23 Temmuz 2012

Hayat bu kadar basit bir şeydi işte. Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz, pişman olduklarımız, onardıklarımız, onaramadıklarımız... Hepsi basit, minicik şeylerdi ama ulaşamadıkça, çözemedikçe, yenemedikçe bize kocaman geliyordu.

Rahmetli Vehbi Koç ile yapılan bir televizyon röportajıydı. Yıllar önce...

"Param var, malım var, şanım var, mevkim var; ama gel gör ki, iki kaşık bulgur, bulgur pilavı yiyemiyorum" demişti üzüntüyle. Domatesli bulgur  pilavının yanında turşu ve soğan çok uzun zaman önce yasak edilmişti ünlü işadamına. "Çok şükür bugünleri de gördüm ama..." diye konuşmasını sürdüren ünlü sanayici "dünyanın en kudretli adamı da olsan fark etmiyor..." diye  eklemişti. Bir soğan, bir bulgur bazen nelere bedel oluyor...

Emel Sayın’ın hayatının anlatıldığı bir programdı. Çok genç yaşta başlayan yolculuğunda gücü, başarısı ve ışıltısından sonra bugün geldiği nokta  konuşuluyordu. Pek çok kadının yerinde olmak istediği güzel, başarılı ve ünlü sanatçı "Bir tek şeye sızlıyor içim... Keşke bir çocuğum olsaydı" derken gözleri dolu doluydu. "Bana hep daha çok gençsin, önce işin, önce sanatın, daha şöhretin  başındasın dediler. Ama keşke kimseyi dinlemeseydim. Keşke kimseyi dinlemeseydim..."

Gani Müjde ile söyleşi yaptığım bir programdaydık. "Çok küçüktüm ve babam kendi koşulları içinde beni şımartmaya uğraşıyordu"  diye başladı  anlatmaya: "Bir bayram arifesiydi. Galiba kendi takım elbisesini verip bana bir elbise yaptırmış. Çok mutluydu o bayram;  bana  bir şey giydirebildiği için. Ama ben elbiseden hiç hoşlanmamıştım.  Ağlamaya başladım, ben bu çirkin şeyi  giymem diye. Babamın bana bakışını hiç unutamam. Galiba en fazla altı yedi yaşındaydım. Birden hiç beklemediğim bir şey oldu ve babam bana hayatımdaki ilk ve son kez çok şiddetli tokadını attı. Çok gücenmişti bana. Aradan  yıllar geçti. Şimdi İstanbul’un güzel manzaralı evlerinden birinde oturabiliyor ve istediğimi alabiliyorum. Babam öldükten sonra bir gün, babamın o  bakışı geldi aklıma. Keşke geri dönüp o sayfayı silebilsem,  öyle isterdim ki... Babamı mutlu edebilseydim."

Hayat bu kadar basit bir şeydi işte. Yaptıklarımız, yapmak istediklerimiz, özlediklerimiz, pişman olduklarımız, onardıklarımız,  onaramadıklarımız... Hepsi basit, minicik şeylerdi ama ulaşamadıkça, çözemedikçe, yenemedikçe bize kocaman geliyordu.

Kitlelerin sevgisi, para, ün, güç... Hiçbiri, hiçbiri bedel olamıyordu, özlemini çektiğimiz o şey her ne idiyse... Bir çocuk, Sevildiğini bilmek, Bir vicdan rahatlığı, Bir tabak pilav,  Bir sağlıklı nefes...

Can DÜNDAR

 

http://www.facebook.com/yolyordamsayfam

Var mı Dengede Tutabilen...

GÜNE TEBBESSÜMLE UYANIN

1. Her sabah uyandığınızda ilk işiniz tebessüm etmek ve yaratıcıya şükretmek olsun. Uyandığınız an kendi kendinize gülümseyin ve “hamd olsun” deyin. Güne başlarken varlığından dolayı huzur duyduğunuz insanları düşünmeyi ihmal etmeyin. Güne stres ve sıkıntı ile başlamak ufak işlerdendir. Ne günler geldi geçti. İnanın bu gün de geçecektir.


2. Şükrederek uyuyun. Pişmanlıklar ,sorgu sualler ile uyumayın. Olan olmuştur.Bunu kafaya takmak ufak iştir. Sığınılacak ve af dilenecek tek merci Yaradandır. O’na sığınıp dua edin ve kendinizi O’nun sevgisi ile uykuya bırakın.


