11 Mart 2013
Mutluluk Nedir?

Bir telefon açmaktır, karşınızdakiyle gülümseyerek konuşmaktır…
Bir çift tatlı sözdür, yumuşacık bir dokunuştur…
Affetmektir, özür dilemektir, sevmektir, sevilmektir…
Çevreye dağıtılan bir tebessümdür, bir kahkahadır mutluluk…
Mutluluk elimizde olanlara sevinmek, olmayanlar için ise üzülmemektir…
Her zaman bizden daha iyi durumda olanları değil bizden daha zor durumda olanları düşünmektir…
Birazcık işleri ertelemek, hayatın frenine basıp birazcık yavaşlamak kendimize zaman ayırmaktır mutluluk…
Bir çiçeği gördüğünde ona tebessümle yaklaşmak ve onu sevmek ve koklamaktır…
Güneşin doğuş anını seyretmek, seher vaktinde en az seher vakti kadar güzel temiz havayı ciğerlere çekip tutmak ve sonra bırakmaktır mutluluk…
Bahar yağmuru altında yürümek ve ıslanmak, yağmur sonrası toprak kokusunu teneffüs etmektir mutluluk…
Bir bebeğin gülümsemesi, bir bebeğin uyurken yüzündeki ifade, bir bebeğin kokusudur mutluluk…
Eşine veya sevdiğine seni seviyorum demek, bir güzel söz söylemek, bir tatlı bakış kondurmak, bir demet çiçek vermektir mutluluk…
Bir bebeğin ilk adımı, çıkan ilk dişi, bir bebeğin dudağından dökülen ilk sözcüklerdir…
Bir bardak çay, bir sıcak ekmek yarım dilim peynirdir mutluluk…
Hayattaki engelleri aşmak, sıkıntılar karşısında yenilmemek ve planlar oluşturmak hayatın yakasına yapışıp bende varım diyebilmek gücüne sahip olabilmektir…
Mutluluk bir yerde bakış açımızdır pozitif olmak, siyahtan çok beyazı görmek, Herhangi bir olaya biçtiğimiz yorumdur…
Her günümüzü son günümüz olarak bilip tüm canlıları sevmek, incitmemek, çevremize güven vermektir.
Dost olmak, kırıcı olmamaktır mutluluk… Bazen bir kırmızı gülün rengine bakmaktır…
İnsanların gönlüne taht kurabilecek ahlak ve terbiyeye sahip olabilmektir mutluluk…
Parkta dolaşırken oyun oynayan çocuklara gülümsemek onlara el sallamak ve çantanızda bulundurduğunuz şekerli sakızdan dağıtmaktır mutluluk…
Niyesiz ve âmâsız sevinçlerle yüreğinizi doldurmak, Gül tadında gül kokusunda bir ömür yaşamaya yemin etmek, Gündelik sıkıntılara takılmamaktır…
Ruhunuza sadece bahar mevsimi yasatmaktır mutluluk…
Kupkuru bir tarlanın ruhunuzda ,kir çiçekleri ile doluymuş gibi yansımasıdır mutluluk….
Yüzümüzün yüreğimizle beraber gülümsediği an’ dır mutluluk
Kaynak: Çanlar kimin İçin Çalıyor
Göze göz felsefesi, tüm dünyayı kör bırakır.”
9 Mart 2013
Ev telefonu hayli yüksek gelince, ev halkı toplanmış:
Ev telefonu hayli yüksek gelince, ev halkı toplanmış:
Baba: "Yahu bu korkunç bir fatura. Ben bu telefonu asla kullanmıyorum, hep çalıştığım şirketteki telefonu kullanıyorum. Nasıl oluyor?"
Anne: "Aynen ben de... Akşama kadar çalıştığım bankada elimin altında telefon. Ne yapayım bunu."
... Oğlan: "Vallahi ben de Şirketimin bana verdiği cep telefonu ile bütün görüşmelerimi yapıyorum."
Kız: "E benim de şirket hattım var. Ev telefonunu hiç kullanmam ki."
Herkes aniden evdeki hizmetçiye döner ve cevap arar gözle bakarlar.
