Cins Cinsi Çeker. Bir leylek ile bir kargayı uçarken gördüm. Nasıl olur dedim. Baktım ikisi de topalmış. (Hz. Mevlana Mesnevi 2.Cilt 2105)
16 Haziran 2011
Bir leylek ile bir kargayı uçarken gördüm. Nasıl olur dedim.Baktım ikisi de topalmış.
Cins Cinsi Çeker. Bir leylek ile bir kargayı uçarken gördüm. Nasıl olur dedim. Baktım ikisi de topalmış. (Hz. Mevlana Mesnevi 2.Cilt 2105)
Birinin sizi reddetmesi: sizin kötü veya yetersiz olduğunuzdan değil, birbirinize uygun olmamanızdan kaynaklanır...
Birinin sizi reddetmesi: sizin kötü veya yetersiz olduğunuzdan değil, birbirinize uygun olmamanızdan kaynaklanır... örnek vermek gerekirse ,medium giyen birinin dükkanda small yada large tişört istiyorum demesidir..... ama Siz tişörte aşık oldugunuzdan bedeniniz Medium olsa da, Large veya small oluşu farketmeden giymek istiyorsunuz.. kıyafetse: patlarsın yada bol gelir diye sesleniyor ASLINDA... tüm olay Uygun olup olmama.. başka birşey değil.
Açgözlülük üzerine...
Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır: Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece, kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.
Düşündeyim yine...
Düşümdeydin yine;Ortasıymış zahir bir akşamın...
Pırıl pırılmış yıldızlar, ay dolunaymış.
Ayın şavkında ne güzeldin desem;
Haksızlık olurdu sana
Ve iltifat aya.
Ama sözün doğrusu:
O an senin şavkında
Ay ne güzel duruyordu.
Düşümdeydin yine;
Cennetmiş gibi...
İlk yazın meltemiymiş saçlarındaki,
İçindeymişsin mavi ve beyazın.
Mavi bu kadar güzel...
Beyaz, böyle beyaz olmamıştı önce.
Sana ne güzel de yakışmıştı desem;
Renkler sevinirdi mutlaka
Ama haksızlık olurdu sana.
Sözün doğrusu;
Ne güzel de yakışmıştın sen,
Mavi ile beyaza.
Düşümdeydin yine;
Pırıl pırılmış yıldızlar, ay dolunaymış.
İçindeymişsin mavi ve beyazın.
Seni öyle görünce,
Çözüldü o zor bilmece:
Senin yanında durduğun...
Senin içinde bulunduğun...
Herşey güzel.
Umrumda değil şimdi;
Aynaların ne söylediği.
Artık güzelim ben de.
Çünkü sen;
En çok benim içimdesin
15 Haziran 2011
Kadın kimdir??? seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek...

Kadın kadın olacak be, seni sadece sen olduğun için, sensin diye sevecek.Parayla... pulla, kariyerle,kimin ne dediğiyle ,sınırlamayacak. Hem sevgilin, hem arkadaşın, hem annen, hem çocuğun olacak, bağrına basacaksın huzurla.Bileceksin ki evde 'O' kadın tarafından beklenmenin zevkini hiçbir zevk yaşatamaz sana.
Öyle bir kadın işte.Nerede oyle kadın yoktur deme... Vardır vardır!
Öyle bir kadın işte.Nerede oyle kadın yoktur deme... Vardır vardır!
Adam kimdir??? Bileceksin ki nerede olursa olsun hep seninledir..!!
Adam dediğin kale gibi duracak. Korkmadan dönebileceksin arkanı. Bileceksin ki, o vurursa alnının ortasından vurur..Sırtından değil..Cümle âlem tersini iddia etse de, o öyle diyorsa öyle olduğuna şüphesiz inanacaksın.. Aklın sadece özlediğin için onda olacak. Nerdedir, kiminledir krizlerine girmeyeceksin..Bileceksin ki nerede olursa olsun hep seninledir..!!α∂αℓєт
Lahmacun...
- un
- su
- tuz
- maya
iç malzemesi için....
20 adet lahmacun için....
- yarım kg.kıyma
- 3 adet domades
- 3 adet sivri biber
- maydonoz
- karabiber,toz acı biber,tuz,
- 1 yemek kaşığı domates salçası
- 1 yemek kaşığı biber salçası
- 3-4 yemek kaşığı sıvı yağ(harcın üzerine kolay sürülebilmesi
için)
yapılışı.....
- kulak memesi yumuşuşaklığında hamur yoğrulur mayalandırılır.....
- küçük bezeler alınır......
- bütün iç malzemesi robotta çekilir.....
