15 Kasım 2011
14 Kasım 2011
Bağlanabilmek için, önce bağımsız olmak gerekir...
Oysa insanların çoğu, yeni ilişkilere eski bağlarla geliyorlar.
Geçmişten taşıdıkları ister güvensizlik, ister anlaşılmamak, isterse de çevrelerine ördükleri savunma duvarları olsun, her bağ yeni ilişkiyi özgürce yaşamalarını engelliyordu.
Daha önceki ilişkilerinde haksızlığa uğradıkları konusunda belki haklıydılar ama, asıl haksızlığı kendilerine geçmişi bırakamıyarak yaptıklarını göremiyorlardı.
Sarımsaklı Ekmek...
- 1 kepekli ekmek
- 1 sade ekmek
- 5 diş sarımsak
- zeytinyağı
- pulbiber, kekik
Üzeri için:
- Mihaliç peyniri
Sarımsaklı Ekmek yemek tarifi
Parçalayıcıya sarımsakları ve zeytinyağını alın ve parçalayıcıdan geçirin.1 kepekli ekmeği ve 1 adet sade ekmeği dilimleyin.Fırın tepsisine ekmekleri dizin.Ekemklerin üzerine sosu sürün.
Üzerine mihaliç peynir rendeleyin.Üzerine kekik ve pulbiber ilave edin.Öncden ısıtılmış olan 180 dercelik fırında pişirin.Fırından çıkan sarımsaklı ekmekleri servis tabağına ilave edin
Yeşil Çay... Metabolizmayı hızlandırıcıdır...
Yeşil Çay, Camellia Sinensis bitkisinin yapraklarından elde edilir.
Çay bitkisi (Camellia Sinensis) yüksek oranda antioksidan içermesi nedeniyle bilimsel araştırmalara konu olmuştur. Bileşiminde en çok antioksidan içeren türü Yeşil Çay’dır.
Kateşin Mucizesi
Yeşil çaydaki antioksidan çeşitleri flavonol ve kateşinlerdir. Yeşil çayın içerisinde kateşinin pek çok formu yer almaktadır. Kateşinler üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde yeşil çayın mucizevi bir bitki olduğu ortaya çıkmıştır.
YEŞİL ÇAYIN FAYDALARI
- Kanser riskini azaltır;kolon,pankreas,rektum,yemek borusu,mesane,mideki sağlıklı hücrelere zarar vermeden, kanser hücrelerinin büyümesini önler.Prostat kanserini azaltır,yumurtalık kanseri ve meme kanserine karşı etkilidir.
- Kolestrolü düşürür.
- Metabolizmayı hızlandırır.
- Bağışıklık sisteminin savunma mekanizmasını iyileştirerek,vücudun bakteri ve viruslere karşı savaşmasını sağlar.
- Yeşil çay sakinleştirici etkisi sayesinde yorgunluğun ve stresin azalmasına yardım eder.
- Anti-bakteriyal ve anti-viral özellikleri vardır.
- Yeşil çayın içindeki EGCG(epigallocatechin) kuvvetli bir anti-oksidandır.
- Kemikleri yapılandırır. Kemik mineral yoğunluğunu artırır.Yeşil çay kemiğe egsersiz ve kalsiyumla benzer faydalar sağlar.Kemik erimesini önler.
- Diş çürümelerini önler
- Gribe karşı iyi savaşır.
- Gıda zehirlenmelerini önlemeye yardım eder.
- Vücuttaki yağların yakılma sürecini hızlandırır.
- Migrene iyi gelir.
- İçindeki kafein yorgunluk ve uyku halini ortadan kaldırır.İdrar söktürür.
Zararlı etkileri:
- Diüretik oldugu icin bazı hastalıklarda dikkatli kullanılmalıdır.Günde bir-iki fincan tüketilebilir.
- Kafein içerdiği için uykusuzluk sorunu olanlar dikkatli kullanmalıdır.
- Karaciğerinden problemi olan insanlar yeşil çayın içindeki bazı bileşenlerden dolayı dikkatli
kullanmalılar.
- Hamileler doktora danışarak kullanmalıdır.
Not: Doktorunuza danışmadan kullanmayınız...
müzeyyen senar- Sakin Geç Kalma
http://youtu.be/AYbU6vh9eDI
13 Kasım 2011
İstanbul'un Tepesinden Evimi Arıyorum...
