenin ve 14 yıllık sürgünün ardından evlilikle sonuçlanır. Bu büyük hikâye karanlıkla aydınlığın mücadelesinde aydınlığın zaferi olarak anlatılır.

Sokak satıcılarına çok dikkat etmeniz gerekiyor, en ufak bir göz teması, en ufak bir cevap işittikleri anda mümkün değil yanınızdan ayrılmıyorlar. Hatta cevap vermeseniz bile bazen zannediyorsunuz ki adam ensenizde ve ondan kurtulamayacaksınız. Artık öyle beraber yaşayıp gidiceksiniz. O yüzden aman dikkat diyorum, “no” cevabını bile vermeyin sadece dümdüz yürüyüp gidin. Bizim arkadaşlardan biri yakasına yapışan bir satıcıyı ne yaptı etti kovamadı, ne ‘’no’’lar ne ‘’I dont want’’lar işe yaradı. Sonra başladı Türkçe konuşmaya. “Hayır istemiyorum git buradan” diye bi tersledi, adam arkasına dönüp bakmadan gitti. Sanırım insanın kendi ana dilinde kendini yansıtma tınısı daha farklı oluyor. Tezgahlarda da böyle durumlara defalarca şahit oldum. Adamla İngilizce anlaşmaya çalışıyorsunuz olmuyor ama sonunda öfkelenip Türkçe’ye geçtiğinizde olayın çözüldüğünü görüyorsunuz. Bu da mesela bana ilginç gelen anılarımdan biridir.

Son olarak da o yoksulluk içinde kadınlara, çocuklara bir şekilde yardım etmek istiyorsunuz. Tabi bunu çocukların tek tek olduğu, yani size sürü halinde atılmayacakları bir yerde yaparsanız çok daha iyi olur. O zaman para yerine yiyecek, ya da en önemlisi sabun gibi temizlik malzemesi verdiğinizde inanılmaz makbule geçiyor.

Ehh artık bu genel izlenim yazısını bitiriyorum. Bundan sonraki bölümler şehirlerde neler yaşadığımızla ilgili olacak. Ama bir ipucu vereyim beni en çok etkileyen şehir Varanasi oldu. Hayatta bir kere yaşanabilecek türde tecrübeleri yaşayacağınız bir yer. Acele etmeyin anlatıcam. Biliyorsunuz burada herşey yavaş yavaş oluyor: ) Bekleyeceksiniz…

Bir de turumuzun rehberi Sn.Vahdi Özen’e de buradan teşekkür etmek isterim. Kendisi şimdiye kadar gördüğüm en iyi rehber. Bilgisi, tecrübesi, olaylara hakimiyeti, sorunları halletme becerisiyle bizlere çok rahat ve harika bir tur yaşattı. Hepinize böyle bir rehberin rastlamasını dilerim…

Sağlıcakla,

Siz bana taş atıyorsunuz...

Degismeyen Tek Gercek ♥*** DEĞİŞMEK ***


Degismeyen Tek Gercek ♥





*** DEĞİŞMEK ***


 Şunu iyice anlamamız gerekiyor ki her birimizin kendi evreninde kendinden başka değiştirebileceği kimse yok. Her varlık kendinden sorumlu ve burada madde ortamında bulunmasının yegâne amacı kendi gelişimini, kendi dönüşümünü, kendi değişimini gerçekleştirmektir.


Kendini değiştirebildiği oranda nesnel evreni de tamamen kendine bağımlı olarak değişecektir. Ve bunları kendi üzerinde gerçekleştirebilirse kendine, çevresine ve bütüne en yüksek faydayı oluşturmuş olacaktır.



31 Mart 2012

Tam aydınlanacağım...

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)

Bilinçaltının Yüklerini Bırakma (Bağ Kesme Çalışması)


Geçmişinden, çevrendeki insanlardan, annenden, babandan, sevdiklerinden, çatışma yaşadığın kişılerden yaşadığın alandaki herkesten ve her olay ve durumdan aldığın bilinçaltı kalıpların varlığında ve dış dünyanda çatışmaya sebep oluyor. Varlığının sonsuzluğu bu sınırlı kalıplarınla çatışıyor doğal olarak. Bu çatışma dış dünyanda da çatışma ile problemlerle karşılaşmana neden oluyor. Bu uygulamada bu yüklerin her birini tek tek bırakacak özgürleşeceğiz.

Rahat olacağın bir yerde rahat bir pozisyonda otur. Gözlerini yavaşça kapat. Ağır ağır ve derin nefesler al. Üç derin nefes alışverişinden sonra hayatında en fazla çatışma yaşadığın kişiyi gözünün önüne getir. Bu kişi bir arkadaşın olabilir, tanıdığın olabilir, bir akraban olabilir. Şu an hayatında olabilir, ya da geçmişte hayatında olmuş bir kişi olabilir. Hatta şu anda hayatta olmayan biri de olabilir. En fazla çatışma yaşadığın kişiden başla. Her seferinde bir kişi ile çalışacaksın.