Hizmetçi: "Eee... Problem ne o zaman? Sanırım hepimiz iş telefonlarını kullanıyoruz.."
Her şey enerjidir ve her şey yalnızca bundan ibarettir.Sahip olmayıistediğiniz gerçekliğin frekansına uyumlandığınızda,bu gerçekliğiyaşamaktan başka bir şey gelmez elinizden. Başka yolu yoktur.Bu birfelsefe değil,bu bir fiziktir.
KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU
Yüzyıllardır gelmiş geçmiş üstadların,bilgelerin,peygamberlerin en azından 1 kez olsun gönül gözü diye adlandırdığı şey gerçek oluyor.
Kalbimizin sadece vücudumuza kan pompalayan bir organ olmadığı bilim tarafından son yıllarda giderek daha iyi anlaşılıyor.
Kalbin daha önceden bilimin farketmediği, AMA sözde daha ilkel toplumların çoktanfarkettiği, bil...diği bir dolu yönü de bilim tarafından farkedilmeye başlandı.
Mesela kalbimizde NÖRONLAR bulundu. O sebeple de kalp nakli yapılan bazı insanlarda daha önceden olmayan alışkanlıklar, özellikle de daha önceden olmayan yeni yeme alışkanlıkları ortaya çıkabiliyor.
KALP İLE BEYİN ARASINDA BİR KÖPRÜ BULUNDU.Bu köprünün henüz NE yaptığı bilinmiyor.Muhtemelen BİLGİ taşıyor.Çünkü nöron demek bize ait bilgiler demek.Ya bizimkalbe kayıt ettiğimiz,yada doğuştan gelen..
Kalbimizin beynimizden 100 kere daha güçlü elektrik Alan ve 5000 kere daha güçlü manyetik Alan ürettiği saptandı.
O kadar güçlü manyetik bir Alan ki 22.000 mil uzaktaki uydudan bile ölçülebiliyor.
Dünyanın manyetik alanındaki dalgalanmalardan biz insanların etkilendiği biliniyordu, ancak bizim kalbimizin yaydığı manyetik alanın dünya manyetik alanını etkilediği pek bilinmiyordu.
Yeryüzünün manyetik alanları ve bu alandaki dalgalanmalar uydulardan düzenli olarak ölçülüyor.
Örneğin ikiz kulelerin yıkıldığı 11 Eylül günü dünyanın manyetik alanlarında bilim adamlarının anlayamadığı anormal bir sapma olmuş.
Sonradan araştırdıklarında o gün televizyonlardan kulelerin yıkılma görüntüsünü dünyanın çeşitli yerlerinden izleyen insanların duyduğu üzüntüden kaynaklandığı anlaşılmış.
Kalbe dayalı yaşamı geliştirmek için bir Kalp Matematiği Enstitüsü bile kurulmuş.
Belki internetten girip bakmak isterseniz diye İngilizcesini de yazayım: IHM, açık hali ileInstitute of Heart Math.
Başında Howard Martin adında bir bilim adamı var. Sürekli kalp zekası ve kalpten evrene yayılan dalgalarla ilgili çeşitli bilimsel araştırmalar yapıyorlar.
Aslında tavsiyem, belkiye bırakmayın, mutlaka bu web sitesini ziyaret edin.
Bu enstitünün misyonu kalbe dayalı yaşamı geliştirmek, insanların stres düzeylerini azaltıp kalp ve beyin ilişkisinin COHERENCE dedikleri durumda kalabilmelerini sağlamak.
Bir de Global Coherence adını verdikleri bir yeryüzü manyetik alanı ile insan kalbi ve beyin manyetik dalgaları arasındaki ilişkiyi gözlemleyen bir proje ya DA sistem kurmuşlar.Coherence (uyum, ahenk , eş fazlı) durumunda kalp ve beyin dalgaları arasındaki ilişki uyumlu oluyor ve ölçülebiliyor.
0.10 hertz olduğunda coherence yani uyum gerçekleşiyor.
Ve bu dalga boyuna gelebilmek ise ancak bir başkası için şefkat, (çare, takdir, affetme ve şükran duyguları hissettiğinizde oluyor.