3. Her gün kendinize biraz “sessiz zaman” ayırın. Yalnız olmanın ,ruhunuzu dinlemenin ve sessizliğin efsunlu havasını teneffüs etmeye çalışın. Özellikle Uyumadan önce sessiz kalmak , kainatın sonsuzluğunda düşüncelere dalmak, uykuya doğru gizemli kapılar açacaktır size.

Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ'TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Unutma! Sen değerlisin. Çalışsan da çalışmasan da... Ünlü olsan da olmasan da... O erkek seni istese de istemese de... Sen sen olduğun için bi'tanesin.

*Kadın olmanın tadını çıkartmalısın. Biraz şefkat, biraz anaçlık, biraz dişilik, bolca zeka ve altıncı his... Sen şahanesin! MUTLULUK SENİN İÇİNDE

*Göbeğin çıktı diye, 36 bedenden çok uzaksın diye, saçların o reklamlardaki kız gibi dalgalanmıyor diye eksik değilsin.

*Kendine güvenin en büyük silahındır ve o en derinlerinden gelen ışıl ışıl gülümsemen tabii ki.

*Biliyorum adettendir ama sonuca varamadığın, sadece bünyeni hırpaladığın o konuyu 50 kere konuşmana, tartışmana gerek yok. Olmuyorsa, üstünü çizip devam etmelisin. *Yaptıklarından suçluluk duyarak vakit kaybetmemelisin.

*Yapamadıklarını listeleyip isteklerini gözden geçirmek suretiyle adımlar atarsan daha mutlu olabilirsin.

*Hiçbir evlilik, hiçbir olması gerek şov, sana öğretilmiş hiçbir mecburiyet alın yazın değildir. Kocan tek çıkışın, hayat zaferin değildir.

*Uzaklarda arama sakın; en büyük mutluluk sendedir.

*Aşkından gebersen de sınırlarını bilmelisin. Sınır neresidir? Sana SAYGISIZLIK yaptığı yerdir. Buna asla izin verme.

*Sen kendine ne değer biçersen, sen kendine nasıl davranırsan; herkes sana öyle davranır. Asla ama asla kendini küçümseme. HERKESE 'SEVGİLİM' DEME

*Kaderini birine, bir kuruma, bir konuma bağlama. Kaderin senin ellerinde, bunu sakın atlama!

*Eski sevgili adı üstünde 'eski'dir... Senin yeni dünyanı bulandırmasına izin verme.

*Sevgilini çok sevmelisin. Öyle herkese 'sevgili' dememelisin. Fakaaat çok sevmen demek, kendini ayaklar altına alman demek değildir. BİR KADIN GEREKİRSE, SEVERKENDE GİDEBİLİR DEĞİL Mİ? HER ŞEYİN ŞIK OLSUN

*Her şeyin şık olsun. Ruhun, bedenin, kıyafetin, SEVİŞİN, TERK EDİŞİN, dostluğun, sevgililiğin... Kadınlık şıklık demektir.
* Başka kadınları kafana takmaktan vazgeç! Onlar sen olamaz, sen de  onlar... Her kadın kendine özeldir, her kadın dibine kadar özeldir * Kız arkadaşların önemlidir, en kıymetlilerindir ama onları seçmeyi  bileceksin. Kadın kadının kurdudur, bir kenara not edeceksin. Sadece kötü gününde değil, başarında, mutluluğunda da yanında olan, yüreğini  ortaya koyan arkadaşlarından asla vazgeçmeyeceksin.

* Erkekler çocuktur. Nokta! Çocuğunu hem sevecek hem kızacak, icap ederse küsecek, cezasını vereceksin. SEN ÖZELSİN BUNU UNUTMA!

* Seni bırakıp gidebilenin arkasından gözyaşı dökmeyeceksin. Aramazsa aramasın be!

* Sevginin, aşkın ne demek olduğunu anlamayan bir adamın vizesini keseceksin.

* Sen renklisin, sen beceriklisin, sen erkeğin mutlu olma sebebisin, sen başlangıçsın, sen sonsun... Mecbursun, bunu fark edeceksin!

* Her şey bir karar vermene bakar. Sabır bazen gerekli, bazen gereksizdir. Ayrımı yapabilmelisin.

* Yapamayacağın şey yok. Gidemeyeceğin yer yok. Sana kapalı olabilecek kapı yok! Şu an silkelenip kendine geleceksin!