Gözlerin kapalı, derin ve ağır nefesler alıyorsun. İlk önce çalışma yapacağın kişinin karşında olduğunu gör. Şu anda o kişi karşında. İmgesel olarak göremesen de yalnızca karşında olduğunu hisset. Şu anda o karşında duruyor. Ne hissediyorsun. Daha önce yaşadıgınız o çatışmadan dolayı ona kızgın olabilirsin, ya da sen bir şey yaptın, bunun suçluluğunu taşıyor da olabilirsin. O kişiden korkuyor olabilirsin hatta nefret ediyor olabilirsin. Ama bil ki bunu sen hissediyorsun. O sadece içindeki kızgınlığın, korkunun açığa çıkması, dışarıdaki yansıması. O sensin. Kendi içindeki, bilincindeki çatışan yönlerini görüyorsun. O sana onu gösterdi. Seni sana gösteren bir aynan, yüzün o. Senin iç dünyanın ayna görüntüsü. İçindeki bu çatışmayı durdurmazsan, hayatında farklı farklı görünüşlerle ayni sorunu yaşayacaksın. İsimler değişecek belki, sahneler degişecek. Ama aynı şeyleri tekrar tekrar yaşayacaksın eğer içinde o çatışan yönünü bırakmazsan.

Şimdi, ona hissettiğin şeyler ne olursa olsun onun gözlerinin içine bak. Ama yalnızca sevgiyle. Çünkü o sensin, senin yüzün. Sevgiyle gözlerinin içine baktıktan sonra ona söyleyeceğin iki cümle çok önemli. Bu seni onun varlığıyla ve evrenle birleştiren iki cümle. Evrenden, her şeyden kendini ayırdığın, büyük resmi göremediğin için yaşadın bunları. İki cümle.

TEŞEKKÜR EDİYORUM.

SENİ SEVİYORUM.

Bu iki cümle, seninle onu,  çatışma ile çözümü biraraya getirecek. Teşekkür ediyorsun, çünkü o sana senin bir yüzünü gösterdi. Senin olmak istemediğin bir yüz olabilir bu. Ama en mükemmel yüzünü ortaya çıkarman için, önce sen olmayan yüzlerini kendine gösteriyorsun. Kendin olmayan yüzlerini görerek, en mükemmel oluş halini ortaya çıkaracaksın. Kendini hatırlıyor, her an yükseliyor, varlığın muhteşemliğini açığa çıkarıyorsun. Bunun için hayatında mutlaka çatışma yaratman gerekmiyor.Bir şeyleri öğrenmek için hayatında mutlaka zorluk yaşaman, düşmen, kafanı duvara çarpman gerekmiyor. Kafanı duvara çarpmadan da öğrenebilirsin. Acı çekmek burada öğrenmek ya da hatırlamak için kullandığın bir yöntemdi. Ama bu şekilde öğrenmek yerine her şeyi kolaylıkla, acı yaratmadan, sevgiyle, mutlulukla, bollukla hatırlayabilirsin. Acıyı kullanarak öğrenmek senin seçimin. Seçimin ne ise de onu yaşarsın.

Evrene bakarsan her şeyin kolaylıkla olduğunu görürsün. Evrende milyonlarca galaksi trilyonlarca trilyon yıldız var. Devasa boyutları ile doğal halleri ile dönüyorlar. Bir güç sarfetmelerine gerek yok. Bir tohum toprağa düştüğünde doğal hali ile çıkıyor. Bunu içinn ek bir güce, cabaya ihtiyacı yok her şey doğal haliyle ve kolaylıkla oluyor. Işığın müziğiyle birleştiğinde hayatında her şeyin kolaylıkla olduğunu goreceksin.

Gözlerin kapalı, o kişi karşında. Gözlerinin içine sevgiyle baktın. O muhteşem iki sözcüğü söyledin. Seni seviyorum, teşekkür ederim. Sonra ona SARIL. Bunu fizikselleştirebilir kendine sarılıyormuş gibi bir sarılma hareketi yapabilirsin. Bu sıcaklığı hissetmeni sağlayacaktır. Kendine sarılıyormuş gibi sarıl ona. Hisset sıcaklığını. Varlığını içine al. O senin varlığının içinde kabul etmediğin bir yüzün. O yüzünle bir arada olmak durumunda değilsin. Ama o yüzünü de kabul et. O da senin bir yüzün. Bir şeyi bırakman için önce kabul etmen gerekir. Kabul etmediğin, reddettiğin her ne varsa onları çoğaltırsın. Kabul, ruhunun, bedeninin şifasıdır.