Bu durumda olmak ise sizin bağışıklık sisteminizin güçlenmesine, hastalıklarınız varsa iyileşmesine yardımcı oluyor, stres hormanları düzeyi düşüyor.
Aynı zamanda yeryüzü manyetik alanı ile de uyum içerisinde oluyorsunuz.
Hatta coherence durumunda olup olmadığınızı ölçmek için bir alet bile geliştirmişler.
Aletin adı DA EM Wave. Artık bazı bilim adamları bu aleti takıp dolaşıyor.
Eğer uyum durumunda değilseniz alet de kırmızı ışık yanıyor.
Kalp ve beyin arsındaki iletişim uyumlu ise yani takdir, şükran ve sevgi duyguları içerisindeyseniz alet yeşil yanıyor.
Tabii kırmızı görünce hemen toparlanıp, bir dakika ben NE düşünüyorum, hissediyorum DA kırmızı yanıyor diye kendinizi yoklamanız gerekiyor.
Ve hemen zorla DA olsa kendinizi daha olumlu duygular hissetmeye yönlendiriyorsunuz.
Sizdeki yeşil ışıktan hem sağlığınız, hem de dünya manyetik alanı olumlu etkileniyor.
Bir süre sonra kendinizi iyice eğitip muhtemelen artık çoğunlukla yeşil ışıkta kalmayı başarıyorsunuz.
Bir de elinizi bizzat kalbiniz üzerine koymak DA, elin yarattığı baskı yüzünden zihnin dikkatini oraya çekip kalbe inmeyi, kalple bağlantı kurmayı kolaylaştırıyormuş.
Bu sitede stresi azaltmak, kalp boyutunda yaşamayı öğretmek için başka teknikler de var.
Kısacası artık analitik zihinlerimizden uzaklaşıp daha çok kalp boyutunda yaşamayı mutlaka öğrenmemiz gerekiyor.
Bilim de bunu söylüyor." - Alıntı -
Kaynak: Arzu Seçkin
Bu Yazı Bilinçaltıma Yazdığım Bir Nottur… Bu Böyle Biline…

Ben bu kişisel gelişim konularına ne kadar meraklıysam, çevremdeki kişiler de o kadar uzak oluyor. Bu niye böyledir acep diye uzun zamandır da düşünüyorum. Sonunda şu cevabı buldum. Demek ki benim içimde bir yer bütün bunlara kuşkuyla bakıyor. O yüzden de, başta annem olmak üzere, bütün arkadaşlarımın bana söylediği cümleler aslında bilinçaltımın bana söylediği cümleler.
Cümleleri merak mı ediyorsunuz, şu mealde gidiyorlar; ‘’Ya sen deliriyor musun ?, bu kadar da olur mu?, acaba mı?, kızım başka işin mi yok mu?, senin kursların hiç bitmeyecek mi? bu işlere ayırdığın parayla neler yapılır? gibi bütün kuvvetli ve cılız seslerin aslında kendi içimden geldiğini farketttim. İşte bu yazı da kendi bilinçaltıma verdiğim cevaptır.
Velev ki deliriyorum; en azından bir şeyler uğruna çalışarak, debelenerek deliriyorum. Bu çabam ne mi? Çok basit, başta kendim olmak üzere, tüm karşılaştığım insanları şifalandırmaya çalışmak. Kendimin senelerce çözmek için uğraştığı şeyleri, (ve sonuçta çözebilmişsem) başkalarına aktararak bu sıkıntılı sürelerine en aza indirmeye çalışmak.
Tamam mı bilinç altım rahatladın mı? Artık karşıma bu konulara inanmayan, tereddüt eden insanlar çıkmasın. Anlaştık mı? Elele tutuşup daha hızlı yol alacağımız insanlar çıksın oldun mu?
Mesela ana kraliçem (annem) bugünden başlayarak bana ‘’aferin’’ kızım desin. ‘’Anne yürürken sadece yürü, yemek yaparken sadece yemek yap, örgü örerken sadece ör dediğimde’’ bana delirmişim gibi bakmasın. Olur mu?
Arkadaşlarıma; ellerimle şifa vermeye çalıştığımda, enerji mi, o ne, olur mu öyle şey, hahahah demesinler. Hastalıkların esas sebebinin duygularımız kaynaklı olduğunu söylediğimde bana gülmesinler.
