26 Eylül 2011
25 Eylül 2011
Anlamadığımız, içini dolduramadığımız herşey bizim hapishanemizdir...
Fakat bizler bütün bu kuralların içsel anlamlarını bilmeden şekilde kaybolur gidersek o zaman şefkatli olmak bir hapishanedir, öfkelenmemek bir hapishanedir, tatlı sözlü olmak bir hapishanedir. Eğer yöntemini bilmiyorsan öfkelenmemek yalnızca bir laftır, şefkat yalnızca bir laftır. Sadece damarımıza basılıncaya kadar iyi olur, damarımıza basıldığı anda deliririz. Bana iyi davranıldığı sürece iyi davranmayı başarmak kolaydır.
Lafta iyi kalpli, eleştirmeyici, şefkatli, öfkesiz olmak kolaydır; O yüzden aman dikkat ... Lafta ne olduğumuzun bir önemi yok... Önemli olan bu öğretilerin içine girebilmek ve uygulamaya , öğrenmeye çalışmaktır... Anlamadığımız, içini dolduramadığımız herşey bizim hapishanemizdir...
Cem Şen
Ağzını açıp ´Çağlayandan dökülen suyu´ içmeye çalışan bir tavşan gördün mü hiç?...
Susadıysan sakin bir dere kenarına gidip suyunu içmelisin... Biraz yol yordam bilmelisin...
Unutma! Daha çok bağırdığında daha çok dinlenmezsin, gürültünün parçası olursun yalnızca!...
Hayat aldigimiz nefes sayisi ile degil, nefesimizi kesen anlarla ölçülür...
Ben bunu soyle goruyorum: Elini ozenle acik tutar ve suyun(yani sevginin) orada kalmasina izin verirsen, her zaman orada kalacak. Ancak, parmaklarini kapamaya
kalkar ve sahip olmaya calisirsan buldugu ilk araliktan akacak.
Insanlarin sevgi ile karsilastiklarinda yaptiklari en buyuk hata bu. Buna sahip olmaya calisirlar, talep ederler, beklerler ve aynen elinizi kapadiginizda elinizden dokulen su gibi sevgi, ask da sizden kacar. Cunku sevgi ozgur olmalidir, onun dogasini degistiremezsiniz. Eger sevdiginiz insanlar varsa, onlarin ozgur birer varlik olmalarina izin verin.
Verin ama beklentiye girmeyin.
Tavsiyede bulunun ama emretmeyin.
Verir misin deyin ama hic bir zaman talep etmeyin.
Kulaga kolay gelebilir ama bu, gercekten anlayabilmek icin bir omur isteyebilecek bir derstir. Bu, gercek sevginin sirridir. Gerceten ogrenmek icin sevdiklerinizden ictenlikle birsey beklememeli ama onlara kosulsuzca ozen gostermelisiniz."
Hayat aldigimiz nefes sayisi ile degil, nefesimizi kesen anlarla olculur.
Yasayin!
Hepimiz bir ağacın dalları değilmiyiz?
Hepimiz bir ağacın dalları değilmiyiz?
Hepimiz aynı yolun yolcuları değilmiyiz?
Ey insanoğlu ne diye kendi kusurlarını görmeyip de
Diğer insanların iyisine kötüsüne bakıp durursun?
Arkadaslar, kendi iç sesinizi duymaya ne dersiniz???
Gazetede cikan bir ilana yanit vermek amaciyla ilanda yer alan adrese gitti.Oraya vardiginda buyuk, gurultulu, daginik ve islek bir binaya girdi. Arkada da telgrafin sesi vardi.
Resepsiyonistin masasindaki bir levha, is basvurusunda bulunanlarin bir form doldurmalarini ve icerideki ofise cagirilincaya kadar beklemelerini yaziyordu. Genc adam formu doldurdu ve diger 7 basvuranin bekledigi bekleme salonunda bir koltuga oturdu. Bir kac dakika sonra genc adam kalkti, odanin diger tarafina gecti ve icerideki ofisin kapisini acip dogrudan iceriye girdi. Dogal olarak diger is basvurusu icin bekleyenler, ne oldugunu anlamadan baslarini kaldirdilar. Aralarinda henuz kimseyi cagirmadiklariyla ilgili fisildastilar. Iceriye giden genc adamin bir hata yaptigini ve isi alamayacagini varsaydilar.
Birkac dakika icinde isveren, ofise giren genc adama ofisten disariya cikarken eslik etti ve bekleme odasinda diger basvuru icin bulunanalara "Beyler, geldiginiz icin cok tesekkur ederiz ama bu is pozisyonu doldu" dedi. Diger basvuruda bulunanlar birbirlerine sikayetlenmeye basladilar ve birisi konustu:
"Bir dakika! Anlamiyorum. O son olarak geldi ve biz hic bir zaman gorusme sansini bile yakalayamadik ama isi o aldi. Bu haksizlik!"
Isveren: "Ozur dilerim ama hepiniz burada otururken telgraf Mors alfabesinde su mesaji veriyordu: "Bu mesaji anliyorsaniz, o zaman iceriye gelin, is sizin!"