İçim Sapphire seyir terasına gitme isteğiyle dolu fakat hava yağmurlu günler serisine girmiş gibi… Yağmur bitmek bilmiyor… Neyse sonunda havanın açmasını fırsat bilerek metroyla Sapphire alış veriş merkezine varıyorum… Hemen terasa çıkan asansöre yöneliyorum… Giriş ücreti olan 15 lirayı ödedikten sonra görevlinin ısrarı üzerine fotoğraf çektiriyorum… Önde ben arkada ise İstanbul manzaraları ile süsleyecekleri fotoğrafım çıkışta hazır oluyormuş…
Artık sabırsızlıkla asansör sırasına giriyorum… Kısa bir bekleyişten sonra 10 kişiyle birlikte asansöre biniyoruz… Görevli 54. katın düğmesine basarken gözlerimi hız gösteren panelden alamıyorum… Asansörün hızı 20 km’ye kadar çıkabiliyormuş… Biz 17/18 km hızla toplam 261 metre çıkıyoruz… Ben yükseğe çıkmasını sevdiğim için çok hoşuma gidiyor… Ama asansöre beraber bindiğim kızlar korkuyorlar… Acaba insek mi diye şaka yollu etrafla konuşuyorlar… Daha konuşmaları bitmeden 50 saniye içinde tepeye varıyoruz…
[slideshow]
Terasın her tarafını camla çevirmişler… Ama rüzgarlı günlerde cam pek de işe yaramıyormuş… Şansıma rüzgarı olmayan bir güne denk geldiğim için rahat rahat geziyorum… Rahat geziyorum derken montuma sıkı sıkıya sarılmış durumdayım tabi… 360 derece İstanbul’u görebileceğiniz bu terasta önce evimi bulmak için uğraşıyorum… Tabi evi değil de anca bölgeyi buluyorum ama o da bana yetiyor… Yanımdaki yaşlıca çift ise biz eskiden buralarda top oynardık diyerek şimdi binalardan geçilmeyen bir bölgeyi gösteriyor hüzünle…
Camlara yapışıp aşağı bakıyorum… Arabalar ufacık gözüküyor… Sanki yeni havalanmış bir uçağın penceresinden bakar gibi hissediyorum kendimi…
İş bankası ve Akbank’ın kuleleri benden aşağıda kalmış… Çok değil on sene önce şehrin en yüksek binaları onlardı… 360 derece dönüp duruyorum… Yerlerde baktığınız tarafın neresi olduğunu gösteren şemalar var… Önce yere bakıyorum sonra şehre bakıyorum… İki resmi eşleştirin oyunu gibi geliyor… Maslak bulundu… Stad bulundu diyerek yan bölmeye geçip oyuna devam ediyorum… İşte Ortaköy… Kızkulesi… Eminönü… oyuna uzun süre devam ediyorum…
En favori yerim iki boğaz köprüsünü aynı anda görebildiğim yer . Orada oturup kahve içiyorum… Sonraki en favori manzaram ise boğazın Karadeniz’e açılan görüntüsü…
Dönüp durmalarım sonucunda İstanbul’da dağ taş her yerin binalarla kaplanmış olduğunu görmek içimi acıtıyor… Eski Türk filmlerini seyrederken hep arka plandaki o yeşillikleri hayranlıkla bakıp dururum… O yeşillikler ne kadar azalmış… Ahh İstanbul biz sana ne yapıyoruz böyle???
Terastan hevesimi alınca bu sefer İstanbul’un üstünde helikopterle dolaşılan dört boyutlu sinemaya giriyorum… Fiyatı 10 tl… Kemerlerimizi bağlayıp, gözlüklerimizi takıp İstanbul’un üstünde uçmaya başlıyoruz… Bir taraftan rüzgar esiyor, bir yandan da altımdan Topkapı sarayı geçiyor… Haliç’e doğru inerken azıcık sular sıçrıyor üzerime… Yerebatan sarnıcının çekimlerine bayılıyorum… Ve Taksim yukarıdan ne güzel gözüküyor… Sağa sola koşturan insanlar… Bildiğimiz Taksim işte… 10 dakika süren bu film
bana yetmiyor… Birkaç kere daha seyredebilirim… Zaten gerçek bir helikoptere binme hayalim varken bu gösteri isteğimi iyice alevlendiriyor… Bahara uygun fiyatlı, promosyonlu bir etkinlik bulup mutlaka uçmalıyım İstanbul’un üzerinden…
Tabi ki çıkışta İstanbul manzarasına yerleştirilmiş fotoğrafımı da alıyorum… İsteyenler için üç boyutlu fotoğraf da yapılıyor… Ama o hoşuma gitmiyor… Arkasından hediyelik eşya dükkanına giriyorum… Gözüme çarpan bir şey olmuyor…
Asansöre binip aşağı iniyorum… Biraz etrafta ne var diye dolanırken çinilerin, tabloların, halıların, ebruların olduğu küçük bir avluda buluyorum kendimi… Zaten böyle el işi, yaratıcılığı olan eserlere hep zaafım vardır… Dükkanlara girip çıkıyorum… Burada kırmızı-sarı-yeşil tüyle süslenmiş bir tükenmez kalem görüyorum… Dayanamayıp onu alıyorum… Sonra da metroya binip evimin yolunu tutuyorum…
Havanın açık olduğu bir günde İstanbul’a bakma ve sinemada da olsa helikopterle gezme fırsatını kaçırmayın derim…
Sağlıcakla,
Kuzu incik fırında...
