7 Ekim 2011

Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır...



Küreselleşme ‘tek tip insan’ yetiştiriyor bugün. Oysa dünya onbinlerce çiçekli bir kültür bahçesidir; her çiçeğin ayrı bir rengi ve kokusu vardır. Bir çiçeğin koparılması bir rengin, bir kokunun yok olmasıdır. Tek dile, tek renge kalmış bir dünya hapı yutmuştur”.

Yaşar Kemal

Doğayı hisset ...Kendini başkalarıyla kıyaslama ...Kendini kırma ...

Mutlu Ol . . .
Kalbinin sesini dinle ..
Yeni bir bakış açısı bul ..
Merak et ..
...Seveceğin insanlar bul ..
Hedefler belirle ..
Başkalarına yardım et ..
Dans et ..
Kendini şımart ..
Korkularınla yüzleş ..
Müzeye git ..
Spor yap ..
Televizyona limit koy ..
Doğayı hisset ..
Hafifle ..
Gece güzel bir uyku çek ..
Kitap oku ..
Kendine çiçek al ..
Kendini başkalarıyla kıyaslama ..
Kendini kırma ..
Yeni fikirlere açık ol ..
Negatif düşüncelere odaklanma ..
Arzularını oluşturmaya odaklan ..
Eğlenmek için zaman ayır ..
Hayatına romantizm kat ..
Şükür listesi yap ..
Dünyayı sev ..
Neye sahipsen onu sev ve iste
Kendine dürüst ol . .

Kafanız her karıştığında size en doğru cevabı verebilecek olan kişi kimidr???

 



Kafanız her karıştığında size en doğru cevabı verebilecek olan kişi,

her sabah aynaya baktığınızda karşınızda gördüğünüz kişidir.

Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın


Dağ tepesinde bir çam olamazsan,
Vadide bir çalı ol.
Fakat oradaki en iyi küçük çalı sen olmalısın.Çalı olamazsan bir ot parçası ol, bir yola neşe ver.
... Bir misk çiçeği olmazsan bir saz ol.
Fakat gölün içindeki en canlı saz sen olmalısın.

Hepimiz kaptan olamayız, tayfa olmaya mecburuz.
Dünyada hepimiz için bir şey var.
Yapılacak büyük işler, küçük işler var.
Yapacağınız iş, size en yakın olan iştir.

Cadde olamazsan patika ol.
Güneş olamazsan yıldız ol.
Kazanmak yahut kaybetmek ölçü ile değildir.
Sen her neysen, onun en iyisi olmalısın.
Douglas Malloch

Peru'da atlar...Günün fotosu... 07/10/2011

SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ...

 
San Francisco Körfezi’ndeki bir okulda, okul müdürü üç öğretmeni çağırıp şöyle demiş:

...“Siz üç öğretmen, sistemde en iyi ve en uzman kişiler olduğunuz için, doksan tane seçkin üstün zekalı öğrenciyi size vereceğiz. Bu öğrencilerin gelecek yıl da hızlarını korumalarını sağlamanızı ve çok şey öğrenmelerini bekliyoruz.”

Üç öğretmen, öğrenciler ve öğrencilerin anne ve babası bunun çok iyi bir fi...kir olduğunu düşünmüşler. O okul dönemi, hepsinin özellikle hoşuna gitmişti. Okul bittiği zaman öğrenciler bütün San Francisco Körfezi’ndeki diğer öğrencilere göre yüzde 20–30 daha başarılıydı. Yıl sonu geldiğinde müdür üç öğretmeni çağırıp onlara:

“Bir itirafta bulunmak istiyorum. En zeki öğrencilerin 90’ı sizde değildi. Onlar ortalamanın biraz üstünde öğrencilerdi. 90 öğrenciyi sistemden tesadüfen seçtik.”

Öğretmenler, doğal olarak öğrencilerde görülen başarının kendi istisnai öğretme becerilerine bağlanması gerektiği sonucuna vardı.

“Bir itirafım daha var.” dedi müdür: “Siz de en parlak öğretmenler değilsiniz. İsimlerinizi bir şapkanın içine doldurduğum kâğıtların arasından rastgele seçtim. SİZ İNANDIĞINIZ İÇİN BAŞARILI OLDUNUZ

Söylediğimizi yapmalı, yapabileceğimizi söylemeliyiz...

Freddie Mercury - Living On My Own(1993 Version)

http://youtu.be/BjwZ_9n4DVE

Akıllı davranmanın üç yolu vardır...