Ama hic biriniz duymadiniz veya anlamadiniz. Bu genc adam anladi. Is onundur."
Hepimiz cok fazla işlek, hareketli, gurultu ve patirtili bir dunyada yasiyoruz. Insanlarin dikkatleri daginik ve kendi iç seslerini duyamiyorlar. Ne istediklerini, ne hissettiklerini, ne düşündüklerini duyamıyorlar....
Arkadaslar, kendi iç sesinizi duymaya ne dersiniz???
Sağlıcakla,
24 Eylül 2011
O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar, adeta, birden dağılmış, kaybolmuştu.Affetmezseniz sevemezsiniz !Sevmeden yaşanan bir hayatın ise anlamı yoktur...
Bir süre sonra, genç adam, uzak bir hapishaneden henüz çıkmış bir mahkum olduğunu açıkladı. Mahkumiyeti ailesine o kadar utanç vermiş ki, ne ziyaretine gelmişler, ne de bir mektup yollamışlardı.
Ama fakir oldukları için seyahat edemediklerini, cahil oldukları için mektup yazmadıklarını umuyor; her şeye rağmen kendisini affetmiş olmalarını hayal ediyordu.Ailesinin işini kolaylaştırmak için, kendilerine mektup yazıp tren kasabanın eteklerindeki çiftliklerinden geçerken bir işaret koymalarını söylemişti. Ailesi kendisini affetmişse, raylara yakın bir elma ağacına beyaz bir kurdale bağlayacaklardı. Eğer kendisinin geri dönmesini istemiyorlarsa, hiç bir şey yapmayacaklar, o da trende kalıp batıya gidecek, belki de bir serseri olacaktı.
Tren, kasabasına yaklaşırken heyecanı o kadar artmıştı ki, pencereden dışarı bakmaya cesaret edemiyordu. Kompartıman arkadaşı kendisiyle yer değiştirip onun yerine elma ağacına bakacağını söyledi. Bir dakika sonra elini genç mahkumun koluna koydu, "Şuraya bak!" dedi. Göz pınarlarında biriken yaşlarla gözleri parlıyordu: "Her şey yolunda, bütün ağaç bembeyaz kurdelelerle bezenmiş."
O anda bir ömrü zehirleyen tüm acılar, adeta, birden dağılmış, kaybolmuştu.
Affetmezseniz sevemezsiniz !
Sevmeden yaşanan bir hayatın ise anlamı yoktur
Menemen... Pazar sabahı klasiği... Malzemeyi şimdiden alın...
30 gr (2 çorba kaşığı) yağ
3 sivribiber (Sap ve çekirdekleri temizledikten sonra, ince doğranmış)
300 gr (3 orta boy ) küp şeklinde doğranmış domates
1/2 çay kaşığı tuz
100 gr beyaz peynir (tercihen sert ve tam yağlı, rendelenmiş)
1/2 demet maydanoz (ince kıyılmış)
5 yumurta
Hazırlanışı
Yağı bir sahanda eritin. Yağ kızınca biberleri ilave edip, sık sık karıştırarak, 2 dakika sote edin. Domatesi ve tuzu koyup, pişirin. Domates suyunu bırakıp tekrar çekince peyniri ve maydanozu ilave edip, karıştırın.
Yumurtaları ayrı bir kasede çırptıktan sonra sahana katın. Hemen karıştırın. Yumurtalar sertleşmeye başlayınca sahanı ateşten alın. Menemeni sıcak olarak servis yapın.
Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir...
-İçinde başlangıç yapılan her an, doğru andır. Her şey doğru anda başlar, ne erken ne geç. Hayatımızda yeni bir şeyler olmasına hazırsak, o da başlamaya hazırdır.
... İkinci köşe:
-Karşına çıkan kişiler her kimse, doğru kişilerdir. Bunun anlamı şudur, hayatımızda kimse tesadüfen karşımıza çıkmaz. Karşımıza çıkan, etrafımızda olan herkesin bir nedeni vardır, ya bizi bir yere götürür ya da bize bir şey öğretirler.
Üçüncü köşe:
-Yaşanmış olan her ne ise, sadece yaşanabilecek olandır. "Şöyle yapsaydım, böyle olacaktı" gibi bir cümlenin yani "keşke" lerin manası yoktur. Ne yaşandıysa, yaşanması gereken, yaşanabilecek olandır. Her ne kadar zihnimiz ve egomuz bunu kabul etmek istemese de, hayatımızda karşılaştığımız her olay, mükemmeldir.
Dörtüncü köşe:
-Bitmiş olan bir şey bitmiştir. Bu kadar basittir. Hayatımızda bir şey sona ererse bu gerekiliğindendir. Bu bizim gelişimimize hizmet eder. Bu yüzden serbest bırakmak, gitmesine izin vermek ve elde etmiş olduğun bu tecrübeyle ileriye, yeni bir başlangıç yapma anına doğru bakmak daha iyidir.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)