Ey bilinçaltım aha da yüzleştim seninle. Beni yolumdan döndüremezsin.
Karşımıza çıkan her insanın bizi aynaladığını, ve hoşumuza gitmeyen her huyumuzu büyüttüğünü söylediğim de beni ciddiye almayan iş arkadaşlarım, bendeki ne sizi bu kadar rahatsız ediyor biraz da kendinize bakınız dediğimde, dursunlar ve biraz düşünsünler artık… Tamam mı?
Ya da evdeki tüm işe yaramayan eşyaları saklamaktan vazgeçip, ihtiyacı olanlara dağıttığımda , ee ya bunlara ilerde ihtiyacım olur mu diye hafif pişmanlık içeren cılız sesimi duymak istemiyorum…Oldu mu?
İçimden gelen, kalben beni çağıran her eğitime gitmeye de devam edicem. Benim gelişimime mani olamazsın. Farzet ki, gittiğim eğitim boşunaydı. O zaman kalbimi ve iç sesimi daha iyi dinlemem gerektiğini öğrenmiş olurum. Ne yani, her yaptığım da doğru olacak diye bir şey yok değil mi? Nihayetinde ben de hatalarımdan ders alıp, gelişme yolunda yürüyen bir çekirgeyim. Öyle değil mi?
Kendimi her halimle, sevip kabul ediyorum, başıma hoşlanmadığım bir olay geldiğinde de, bunun neden olduğunu, ne öğrenmem gerektiğini bulup, sevgiyle uğurluyorum. Oh be…
Geçmişi ve kötü anıları temizlemenin ve serbest bırakmanın ne kadar önemli olduğunu anlattığım arkadaşlarım; bütün sizi rahatsız eden olayları 21 gün boyunca çizgisiz kağıda yazıp, yakın sonrada sifonu çekin ve tüm olayların üzerinize verdiği ağırlıktan nasıl kurtulduğunuz gözlemleyin dediğimde, itirazlar, yapmak istemiyorumlar, o kadar kolay mılar yerine, bunu deneyimleyip, sonucu görelim, konuşalım sözlerinizi duymak istiyorum artık. Tamam mı?
Ve gelecek kaygıları peşini bırakmayan ahali? Siz Allah’a inanmıyor musunuz? Onun her şartta ve her durumda sizin sadece iyiliğinizi istediğini bilmiyor musunuz. Kalbinizi Allah sevgisiyle ve teslimiyetle doldurmanız gerektiğini görmüyor musunuz? Bunun üzerine hala konuşacak şey bulmanıza sadece şaşırıyorum…
Ey bilinçaltım, işte soruların ve işte cevaplarım… Seni olduğun gibi kabul ediyor, onaylıyor ve seviyorum. Bunu da böyle bil!...
Sağlıcakla,
Bilgeliğe üç yoldan ulaşılır. Birincisi düşünmek ki, en iyisidir. İkincisi kendini sınırlandırmak ki, en kolayıdır. Üçüncüsü tecrübe ki, en acısıdır...

Bilgeliğe üç yoldan ulaşılır. Birincisi düşünmek ki, en iyisidir.
İkincisi kendini sınırlandırmak ki, en kolayıdır.
Üçüncüsü tecrübe ki, en acısıdır...
Konfüçyüs
8 Mart 2013
Erkekler Göbeği İçin 'TÜRK KASI O YAA'' Diyebiliyorsa, Kızlarda Selülitleri İçin ''BACAK GAMZESİ'' Diyebilmeli...Ben Eşitlikten Yanayım Arkadaş...
Marul Salatası...
- 7-8 yaprak marul
- Kırmızı lahana
- 2 adet domates
- 1 limon
- 1 adet turp
- 1 adet havuç
- Tuz
- Zeytinyağı
Domatesler doğranır, marul ve kırmızı lahana da ince ince doğranır. Havuç ve turp rendelenir, bolca limon suyu, tuz ve zeytinyağı eklenerek salata kabında tüm malzemeler karıştırılır. Afiyet olsun.
nefis yemek tarifleri
Yaşamda Dengeyi Yakalamak İçin Öneriler
Kaliteli yaşam zengin ve ünlü insanlara özgü değil! Biraz plan ve disiplin ile daha iyi bir yaşam sürmek mümkün. İşte hayatınızı dengede tutmak için öneriler:“Büyük Taş” teorisiyle başlayın.
