kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Temmuz 2012
3 Temmuz 2012
15 Haziran 2012
12 Haziran 2012
Daha Da Yazmam- Tuncer Köseoğlu...
Kendisini kocasına kavuşturacak minibüse binmek için çakıl taşlı yolda yürümüyor, ayakları yere değmeden adeta uçuyordu. Yanında ise en büyük çocuğu 14 yaşındaki oğlu vardı. Hızlı adımlarla yürürken bir yandan da haşarı oğluna nasihat ediyordu. Kardeşlerini dövme, vurma onlara diyerek başladığı sözlerine devam etti: “Bak oğlum babanın yanına gidiyorum. Bir süre sonra düzeni kurup sizleri de yanıma alacağım. Bu süre zarfında uslu dur emi... Kardeşlerini koru, onlara sahip çık.” Minibüse giden yol kısaydı. Oğlu arada başını kaldırıp, anasına baktı. Gözlerinin içi gülüyordu annesinin. Onu son zamanlarda hiç bu kadar mutlu görmemişti. Annesinin gülen gözlerini görünce için için sevindi bu duruma. Arif abinin kırmızı minibüsünün yanına geldiklerinde sarıldılar. Annesi oğlunun başını okşayarak son nasihatini yaptı: “Kardeşlerini dövme oğlum...” Kış günüydü ama kar yoktu. Atkısına sarıldı kadın. Minibüs hareket ettiğinde bakıştılar ki o bakışın son bakış olduğunu ikisi de bilmiyordu...
Kadının zor bir yaşamı vardı. Evlendiğinde doğan ilk çocuğu iki ay yaşamış, ölmüştü. Rize’nin vahşi coğrafyasında bir yandan çaylıklar, ahırda inekler ve sonra birbiri ardına doğan çocuklar... Bu çocukların hiçbiri de kolay olmamıştı. İkinci çocuğunu hastanede doğurdu. Erkekti... Erkek olunca bir bebe, silahlar yakılırdı havaya. O gece mavzerlere mermiler sürüldü, erkek çocuk dünyaya geldi desinler diye. İlk çocuktan sonra iki düşük ve dünyaya gelen ilk kız çocuğu... Sonra bir kız, bir kız çocuğu daha... Art arda doğan bu kız çocukları karşı köydeki ebe Hatice Nine doğurtmuştu. İyice büyümeye başlayan erkek çocuk, anasının doğum sancılarıyla bağırmalarını duydu bu doğumlar sırasında. Bir anda dört çocuğu olmuştu genç kadının; oysa koca, bir erkek çocuk istiyordu. Hani büyüğüne bir şey olur denerek. Sonra iki çocuğu daha oldu kadının. İkisi de hastanede doğdu. Son doğumda Trabzon Tıp Fakültesi’nde prematüre bir çocuk dünyaya getirdi, yedi aylık. Doktorlar “bir daha hamile kalırsan ölürsün” dediler kadına ve kocasına. İşte bu kadın Rize’ye çok yakın bir köyden kocasına kavuşmak için İstanbul’a giderken beş buçuk aylık hamileydi.
Köyde kalanlar bir süre haber alamadılar kadından. Arada karşı köyde bir eve telefon geliyor, haberleşiyorlardı. İstanbul’a gittiğinin daha ayı dolmamışken hastaneye kaldırıldı. Karındaki çocuk zehirlemiş, dedi doktorlar. Birkaç gün sonra ölü doğum yaptı. Doğan çocuk erkekti. Ölü doğumdan sonra iki gün daha yaşadı. Ve yaşamı Cerrahpaşa’da bir hastane odasında son buldu... Gittiğinden beri hiç konuşmamıştı annesiyle 14 yaşındaki çocuk. O gün, telefon olan karşı köyden bir haber geldi; bir saat sonra sizi İstanbul’dan arayacaklar diye. Amcasıyla beraber gittiği o evden kara haberi aldı: annesi ölmüştü. Kendi evlerine gelmek için amca-yeğen yola koyuldu yine. Ay ışığı vardı ve ayaklarının altına bastıkça ses çıkaran çakıl taşlarının sesleri duyuluyordu. Çocuk birkaç adım geri kaldı amcasından. Hıçkırmak ağlamak istedi, beceremedi. Bir şeyler düğümlendi boğazına. Geride kalan beş kardeşi vardı. Hem annesi dememiş miydi, onları koru, kolla diye. Yol boyunca bunları düşünerek eve vardılar. Diğer kardeşler küçük, hiçbir şeyin farkına değiller. İki kapılı Karadeniz evinden o gece ağıtlar yükseldi gökyüzüne.