Konfiçyüs...

Affetmeyi öğrenmek...



Öğrendim ki affetmeyi öğrenmek deneyerek oluyor...

Yiyebildiğin kadar pizza 10 Ytl...

6 Ekim 2011

Mevlana Şekeri Sesi Açarmış...

[slideshow]

Mevlana Şekeri Sesi Açarmış...

Konya sokaklarında uzun uzun yürüyorum… Bu arada bilmeden merkezi bir yere gelmiş olmalıyım ki etraf hediyelik eşya dükkanları, lokantalar ve otellerle süslenmeye başladı… Birden karnımın acıktığını fark edip gözüme kestirdiğim bir lokantaya giriyorum… Bu yörenin meşhur etli ekmeği ve yanında ayranını söylüyorum… Garson da aynen “şoför-dede” gibi konuşkan çıkıyor… Abla diyor sana etli ekmeğin tarifini vereyim mi? E hadi ver bari diyorum… Şimdi diyor koyun etini, soğanı, domatesi ve biberi iyice
karıştırıyorsun… Uzunlamasına açılan hamurun üzerine bunları yayıp ekmek fırınında pişiriyorsun… Fakat işin püf noktası diyor bu hamurun uzunluğu 20 cm’i geçmeyecek… Eğer geçerse bil ki o ustada iş yok diyor… Sonra mezurayla beraber sipariş ettiğim etli ekmeği yanıma getiriyor… Beraber ölçüyoruz… Tamı tamına 20 cm. çıkıyor… Gördün mü abla diyor… Sen en doğru ustaya geldin… Garson o kadar şirin anlatıyor ki bu sefer beni bir gülmedir alıyor… Keyifle bu güzel yemeği mideme indirip etrafı dolaşmak üzere dışarı çıkıyorum…

Hediyelik eşya dükkanları Hz. Mevlana motifli bardaklar, tablolar, kalemler, anahtarlıklarla süslenmiş… Üzerinde Hz. Mevlana’nın yedi öğüdünün olduğu bir bardak alıyorum… Şu anda da o bardaktan çayımı içerek size bu yazıyı yazıyorum…

Neyse konuyu dağıtmayayım… Arkasından kuruyemiş dükkanlarını gezmeye başlıyorum… Her yerde Mevlana şekeri ve hurma var… Hurmaya zaten bayılırım… İrili, ufaklı bir dolu hurma… Hangisini alacağıma karar veremiyorum… Satıcı istediğin kadar tat abla diyor… Bi ondan, bi bundan zevkle yiyorum… O kadar yiyorum ki almaya iştahım kalmıyor… Ama satıcıya da ayıp olmasın diye bir şey almak lazım… Mevlana şekerini daha önce hiç görmemiştim… Bu şekere peynir şekeri de deniyormuş… Satıcı onları kurcaladığımı görünce abla bunlar ağıza atıldığında erir gider… Nefistir diyor… Çekine çekine onu da deniyorum… Şeker bembeyaz ve sert bir görüntüsü var… Ama ağıza atılınca çok hoş gerçekten de dağılıp gidiyor… Bunlardan hediye veririm diye düşünüp 3-4 paket alıyorum… Satıcı abla bunlar ses de açar diye ekliyor… Zamanında bu şekerler en çok İstanbul’a gönderilirmiş… Sebebi ise, İstanbul'daki Hanedan mensuplarının ve önde gelen ailelerin seslerini açmak için bu şekeri ceplerinde taşımaları ve bu nedenle de çok ihtiyaç duyulan bir şeker olmasıymış. O zaman tahta sandıklarla İstanbul'a gönderilen peynir şekerinin, ses açıcı bir özelliği olduğu Anadolu’da bilinmiyormuş…

Elim kolum yavaş yavaş dolarak diğer dükkanları da gezmeye koyuluyorum… Keçe, halı ve kilim dükkanlarına girip çıkıyorum… Arkasından Konya peynirinin satıldığı ufak bir dükkana giriyorum. Yağı alınmış koyun sütünden yapılan bu özel peynir çok güzel gözüküyor ama İstanbul’a kadar taşımayı gözüm yemediği için peyniri almadan dükkandan çıkıyorum…