Dr. Stephen Covey, “Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı” adlı kitabında, öğrencilerine cam bir kabın içine taşların nasıl yerleştirileceğini gösteren bir profesörün öyküsünü anlatır. Kaba önce büyük taşları, daha sonra küçük taşları, kumu ve son olarak suyu koymak, süreci tersine çevirmeye çalışmaktan açıkça çok daha kolaydır.
Yaşamınızı tasarlarken, “büyük taşlarınızın” ne olduğuna karar verin ve bunları, tanımlanmış zaman dilimleri ya da günler olarak yıllık takviminize işleyin.
Bunu, hedefinizi aklınızda tutarak işe başlamak suretiyle başarın. Çalışmaya, bir sonraki takvim yılının sonundan başlayın.
Geriye doğru çalışın.
Basitçe, yıl içinde önemli önceliklerinizin, ya da “büyük taşların”, olduğu günleri işaretleyin. Hangi güne hangi önceliğin verildiğini saptamak, kişisel bazda bir miktar araştırma yapmanızı gerektirecektir. Yaşamdaki önemli olaylar için öncelikli günler belirlemek, “Zamanım yoktu” bahanesinin en alt düzeyde kullanılmasını sağlar.
Özel günleri tespit edin.
Asla zaman bulamadığınızdan yakındığınız işlerin tamamını programlayacağınız yer burasıdır. Yaşamınıza katmak istediğiniz şeyleri kaleme alma fırsatını değerlendirin. Bu, üç ayda bir “yakın bir arkadaşınızla öğle yemeğinde buluşmak” olabilir.
Ayda bir gününüzü kendinize çekidüzen vermek ve doktor ziyaretlerinde bulunmak için ayırın. Hep gitmek istediğiniz ama fırsat bulamadığınız özel seminerler ya da kurslar için, üç ayda bir düzenli olarak “kişisel gelişme” günü saptamayı ihmal etmeyin.
Bir “flört gecesi” programlayın.
Sevgilinizle geçirmek üzere haftada bir gününüzü düzenli bir biçimde “flört gecesi” olarak tayin ederseniz, kişisel ilişkilerinize çok faydası dokunur. Bunu, aile üyelerinin birlikte yemek yiyip zaman geçirdikleri haftalık düzenli “aile” geceleriyle karıştırmamak gerekir.
İstatistikler, bir ilişkinin gelişimi için haftada en az 2 saat yüz yüze zaman geçirmek gerektiğini göstermektedir.
Üç ayda bir kendinize “sakinleşme” günü belirleyin.
Edison, Ford, Firestone, Carrel ve Lindberg yaratıcılık için zaman bulmuşlarsa, siz de bulabilirsiniz. Bu özel günde ne yapmak istediğinizi önceden kararlaştırın.
Bedeninizi yitirirseniz nerede yaşayacaksınız?
Genellikle günde 30 dakikalık egzersizimizi yapamıyoruz; ama hayatta olduğumuz her dakika, üstümüzdeki 5-10 kilo fazlalığı sağa sola sürüklemeye razı oluyor, gücümüzü ve enerjimizi tüketiyoruz... Kendinizle bir anlaşma yapın ve şu andan itibaren, yaşamınızın geri kalan kısmında sağlıklı ve zinde olmayı tercih edin.
Kontrol edebildiğiniz tek şeyi kontrol edin…
En çok gıpta ettiğimiz insanların “her şeye sahip” gibi görünen bireyler olduklarını fark ettiniz mi hiç? Hiçbir gün dağınık saçları olmamış gibidirler; arabaları kusursuzdur ve evleri karakter, ilgi ve konfor açısından şaşırtıcı derecede zengindir. Buna ek olarak, sınırsız enerjiye ve eşi benzeri olmayan bir bakış açısına sahipmiş gibi görünürler.