- bezeler ince bir şekilde açılır ve yapılan içten bir yemek kaşığı kadar
konulup heryerine dağıtılır...... - pizza tavasında kapak kapatmadan altı kızarana kadar pişirilir.....(ben
tavada yaptım)
not......aslında tadı harika..gerçeklerini aratmayacak
kadar güzel lezzeti var....yalnız tavada yaptığım için olabilir uzun zaman
alıyor..üzerinin biraz pişmesini beklemek için altını kısmak zorunda
kaldım....altını açtığımdada üzeri pişmeden altı kızarıyordu...bunun için pizza
tavası şart olabilir diyorum.......ben tadına bakmak için üç dört tane yapıp
gerisini kapalı pide yaptım.....gerçekten tadı nefis
Sevgi emektir...
“Senin gülünün diğerlerinden daha önemli olmasını sağlayan şey, ona ayırdığın vakittir” dedi küçük prens.
Gece lambası gibi sevdiğim bir insanı aydınlatmak isterim...
Gece lambası gibi sevdiğim bir insanı aydınlatmak isterim...
Çığlık Maviyıldız
14 Haziran 2011
Edirne'den badem şekeri alınır...
[slideshow]
İtiraf etmeliyim ki ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi Osmanlı İmparatorluğuna olan ilgimi arttırdı… Kim kimden sonra geliyor… Kimin kaçıncı çocuğu tahta geçiyor… Hangi kadın saray hayatında etkili oluyor araştırır oldum… Baktım dizide hep Edirne’ye gidip geliyorlar… Hadi ne duruyorsun dedim ve kendimi Edirne’de buldum…
Edirne’de ilk gittiğim yer tabi ki Selimiye Cami oluyor… Bu muhteşem eseri yapan 80 yaşında ustalık döneminde olan Mimar Sinan… Yaptıran ise 2. Selim… Şehre girerken iki yanda badem ağaçları tam karşınızda ise Selimiye Cami’nin görüntüsü karşılıyor sizi… Nefesiniz kesilir gibi oluyor bu görüntüye bakarken ve hemen Cami’yi görmek istiyorsunuz… Cami ihtişamlı mı ihtişamlı… Her yerinde çiniler göze çarpıyor… Kubbesinin yüksekliği 43 metre, çapı ise 31 metreyle şimdiye kadar yapılmış en büyük kubbe… Tam bir mimari başarı…
Buradan çıkıp Arasta çarşısına gidiyorum büyük bir huşu içinde… Arasta çarşısından badem ve sabun almak üzere tembihlenmiştim zaten… Çarşının içi çok güzel. Rengarenk meyve şekilli sabunlar çok güzel. Ama ben meyve şeklinde değil de yumurta şeklinde olan sabunlardan almayı tercih ediyorum. Bademleri de Keçecizade’den al demişlerdi. Direk oraya yöneliyorum… Dükkanda bademlerin tadına bakıyorum. Çukulatalısı var… Sadesi var… Kurabiyelisi var… Badem ezmesini zaten çok severim ama buradakiler inanılmaz güzel… Hepsinden yarım kilo alıyorum…
Başka bir dükkandan da aynalı süpürgelerden alıyorum… Buralarda çok modaymış… Satıcı kadın niye bu süpürgelerde ayna var biliyor musun diye soruyor… Yoooo diyorum. Ama görüntüsü güzel… Gelin evi süpürürken kaynanasını gözlesin diye var. Bir de üstüne tebessüm ediyor… Sanırım onun evinde temizlikte bu süpürgelerden kullanılıyor…
Neyse ben yoluma devam ediyorum. Karşıma Ali Paşa çarşısı çıkıyor. Artık alışveriş işini bitirdiğim için burada pek oyalanmıyorum. Ama çarşının içi çok güzel. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri bu çarşı… Alabildiğine uzun gözüküyor… Dükkanlar birbirine simetrik… Çok hoş bir görüntü var içerde… Yan kapıdan dışarı çıkıyorum… Ciğerci Kemal’in methini duymuştum… Orayı bulup tahta masaya kuruluyorum. Bir tabak ciğer söylüyorum… Bir yandan da merak içindeyim… O meşhur dedikleri ciğer gerçekten meşhur mu yoksa abartı mı diye… Ciğerim bir tabak dolusu geliyor. Yanında biberi ve domatesiyle… Ciğer var ya müthiş… Koca tabağı bitirmem beş dakikayı bulmuyor… Kalkıp biraz yürümenin zamanı geldi diyorum… Ara sokaklarda, caddelerde yürümeye başlıyorum… Eski Camiye düşüyor yolum… Caminin içinde de dışında da yazılar var… Çok etkileyici gözüküyor…