Sarıldıktan sonra şunları söyle ona:

“Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”

Valığımızda karşılaştığımız insanların yüklerini taşyoruz. Bu sevdiğimiz insanlar için de geçerli. Sevdiğimiz biri bizimle biraraya geldiğinde yaşadığı bir sorunu anlattığında fark etmeden onun yükünü alıyoruz. Aynı zamanda onun hayata bakışını, kalıparını da bilinçaltımıza ekliyoruz. Çatıştığımız insanlar keza onların yüklerini de hala üzerimizde aşıyoruz. Geçmiş denilen zaman diliminde bir olay yaşanmış. Hala hayatımızda bu olayın yükünü taşıyoruz. Bu cümleyi söyleyin ona. Bu cümle ondan ayrılmanız anlamına gelmiyor. Varlığınızın bir parçasından ayrılamazsınız. Her biri bir çünkü. Yalnızca aldığınız, üzerinize yapıştırdıgınız yükünüzü bırakıyorsunuz. Çünkü artık yürümek, mutlulukla koşmak, ışığın muhteşem müziğini yazmak istiyoruz. Her şey birbiri ile bağlı ve bir olduğundan siz bu çalışmayı yaptıgınızda, karşınızda gördüğünüz kişi de yüklerini bırakabilir eğer arzu ederse tabi.

Ona sarıl ve bunu söyle “ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.”. Sonra bir adım kadar geriye çık. Göbekleriniz arasında bir kordon ya da ip olduğunu düşün. Bu kordon, varlığına aldığın bu yükü taşıyan kordon. Kordonu gör, bu kordonla bilinçaltı kalıplarını, varlığını aşağı çekecek kabukları aldın. Şimdi eline altın renkli bir makas al. Bu altın renkli makasla o kordonu kes. Kordonun kesildiğini ve ayrıldıgını mutlaka gör. Ya da hisset. Ayrılmaz, kesilmezse tekrar dene. Daha çok sevgini ver. Bazen ip büyüyebilir, dallanıp budaklanabilir. Bu sefer makası büyüt o ip kesilsin ve ayrılsın. İp ayrıldıktan sonra tekrar gözlerinin içine bak, teşekkür ediyorum de ve uzaklaştığını gör. Yavaş yavaş gözlerini aç.

Bu çalışmayı yaparken çözülmeler yaşayabilirsin. Sarıldığında bazen birden bir duygu boşalması yaşayabilir, ağlayabilirsin. Bırak hislerin olduğu gibi aksın sen süreci yönetmeye çalışma bırak kontrolü. Varlığının çatışmaları çözülsün.

Çalışmanın aşamalarını kısaca tekrarlıyorum.

Gözlerini kapa, birkaç derin nefes al,

Çalışma yapacağın kişiyi karşına al,

Gözlerinin içine sevgiyle bakarak, teşekkür ediyorum ve seni seviyorum de,

Sonra ona sevgiyle sarıl ve şöyle söyle “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum.” Bir adım geriye çık.

Aranızda bir kordon olduğunu gör ya da düşün. Yükü taşıyan bu kordonu altın bir makası eline alarak kes. İpin ayrıldıgını mutlaka gör. Ayrılmazsa makası büyüt. Eğer zorlama ya da direnç hissediyorsan o an o kişiyi bırakıp başka birine geçebilir, başka bir zaman yine aynı kişi için yapabilirsin.

Gözlerinin içine tekrar sevgiyle bakarak, teşekkur ediyorum de, senden uzaklaştığını gör ve gözlerini yavaş yavaş aç.

Bu çalışmayı her seferinde bir kişi için yap. Bir kişi için 2-3 dak. yeterlidir bunun için. Öncelikle en çok çatışma yaşadığın kişilere, daha sonra çevrendeki insanlara, geçmişte yaşamış ya da şu an yaşamayan hayatındaki kişilere, en son sevdiklerine de bu çalışmayı yap. Bir kişi için eğer kordon ayrıldı ise bir kez yapman yeterli. Tekrar tekrar yapman inancının zayıflığını, şüphe duymuş olduğunu gösterir. Bir kez yap ve olduğunu bil. Sevdiklerinle daha güçlü bağlar kurduğunu, daha mutlu ilişkiler deneyimlediğini göreceksin. Çalışma iki taraflı çalıştığından, çatışma yaşadığün bir kişi ile birden daha güzel bir diyalog içine girdiğini görebilirsin. O kişi seni hiç beklemediğin halde hemen ve kısa bir süre sonra arayabilir. Birden çatışmanın çözümlendiğini görebilirsin.