Siz de çoğumuz gibiyseniz, gizliden gizliye bu kişilerin “sırlarını” bilmeyi istiyor ya da onları “gerçekdışı” farz edip yok sayıyorsunuz. Gerçek şu ki bu insanlar, dürüst ve onurludurlar; çünkü ilk etapta kendilerini kontrol altına almışlardır ve zamanla yaşamın önlerine çıkardığı engellerle baş etmeyi öğrenmişlerdir. Kendimizi kontrol etmek, son derece mantıklıdır. Yoksa, çevremizdeki dünyayı değil.
Havayı kontrol edemeyiz; ama hava çok sıcak ya da çok soğuk olduğu için yürümekten büsbütün vazgeçmek yerine, bir spor salonunda egzersiz yapmayı ya da alışveriş merkezinde yürümeyi tercih edebiliriz.
Randevu zamanına uymaları konusunda müşterilerimize, eşlerimize, meslektaşlarımıza ya da çocuklarımıza güvenmek mümkün olmayabilir; ama bekleyip kendimizi kurban gibi hissetmeyi, sinirlenmeyi, zamanı boşa harcamayı ya da alternatif bir plan yapmayı seçmek bizim kararımızdır.
“Herşeyi bir arada yürütmeyi beceren” tipleri kıskanmak yerine, gıpta ettiğiniz şeylerden keyif almak için kendinize izin verin.
Anlayış basit; yalnızca kendinizi kontrol edebilirsiniz. Öyleyse, ne istediğinizi, nereye gitmeyi arzuladığınızı, yeni hedefinize ulaşmak için ne yapılması gerektiğini ve bu hedefi gerçekleştirmek üzere gerekli zamanı ve mekanı tanımlamakla işe başlayın.
Yaşamı sonuna kadar yaşamayı tercih edin.
Ebeveynlerin ve öğretmenlerin geçmişte kendilerini “değerli” ya da “yetkili” bulmadıkları için söyledikleri “Bunu alamazsın” tarzı sözleri göz ardı edin.
“İyi” yaşamın zengin ve ünlü insanlara özgü olduğunu düşünmeye gerek yok. Siz de azıcık planlama ve disiplin ile payınıza düşeni, hatta daha fazlasını alabilirsiniz… Seçim sizin, yalnızca sizin. Şunu bilin ki “oyun” bittiğinde, yapmak istediğiniz her şeyi ve daha fazlasını kendi yönteminizle yapmış olacaksınız.
Terri Murphy
fw mail
İlginç Bir Reklam Yöntemi
ABD’nin Virginia eyaletinde bir seyahat acentası sahibi, çok büyük bir kuruluşun yürütme kurulu başkanıyla görüşmek istiyordu.
Amacı, kuruluşun seyahat konusundaki ihtiyaçlarını öğrenmekti.
Pek çok kez telefon etti; ama hiçbirine yanıt alamadı. Acenta sahibinin aklına yaratıcı bir fikir geldi. En yakın mağazadan bir çift siyah ayakkabı aldı. Bunlardan birini bizzat parlattı; ayakkabıyı civardaki bir mağazaya götürüp hediye ambalajı yaptırdı. Daha sonra, paketin kuryeyle müşteri adayına ulaştırılmasını sağladı.
Yönetici, paketi açtığında bir adet ayakkabı buldu. İçinde, acenta sahibinin kaleme aldığı kısaca şöyle bir not vardı:
“Kapıdan içeri adım atmaya çalışıyorum…”
Sonuç: Acenta sahibi toplantı yapmayı ve yepyeni bir müşteri kazanmayı başardı.
fw mail
Yay Hayattır, Ok Niyet, Hedef de Amaçtır!
YAY
Yay hayattır: Bütün enerji ondan gelir. Ok bir gün mutlaka terk edecektir. Hedef ise uzaklardadır.
Ama hayat her zaman sizin yanınızda kalır, bu yüzden ona nasıl iyi bakacağınızı bilmeniz gerekir. Durgun kalacağı dönemlere ihtiyacı vardır -her daim kuşanılmış ve gerilmiş halde tutulursa gücünü kaybeder. Bu yüzden gücünüzü tazeleyebilmek için dinlenmeyi kabul etmelisiniz. Böylece yeniden yayı germek için asıldığınızda gücünüz eksiksiz olur.