Yavaş yavaş akşamki gösterinin saati geldiği için sora sora, yürüye koştura Mevlana Kültür Merkezine varıyorum… Burası inanılmaz kalabalık… Hemen salona yürüyüp yerime oturuyorum… Yerim çok güzel… Çok seviniyorum… Biraz sonra sema gösterisi başlıyor… Barkovizyonda semanın tarihini ve bölümlerin anlamlarını anlatmaya başlıyorlar… Sema sembolik olarak, kainatın oluşumunu, insanın alemde dirilişini, yüce Yaratıcı’ya olan aşk ile harekete geçişini ve kulluğunu idrak edip İnsan-ı Kamil’e doğru yönelişini ifade ediyormuş… Belirli bir ritüel ve ahenkle yapılan sema gösterisini neredeyse soluk almadan izliyorum… Daha sonra İstanbul’da da bir sema gösterisine gidiyorum ama burada aldığım lezzeti bulamıyorum… Gecenin sonunda sema gösterisine ait bir cd alıp mutlu mesut otelime dönüyorum…

Şimdiye kadar diyorum gün harika geçti… Konya’da bir günüm daha var. Ve ertesi gün ne yapacağıma dair hiçbir fikrim yok… Televizyonu açıp kanallar arasında gezinirken Nasrettin Hoca’dan bahsedildiğini duyup kanalı dinlemeye başlıyorum… Ve Nasreddin Hoca’nın yeri olan Akşehir’in bana sadece iki saat uzaklıkta olduğunu öğrenince ertesi günün programı da kafamda belirlenmiş oluyor… Huzurlu bir uykuya dalıyorum… Bir sonraki yazım tabii ki Akşehir’de geçicek…

Sağlıcakla,

hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın...

 

Çocuk, büyükbabasının mektup yazışını izliyordu. Birden sordu :
- Bizim başımızd...an geçen bir olayı mı yazıyorsun ?  Benimle ilgili bir hikâye olma ihtimali var mı ?

Büyükbaba yazmayı kesti, gülümsedi ve torununa şöyle dedi :
- Doğru, senin hakkında yazıyorum. Ama kullandığım kurşun kalem yazdığım kelimelerden çok daha önemli. Umarım büyüdüğünde bu kalemi sen de seversin.

Çocuk kaleme merakla baktı ama özel bir şey göremedi.
- İyi ama bu kalem benim hayatımda gördüğüm diğer kalemlerden hiç farklı değil ki !

- Bu tamamen nesnelere nasıl baktığınla ilgili. Bu kalemin beş önemli özelliği var ve sen de bu özellikleri kendinde benimseyebilirsen hep dünyayla barışık bir insan olursun.

Birinci özellik : Harika şeyler yapabilirsin ama attığın adımları yönlendiren bir el olduğunu asla unutma. Bizim için bu el Tanrı'dır ve her zaman kendi kudretiyle bizi o yönlendirir.

İkinci özellik: Zaman zaman her ne yazıyorsam durmam ve kalemimin ucunu açmam gerekir. Bu kaleme biraz acı çektirse de sonuçta daha sivri olmasını sağlar. Bu yüzden bazı acılara göğüs germeyi öğrenmelisin, bu acılar seni daha iyi bir insan yapar.

Üçüncü özellik : Kurşun kalem, yanlış bir şey yazdığında bunu bir silgiyle silmene her zaman olanak tanır. Yaptığımız bir şeyi sonradan düzeltmenin kötü bir şey olmadığını anlamalısın, aksine bu bizi adalet yolunda tutmaya yarayan en önemli şeylerden biridir.

Dördüncü özellik: Kurşun kalemin en önemli kısmı, kalemin yapıldığı ahşabı ya da dışarı yansıyan şekli değil, içerisinde yer alan kurşunudur. O yüzden her zaman kendi içine bakmalı, en çok onu korumalısın.

Beşinci ve son özelliği ise her zaman bir iz bırakmasıdır. Aynı şekilde sen de hayatta yaptığın her şeyin bir iz bırakacağını bilmeli ve her hareketinin farkında olmalısın.

|Paulo Coelho

İç pilav...

Malzeme

3 su bardağı pirinç
1 orta boy soğan
yarım paket tereyağ
1 yemek kaşığı
dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1yemek kaşığı yenibahar
250gr minik kuşbaşı ciğer
dört buçuk su bardağı su
2 kaşık toz şeker.

Yapılışı
soğan tereyağ fıstık pembeleşinceye kadar kavrulur ciğer ilave edilip kavurmaya devam edilir su baharat şeker ve tuzu konduktan sonra kaynatılıp pirinci konulur.Pirinç suyunu çektikten sonra
karıştırılıp ocak kapatılıp demlenmeye bırakılır afiyet olsun.