Daha açık, sevgi dolu dostluklar, ilişkiler kuracaksın. Çünkü ilişkilerin yüklerden özgürleşecek. Hayatına artık hizmet etmeyen kişilerin de hayatından birden kendiliğinden çıktığını göreceksin. Çünkü o senin bir yanındı, ve sana yalnızca bir şey anlatmak için yine senin tarafından kendi yüzlerinden birini görmen için geldi. Artık hayatındaki görevi bittiğinden, birden uzaklaştıgını görebilirsin. Hayatına yeni birileri girebilir. Hayatına yeni girenler de senin şu andaki sevgi dolu titreşimine uygun kişiler olacak. Hatırla, içerisi nasılsa dışarısı da öyledir. İç çatışma durduğuda dışarıdaki çatışma da duracak.

Çalışmayı kendinde çatıştığı yanların için de yapabilirsin. Mesela bir konuda endişeleniyorsun, ya da içinde bir yanın seni aşağı çekiyor, korkuya sevkediyor. Bu sefer, kendini karşına al ve bu çalışmayı yap. Karşındaki kendin olsun. Bak gözlerinin içine. Karşındakini tanımla, o sensin, benim …..dan endişe duyan yanım. Teşekkür ediyorum, seni seviyorum. Sarıl, “Çok güzel anlar yaşadık, bir yüzümü gördüm ve çok güzel deneyimler kazandım. Ama artık varlığımda bu yükü taşımayı tercih etmiyorum” dedikten sonra kendi nin o yüzü ile arandaki bağı kes. Bunu aynı şekilde, bağımlı olduğun şeylere yapabilirsin. Herhangi bir hastalığını karşına alıp onunla bağini kesebilirsin. Bu yöntemle birden hastaığın çözülmeye iyileşmeye başladığını görebilir, mucizeler yaşayabilirsin. Hatta calışmayan bir cihazla arandaki baği kestiğinde onun çalışmaya başladığını bile görebilirsin.

Bizim cansız dediğimiz cihazlarımız da enerji ile calıştıklarından bazen bizdeki enerji dalgalanmaları manyetik alan yaratıp onların bozulmasına sebep olabilir. Bazen tuttuğunuz bir şeyin bozulduğunu, ya da elinizde kırıldığını görebilirsin. Uygula bunu, aklına gelen her şeyle yapabilirsin, bitkilerin, hayvanlarınla, bununla oyna ve yaratıcılığınla bu yöntemi kullan. Çok etkili ve hızlı çalışan bu yöntem, ayağındaki taşları, prangaları atmanı, kanatlanmanı sağlayacaktır.

Mart Cosmopolitan'da "Eşruhunuzu Nasıl Bulursunuz?"u yazmıştım.

Mart Cosmopolitan'da "Eşruhunuzu Nasıl Bulursunuz?"u yazmıştım.

Nisan'da ise "Eşruhunuzu Buldunuz da, İlişkinizi Nasıl Sürdürürsünüz?"ü yazdım.

Mayıs'ta da "Eşruhunuzla Nasıl Vedalaşırsınız?"ı yazıp seriyi tamamlayacağım inşallah. :)

Antakya kem göz mozaiği...

Gösteriş yapmaya çalışmayın, sadece kendiniz olun ve ne yapmaktan keyif alıyorsanız onu yapın.

Gösteriş yapmaya çalışmayın, sadece kendiniz olun ve ne yapmaktan keyif alıyorsanız onu yapın.

Warren Buffet

30 Mart 2012

Bu sizin hayatınız...

Gün içi murphy kuralları...

1 - Bir şey tamir ederken elin tamamen yağlandığında burnun kaşınır.

2 - Yere düşürdüğün bir bozuk para veya bir küçük vida ulaşılması en zor yere yuvarlanır.

3 - İnsanların seni seyretme olasılığı düştüğün komik durum ile doğru orantılıdır.

4 - Yanlış numara çevirdiğinde çevrilen numara kesinlikle meşgul değildir.

5 - Patronuna lastiğin patladığı için geç kaldığını söylediğinde ertesi gün lastiğin gerçekten patlar.

6 - Gırgır geçmeye başladığın anda patron kapıda görünür.

7 - Sıkışık trafikte şerit değiştirdiğinde, terk ettiğin şerit daha hızlı akmaya başlar.(her zaman)

8 - Duşa girip ıslandığında telefon çalar.

9 - Birileri ile karşılaşma ihtimalin, görünmek istemediğin zaman en üst düzeydedir.

10 - Bir makinenin çalışmadığını ispat etmen gerektiğinde kesin çalışır.

11 - Kaşıntının şiddeti ulaşma zorluğun ile doğru orantılıdır.

12 - Sinemada sıranın ortasında oturanlar salona en son girerler.

13 - Üzerine yağ-reçel sürülmüş bir ekmek kesinlikle en pahalı halıya ve yüzüstü düşer.

14 - Ayağınıza tam oturan bir ayakkabı kesinlikle mağazadaki ayakkabıların en çirkinidir.

15 - Herhangi bir şeyi beğendiğinizde derhal üretimden kaldırılır