Sırada yakınlardaki meşhur Tıp Tarihi Müzesine gitmek var… Burada hem tıp eğitimleri verilirmiş hem de müzik ve su eşliğinde hastaları tedavi etmeye çalışırlarmış… Şifahathane denilen binanın ortasında küçük bir havuz var… Su sesini dinliyorum… Gerçekten huzur veriyor… İçerde hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğini anlatan yazılar var… Bir yandan onları okuyorum bir yandan da hafifçe çalan müziğin sesini duyuyorum… Temsili şekilde canlandırılmış hasta odalarını, eğitim odalarını geziyorum… Müze gerçekten çok güzel… Yolu bu tarafa düşenlerin mutlaka girmesini tavsiye ederim. Müze çıkışında müzik terapi cd’leri satılıyor. Kafama göre bir tanesini alıyorum… Şimdilerde ara ara evde onu dinliyorum… Tedavi eder mi bilmem ama dinlemesi hoşuma gidiyor…
Buradan çıkınca Karaağaca gidiyorum… Doğası çok hoş bir yer… Yemyeşil… Buradaki eski tren garını Trakya Üniversitesi yapmışlar… Üniversitenin bahçesinde geziyorum… Bahçede sembolik olarak bir tren ve rayları duruyor… Kimbilir kimler gelmiş, kimler gitmiştir bu trenlerle deyip yoluma devam ediyorum…
Sırada Meriç nehrinin kenarında çay içmek var… Çok dinlendirici… İsteyen mangalda pişmiş köfte de yiyebilir… Çayın arkasından Meriç nehrini köprünün üstünden yürüyerek geçiyorum… Bu köprünün adı geçtiğimiz nehirden geliyor… Meriç köprüsü… Yaklaşık 250 metre uzunluğunda… Köprünün ortasında sevimli bir dinlenme yeri var… Orada durup, etrafın fotoğrafını çekiyorum…
Bu güzel günün sonunda eskiden kervanların İstanbul’a gittiği yolu takip ederek şehirden uzaklaşıyorum… Bir kervanda yolculuk ettiğimi düşünerek, yavaşça gözlerimi kapatıyorum… Ve gözümü açtığımda kendimi İstanbul’a varmış buluyorum… Edirne’ye ne yapın edin yolunuzu düşürün derim…
Sağlıcakla,
İtiraf etmeliyim ki ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisi Osmanlı İmparatorluğuna olan ilgimi arttırdı… Kim kimden sonra geliyor… Kimin kaçıncı çocuğu tahta geçiyor… Hangi kadın saray hayatında etkili oluyor araştırır oldum… Baktım dizide hep Edirne’ye gidip geliyorlar… Hadi ne duruyorsun dedim ve kendimi Edirne’de buldum…
Edirne’de ilk gittiğim yer tabi ki Selimiye Cami oluyor… Bu muhteşem eseri yapan 80 yaşında ustalık döneminde olan Mimar Sinan… Yaptıran ise 2. Selim… Şehre girerken iki yanda badem ağaçları tam karşınızda ise Selimiye Cami’nin görüntüsü karşılıyor sizi… Nefesiniz kesilir gibi oluyor bu görüntüye bakarken ve hemen Cami’yi görmek istiyorsunuz… Cami ihtişamlı mı ihtişamlı… Her yerinde çiniler göze çarpıyor… Kubbesinin yüksekliği 43 metre, çapı ise 31 metreyle şimdiye kadar yapılmış en büyük kubbe… Tam bir mimari başarı…
Buradan çıkıp Arasta çarşısına gidiyorum büyük bir huşu içinde… Arasta çarşısından badem ve sabun almak üzere tembihlenmiştim zaten… Çarşının içi çok güzel. Rengarenk meyve şekilli sabunlar çok güzel. Ama ben meyve şeklinde değil de yumurta şeklinde olan sabunlardan almayı tercih ediyorum. Bademleri de Keçecizade’den al demişlerdi. Direk oraya yöneliyorum… Dükkanda bademlerin tadına bakıyorum. Çukulatalısı var… Sadesi var… Kurabiyelisi var… Badem ezmesini zaten çok severim ama buradakiler inanılmaz güzel… Hepsinden yarım kilo alıyorum…
Başka bir dükkandan da aynalı süpürgelerden alıyorum… Buralarda çok modaymış… Satıcı kadın niye bu süpürgelerde ayna var biliyor musun diye soruyor… Yoooo diyorum. Ama görüntüsü güzel… Gelin evi süpürürken kaynanasını gözlesin diye var. Bir de üstüne tebessüm ediyor… Sanırım onun evinde temizlikte bu süpürgelerden kullanılıyor…