Karahindiba... Karşıdır egzamaya...

 

Bitki özellikleri: Her tür toprakta yetişebilir. Bahçe çimlerinin arasında bile görülebilir. Uzun yapraklar rozet biçiminde, hemen toprağın üstünde toplanmıştır, kenarları derin loplu ve dişlidir. İçi boş olan uzun sapın ucunda sarı bir çiçeği vardır. Çiçek solduğunda, yerine oluşan tohum başağı, beyaz ve yuvarlak bir tüy topunu andırır. Mart-mayıs aylarında çiçeklenir. Sap ve yaprakların hafif acımsı bir tadı vardır.

Bileşim: Vitaminler, acı maddeler, triterpen, sterol, carotin, flavon, tanen, mineraller(bolca kalsiyum), uçucu yağlar, inulin.

Toplama ve hazırlama: Nisan-mayıs aylarında, köküyle birlikte çıkarılır. Gölgelik ve havadar bir yere asılarak kurutulur. Daha sonra, kök ve yapraklar ince kıyılarak kullanıma hazırlanır. Ama o her mevsimde taze olarak da toplanarak, salatalarda kullanılır.

Kullanım alanları ve biçimleri: Hindiba, genel anlamda böbreklerin ve karaciğerin çalışma kapasitesini fevkalade yükseltir.Safra salgılarını söktürür.
• İdrar söktürücüdür.
• Kabızlığa, gut hastalığına ve uykusuzluğa karşı olumlu etkileri vardır

Katılgandokuyu(bağdoku) çok olumlu etkileyerek, yeterli oranda kanın tüm hücrelere ulaşmasına yardımcı olur. İçerdiği etkin maddelerin birlikte oluşturduğu etki sayesinde, güçsüz kişilerin güçlenmesini sağlar. Romatizma ve gut hastaları, ilkbahar ve sonbaharda mutlaka 2-4 haftalık bir hindiba kürü yapmalıdırlar. Şikayetleri kesinlikle azalacaktır. Ayrıca, şeker hastaları için de bazı rahatlıklar sağlayabilir. Hindiba ayrıca, safrakesesi taşlarının oluşumunu ve irileşmesini önler. Oluşmuş olan taşları eritemez, ama ağrıları ve öteki rahatsızlıkları azaltabilir. Safra azlığı, mide ve bağırsaklarda oluşan şişkinlik ve sindirim bozukluklarında çok başarılıdır. Hindiba değişik biçimlerde kullanılabilir.

Hindiba salatası: Bitki ayıklanıp yıkandıktan sonra, bir süre de sirkeli suda bekletilerek iyice temizlenmelidir. Bütün veya kıyılmış yapraklar, üstüne zeytinyağı ve limon eklenerek, yemeklerden önce yenir. Hafif acımsı bir tadı vardır, ama kesinlikle rahatsız edici değildir.

Hindiba özsuyu: Taze bitki iyice yıkandıktan sonra, henüz ıslakken mutfak robotuna atılarak suyu sıkılır. Yemeklerden önce 1-3 kahve fincanı dolusu içilebilir. Özsu uzun süre saklanamaz.

Hindiba çayı: Kök ve yaprak karışımı ince kıyılmış olarak, 1-2 tatlı kaşığı dolusu 1 bardak suya eklenir, hafif ısıda kaynama derecesine geldikten sonra, 1 dakika kadar kaynatılır ve ocaktan çekilir. 8-10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2-3 bardak çay, tatlandırılmadan, yemeklerden önce içilir

Karahindiba egzama ve aknelere karşı yararlı olur.
Bunun için, bitkinin yaprakları kaynar suya atılıp 10-15 dakika demlendirilerek hazırlanan infüzyon, şikayet edilen yerlere dıştan uygulanır.
Bitkinin yeşil bölümleri ezilerek yüz maskelerine katıldığında cildi temizler ve nemlendirir.

Bedene zindelik ve güç verir.
Karahindibanın bu tonik etkisinden yararlanmak üzere, bir bez torbaya konulan bitki demeti, banyonun sıcak su musluğu altına asılır. Sıcak su akıtılarak doldurulan küvete daha sonra biraz soğuk su eklenip içine girilerek banyo yapılır

Not: Doktora danışmadan kullanmayınız...