Ertesi gün gece vakti bir cenaze aracıyla getirdiler genç kadını. Adeta uçar adımlarla gittiği İstanbul’dan ölü bedeni son kez getirildi yaşadığı toprak zeminli eve. Annesini gülerek yolcu eden çocuk açtı yüzünü. Kendisinden dört yaş küçük kızkardeşi de görmek istedi annesini. O halde görünce ağladı küçük kız. Erkek içine attı. Annesinin yüzü soluk muydu ne? Çok güzel bir kadındı annesi. Beyaz tenli, yuvarlak yüzlü. Yine aynı güzelliği gördü onda. Sanki bu bir şaka “bakın ben geldim, hadi gülün, sarılalım” der gibi bir hâli vardı. Eğildi çocuk öptü annesini. Bir daha, bir daha... Sarılmak, yattığı yerden kaldırmak istedi; engel oldu büyükleri. Ertesi gün çok ama çok yağmur yağdı. Cenaze kalabalıktı yine de. Ağıtlar yakıldı göğü delen yağmurla birlikte. Yağmur günlerce sürdü. Gözyaşları yağmur sularına karıştı. İşte 37 yıllık kısa ömrüne en büyüğü 14, en küçüğü ise bir yaşında olan altı çocuğun dışında, iki ölü doğan bebe ve birkaç düşük bırakan güzel yüzlü kadının adı Emine idi. EMİNE, BENİM ANNEMDİ...
6 Haziran 2012
4 Haziran 2012
Burçların giyim tarzımıza etkisi...
Hava grubunu temsil eden ikizler kadınlarının üzerinde birbirinden iddialı ve birbirinden sıra dışı kıyafetleri her daim görmek mümkündür. Bir günü diğerine uymayan ikizler kadını hızlı yaşam enerjisinden ötürü spor kıyafetleri de en fazla tercih eden gruptur. Turuncu, sarı ve yeşil gibi birçok iddialı rengi de kolaylıkla taşıyabilirler.
Yengeç Kadını
Duygusal Yengeç kadınları için huzur buldukları ve en fazla vakit geçirdikleri yer evleridir. Bu sebeple de giyim tarzlarında her daim rahatlıktan yanadırlar. Pembe ve mavi en sevdikleri renktir. Kumaş pantolon –ceket, alternatifi siyah düz bir elbise, özel zamanlarda en fazla tercih ettikleri kıyafetlerdir.
Aslan Kadını
Tüm sıcak ve canlı renkleri seven gösterişli Aslan burcu kadınları, klas ve iddialı olan her şeyi tercih edebilirler. Kaliteli parfümler, markalı kıyafet seçimleri ve dişiliklerini ön plana çıkartan abartı giysiler, sizlere işte bu bir Aslan kadını dedirtir
Başak Kadını
Başak kadınları kıyafette pahalı ama sade olanı tercih ederler. Giysi dolaplarında bol miktarda ipek fular ve gömlek bulunur. Pastel tonları çok severler, çanta ve ayakkabıya ise özel merakları vardır.
Terazi Kadını
Zarif Terazi kadınlarının bazıları giysi seçimlerinde tek renk, sadelikten ve uyumdan yanadır. Bazıları ise çılgın ve iddialı olmayı sever. İddialı olmayı seven Terazi kadınları tercihlerini mutlaka deri ve kürkten yana kullanmalarıdır. Bu seçim onları ön plana çıkartır.
Akrep Kadını
Seksi, gizemli ve cesur Akrep kadınlarının en çok dikkatini çeken iç çamaşırları ve gece kıyafetleridir. Kırmızı ve siyah renge karşı koyamazlar. Dişiliklerini ortaya çıkaran saten kumaşlar en sevdikleridir
Yay Kadını
Maceraperest, gezgin, havai ve özgür ruhlu Yay kadınları. Her daim tüm gözler onların üzerinde olmalıdır, her daim dikkat çekmelidir. Dolayısıyla da modayı takip etmek, yakışanı bulmak ve kaliteli giyinmek onların yaşam biçimidir. Klasik tarzın dışındadırlar, her zaman rahat ama şık olanı tercih ederler. Siyah ve beyaz onların vazgeçilmezidir.
Oğlak Kadını
Bir toprak burcu kadını daha... Klasik ve modern çizgiyi birleştiren Oğlak kadınlarının üzerlerinde, takıya neredeyse hiç rastlanmaz. Ciddi ve durgun görünümlerini, giysi seçimlerinde kahve ve yeşil rengi sıkça kullanarak belirginleştirirler
Kova Kadını
Modayı rahatlıkla birleştiren, seçimlerinde cesur, öz güveni yüksek Kova burcu kadınları. Sizler için doğa tüm renkleri önünüze sermiş. Mor, sarı, yeşil, turuncu tamamıyla ruh halinize bağlı tercihleriniz.
Balık Kadını
Kararsız, hassas Balık burcu kadınları için takılar her zaman ön plandadır. Takıda gümüş ve altın tercihleridir. Kıyafette modayı takip etmez, rahatlığa önem verir, ekonomik alışverişler yaparlar
Koç Kadını
Koç burcu kadınları pek bir havalı olur. Uçuk kaçık ne varsa onların üzerinde rahatlıkla görebilirsiniz. Gösterişi ve şatafatı sevdikleri için saten, ipek kumaşlar tam Koç kadınlarına göredir. Dikkat çekmek için kombinler de bol aksesuar kullanırlar. Kırmızı ise en sevdikleri renktir.
Boğa Kadını
Boğa kadınları Venüs gezeninin etkisinde bir burçtur. Toprak grubunu temsil etmesinden midir bilinmez, kahve ve tonlarını çok severler. Toz pembe ve uçuk mavi renkleri de giysilerinde bolca kullanırlar. Sade ve tek renk giysi seçimleri onların karmaşadan uzak dingin yapılarının göstergesidir. Pırlanta ve zümrüt ise takıda vazgeçemedikleridir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)