- 6-7 adet kuzu incik
- 2 yemek kaşığı zeytinyağı
- 2 kuru soğan
- 5-6 adet sivribiber
- 2 adet domates
- 10-15 fasulye
- 2 havuç
- 1 yemek kaşığı domates salçası
- 1 tatlı kaşığı tuz
- karabiber
- 5-6 defne yaprağı
- 5-6 diş sarımsak
hazırlanması:
1. soğanları yemeklik doğrayın. 2 yemek kaşığı zeytinyağında öldürün. kuzu incikleri yıkayp tencereye ilave edin. sivribiberleri ve halka halka doğranmış havuçları ekleyip 5-10 dakika çevirin. etler suyunu çekene kadar pişirin.
2. kabukları soyulup fındık büyülüğünde doğranmış domatesleri ve salçayı ilave edin. 2-3 kez karıştırın. 1,5-2 su bardağı kaynamış suyu koyun. temizlenip ikiye bölünmüş fasulyeleri tencereye ekleyin. etler yumuşayana kadar (30-40 dakika) pişirin.
3. tenceredekileri bir fırın kabına dökün. üzerine defne yaprağı, tuz, karabiber ve sarımsak ekleyip 250C'de 15 dakika pişirin
Birzamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size?
Bu dolapta 4 bölüm var. Her bölümde kutular....Bu kutuların içinde sevginiz ve nefretiniz var.
En üst bölümdeki kutularda ‘en cok sevdiklerinizi’ saklıyorsunuz.
İkinci bölümde ‘Seviyorum ama fazla da güvenmiyorum’ dediklerinizi.
Üçüncü bölümde ‘herkes gibi biri benim için’ dediklerinizi.
Ve en altta da ‘nefret ediyorum veya kesinlikle güvenmiyorum’ diye adlandırdıklarınızı.
Buraya kadar herşey tamam. Asıl sorgu şimdi başlıyor.
Siz hiç en üst bölüm’e koyduğunuz birisini, bir tek söz yüzünden, en alt bölümdeki kutulara kattınız mı?
Değerinden fazla değer verdiniz mi birine? Ya nefret ediyorum dediğiniz birini zaman ile sevdiniz mi?
Siz hiç yanıldınız mı? Utandınız mı o bir zamanlar arkasından attığınız kişinin şu anda en yakın dostunuz olduğu için?
Hiç itiraf ettiniz mi ‘seni hiç sevmezdim’ diye? Ya da hiç kızdınız mı ‘ne de çok güvenirdim sana’ diye
İnsan hiç ‘bir söz’ ile en sevdiğini en nefret ettiği kişilerin arasına katabilir mi? Dogru mu?
Birzamanlar göklere çıkarttığınızı yerin dibine atmak olur mu? Yakışır mı size?
Halbuki bir zamanlar aranızdan su sızmazdı. Yeri gelir ekmeği bile paylaşırdınız, kaldı ki düşünceleriniz, duygularınız.Bu kadar çok şeyi paylastığın birini tanımamazlıktan gelebilir misin?
Benden size tavsiye…
Hiç birzaman ilk gördüğünüz birini ‘sevmedim’ diyerek, dolabınızdaki en alt bölümdeki kutulara atmayın.
Zaman tanıyın,sabredin
Gerekirse kutulara kaldırmayın, dolabın önünde bekletin.
Zamanı geldiğinde o kişi zaten dolabında bir bölümü kendi seçecektir.
Aynı şekilde, ilk gördüğünüz birine ‘sanki 10 yıldır tanıyorum’ diyerek, en üst bölüme kaldırıp, yere göğe sığdırmayın..
Arkadaşlık, dostluk ve en önemlisi sevgi zaman ister.
Senin haberin olmadan o dolabında kendine yer bulacaktır.
Yeterki siz sabredin ve dolabınızı geniş tutun
Ama en onemlisi ,dolabınızın en üst bölümündeki kutuları ASLA atmayın.
Değerli bir hazine gibi saklayın. En alt kattakileride her hafta çöpe boşaltın.
Göreceksiniz, gün gelecek dolabınız sadece ‘SEVDİKLERİNİZ’ ile dolacaktır.
İste o zaman gerçek mutluluğu bulacaksınızdır
12 Kasım 2011
İlla ki biz haklı olmalıyız...
İlk hamleyi karşıdan bekleriz ama son hamleyi kimseye yedirmeyiz... İlla ki oyun bizim olmalı... İlla ki biz haklı olmalıyız... Biz üstün olmalıyız... İşte bu duyguyu törpülemeye başladığımızda egomuzla arkadaş olmaya başlamışızdır...
Ve böylece önümüzdeki engelleri daha kolay aştığımızın farkına varırız.... ek için Meltem Tokalı'ya teşekkürlerimle...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)