Yayın bilinci yoktur: O okçunun elinin ve arzularının bir uzantısıdır. Öldürmeye ya da düşünmeye hizmet eder. Bu yüzden her zaman amacınızı net olarak belirleyin.
Yay esnektir ama yine de onun da sınırları vardır. Kapasitesinin ötesinde herhangi bir girişim onu kıracak ya da onu tutan elleri tüketecektir.
Bu durumda yayın yanı sıra kendi bedeninizden de size verebileceğinden fazlasını talep etmeyin. Ve unutmayın, bir gün yaşlılık zamanı gelecek -bu bir lanet değil bir nimettir.
Yayı zarifçe gerin, her iki tarafın da kendine düşen payı gerektiği biçimde yapmasını sağlayın, enerjinizi boşa harcamayın. Bu sayede yorgun düşmeden pek çok ok atabilirsiniz.
OK
Ok sizin niyetinizdir. Yayın gücünü hedefin tam ortasına bağlayan araçtır.
Niyetimiz her zaman son derece net, açık ve iyi dengelenmiş olmalıdır.
Ok bir kez yaydan ayrıldı mı artık asla geri gelmez, bu yüzden sürece müdahale etmek (oka yön verecek hareketler doğru ve düzgün olmadığında) sırf ok gerilmiş ve hedef bekliyor diye eski kafalı bir şekilde hareket etmekten daha iyidir.
Sizi durduran tek şey hedefi tutturamamak korkusu ise bu durumda niyetinizi açıkça göstermekten çekinmeyin. Doğru hareketleri yerine getirin ve elinizi açıp yayın telini bırakın, gerekli adımları atarak girdiğiniz mücadele ile yüzleşin. Hedefi vurmayı başaramasanız bile bir dahaki sefere daha iyi nişan almaya muktedir olacaksınız.
Eğer hiç risk almazsanız bir dahaki sefere neleri değiştirmeniz gerektiğini asla bilemezsiniz.
HEDEF
Hedef ulaşılmak istenen amaçtır.
Sizin tarafınızdan belirlenir. İzlenen yolun güzelliği de işte burada yatar: Asla bahaneler uydurmaya ya da rakibinizin daha güçlü olduğunu söylemeye hakkınız yoktur. Çünkü hedefi seçen sizsiniz ve tüm sorumluluk size ait.
Eğer hedefinizi bir düşman olarak görürseniz belki iyi bir atış yapabilirsiniz ama kendinizi geliştirmeyi asla başaramazsınız. Tüm hayatınız boyunca okunuzu, kağıttan ya da tahtadan yapılmış, anlamı olmayan şeylerin ortasına atmaya çalışırsınız. Ve diğer insanlarla bir araya geldiğinizde hayatta hiç ilginç ya da heyecanlı bir şey yapmadığınızdan yakınırsınız.
İşte tam da bu yüzden bir amaç belirlemeniz gerekir, ona ulaşmak için elinizden gelenin en iyisini yapmalı, ona saygıyla ve önemseyerek bakmalısınız: Onun sizin için anlamını ve onun için ne kadar çaba, eğitim ve sezgi harcadığınızı iyi bilmelisiniz.
Hedefinize nişan alırken sadece ona odaklanmayın, onun çevresinde olup biten her şeyi de görün; çünkü ok fırlatıldığında, rüzgâr, ağırlık, uzaklık gibi kolay kolay hesap edemeyeceğiniz etkenlerle karşılaşacaktır.
Bir amaç sadece insan ona ulaşmayı hayal edebildiği sürece vardır. Onun varlığını gerçek kılan insanın tutkusudur, aksi taktirde amaç ölü bir şey, uzak bir hayal, tatlı bir düş olur.
Ve tıpkı niyetin bir amaca ihtiyaç duyduğu gibi, amaç da bir insanın niyetine ihtiyaç duyar. Çünkü varlığına anlam veren şey budur; bu sayede o artık sadece bir düş değil, bir okçunun dünyasının merkezidir.
fw mail
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)