Neyse ben yoluma devam ediyorum. Karşıma Ali Paşa çarşısı çıkıyor. Artık alışveriş işini bitirdiğim için burada pek oyalanmıyorum. Ama çarşının içi çok güzel. Mimar Sinan’ın eserlerinden biri bu çarşı… Alabildiğine uzun gözüküyor… Dükkanlar birbirine simetrik… Çok hoş bir görüntü var içerde… Yan kapıdan dışarı çıkıyorum… Ciğerci Kemal’in methini duymuştum… Orayı bulup tahta masaya kuruluyorum. Bir tabak ciğer söylüyorum… Bir yandan da merak içindeyim… O meşhur dedikleri ciğer gerçekten meşhur mu yoksa abartı mı diye… Ciğerim bir tabak dolusu geliyor. Yanında biberi ve domatesiyle… Ciğer var ya müthiş… Koca tabağı bitirmem beş dakikayı bulmuyor… Kalkıp biraz yürümenin zamanı geldi diyorum… Ara sokaklarda, caddelerde yürümeye başlıyorum… Eski Camiye düşüyor yolum… Caminin içinde de dışında da yazılar var… Çok etkileyici gözüküyor…
Sırada yakınlardaki meşhur Tıp Tarihi Müzesine gitmek var… Burada hem tıp eğitimleri verilirmiş hem de müzik ve su eşliğinde hastaları tedavi etmeye çalışırlarmış… Şifahathane denilen binanın ortasında küçük bir havuz var… Su sesini dinliyorum… Gerçekten huzur veriyor… İçerde hangi makamın hangi hastalığa iyi geldiğini anlatan yazılar var… Bir yandan onları okuyorum bir yandan da hafifçe çalan müziğin sesini duyuyorum… Temsili şekilde canlandırılmış hasta odalarını, eğitim odalarını geziyorum… Müze gerçekten çok güzel… Yolu bu tarafa düşenlerin mutlaka girmesini tavsiye ederim. Müze çıkışında müzik terapi cd’leri satılıyor. Kafama göre bir tanesini alıyorum… Şimdilerde ara ara evde onu dinliyorum… Tedavi eder mi bilmem ama dinlemesi hoşuma gidiyor…
Buradan çıkınca Karaağaca gidiyorum… Doğası çok hoş bir yer… Yemyeşil… Buradaki eski tren garını Trakya Üniversitesi yapmışlar… Üniversitenin bahçesinde geziyorum… Bahçede sembolik olarak bir tren ve rayları duruyor… Kimbilir kimler gelmiş, kimler gitmiştir bu trenlerle deyip yoluma devam ediyorum…
Sırada Meriç nehrinin kenarında çay içmek var… Çok dinlendirici… İsteyen mangalda pişmiş köfte de yiyebilir… Çayın arkasından Meriç nehrini köprünün üstünden yürüyerek geçiyorum… Bu köprünün adı geçtiğimiz nehirden geliyor… Meriç köprüsü… Yaklaşık 250 metre uzunluğunda… Köprünün ortasında sevimli bir dinlenme yeri var… Orada durup, etrafın fotoğrafını çekiyorum…
Bu güzel günün sonunda eskiden kervanların İstanbul’a gittiği yolu takip ederek şehirden uzaklaşıyorum… Bir kervanda yolculuk ettiğimi düşünerek, yavaşça gözlerimi kapatıyorum… Ve gözümü açtığımda kendimi İstanbul’a varmış buluyorum… Edirne’ye ne yapın edin yolunuzu düşürün derim…
Sağlıcakla,
Bir İspanyol klasiği: Paella (Deniz mahsüllü pilav)
300 gram kalamar
300 gram midye
300 gram karides
2 su bardağı pirinç
1 çay bardağı zeytinyağı
4 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı safran
1 su bardağı sirke
Damak tadınıza göre tuz
Su
Hazırlanışı,
Pirinci bol suyla yıkayın.
Derin bir kaba alıp üzerini geçecek kadar ılık su ekleyip 10 dakika bekletin.
Sürenin sonunda pirincin suyunu iyice süzün
Orta boy tencereyi suyla doldurup içine sirkeyi ilave edin.
Yüksek ateşte suyu kaynamaya bırakın.
Kalamar, karides ve midye içlerini bol suyla yıkayın.
Kaynayan sirkeli suya yıkadığınız kalamar, karides ve midye içlerini ekleyin.
5 dakika haşlayın.
Haşlanan deniz ürünlerini süzün.
Sarımsağın kabuklarını soyup doğrayın.
Safranı bir miktar suyun içinde eritin.
Pilav tenceresine zeytinyağını alıp kızdırın.
Deniz mahsullerini tencereye ekleyip kavurmaya devam edin.
Sarımsak, pirinç, tuz, safranı ilave edip karıştırarak kavurmaya devam edin.
Tencereye 4 su bardağı ılık su ekleyip tencerenin kapağını kapatın.
Su kaynayana kadar yüksek ateşte; kaynadıktan sonra kısık ateşte pişirin.
Paella suyunu iyice çektikten sonra demlenmesi için bekletin.
Sıcak olarak servis yapın.
Afiyet olsun.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)