* Tekrar söylüyorum, kafana kazı istiyorum; SEN ÖZELSİN, SEN Bİ'TANESİN, ÖNCE KENDİ DEĞERİNİ BİLECEKSİN!!!!

Alıntı

Doğa'da Hayat...Günün Fotosu...23/07/2012

Facebook dışında da bir hayatım vardı,

İnanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa.

Geçmişte yaşadıklarım bana şunu öğretti: Hepimiz bu dünyaya, hayatımızı en iyi şekilde yaşamak için geliyoruz ve inanın bana, hayat saklanarak, umutsuzluklarla, pişmanlıklarla harcanamayacak kadar kısa.

Dertler ve sıkıntılarla boğuşurken her gün, bir öncekinin aynısı gibi görünmeye başlıyor. Oysaki her yeni gün kendi mucizelerini de beraberinde getiriyor. Hem de en beklenmedik anlarda…

Doğduğumuz andan itibaren hepimize birer yumak iplik veriliyor; bundan mutluluğun desenlerini örmek ise bizim elimizde…

Bir ilişkiyi hep az seven yönetir...

Geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz.”



Geçmişin arabalarıyla hiçbir yere gidemezsiniz.”

Maksim Gorki

22 Temmuz 2012

SORMUŞLAR Kİ AKILLI KİMDİR?

SORMUŞLAR Kİ AKILLI KİMDİR?

-Herkesten ögrenendir. ...

KUVVETLİ KİMDİR? ...

-Hırslarını yenendir .

ZENGİN KİMDİR?

-Halinden memnun olanlardır demiş.

Biraz da keyif...Günün Fotosu... 22/07/2012

Kavgalı Bir Evde Büyümek…



Şimdiye kadar hep ‘’büyüklerin’’ ilişkilerini, sıkıntılarını ele aldık ama ya o büyük yaşlara gelmeden evvel yaşadıklarımız, rol model olan anne ve babalarımızla geçirdiğimiz çocukluk yıllarımız ne olacak. Esas hasar aslında o yıllarda başlamıyor mu? Bizi en çok sevenler aslında istemeden bizi en çok incitenler olmuyorlar mı?

Yazı yazmaya başladıktan sonra bana birçok danışan, derdini anlatan kişiler oldu. Onlara elimden geldiğince yardımcı oldum. Zaman geldi benim desteğe ihtiyacım oldu sağ olsunlar onlar bana destek verdiler. Yazışmalarımızda ve konuşmalarımızda hep gördüğüm şey şu oldu: Kavgalı bir evde büyüyen çocuk sorunlu oluyor.

Özellikle sağlıklı bir ilişki kurmak konusunda maalesef çok sıkıntı çekiliyor. Hadi sağlıklı bir ilişki kurmayı bıraktım sağlıklı bir ruh halinde bile olması çok zor oluyor. Sürekli çevresinde mutsuz anne baba, tartışan anne baba, boşanmayan ama evde cehennem hayatı yaşayan bir anne babayla büyünce kendi hayatını da cehenneme çevirmek, ağlamak, kötü ilişkiler yaşamak, tutarsızlık, dengesizlik, mutsuzluk içinde olmak nedense normal gibi algılamasına sebep oluyor. Sonra hayatının belli bir döneminde “ya bi dakka bi dur, bu benim hayatım, anne babamın hayatının tekrarı değil ki” deyip ayılmaya başladığında ipi nerden tutacağını bilemiyor.

Kaçırdığı çocukluğuna mı yansın, oynayamadığı çocukluk oyunlarına mı yansın, o cehennemde büyüdüğüne mi yansın, sonra sağlıklı bir ilişki kuramayıp ardarda yaşadığı felaket ilişkilere mi yansın bilemez oluyor. Hele boşanmayan anne modelinde her erkeğe sonuna kadar yalvarması, gitmemesi için çırpınması gibi hareketlerin normal ve yapılması gerekli hareketler olduğunu sanıyor.

Sonra bunun bir türlü bağımlılık olduğunu fark edip gitmek isteyene dur dememek gerektiğini anlayana kadar sülük gibi yapıştığı erkeklerden dinlemediği hakaret kalmıyor. Yani annesinin hayatının bir bölümünü tekrar tekrar tekrar yaşıyor. Ta ki uyanana kadar.

Ya da tam tersi onu çok isteyen bir erkek olduğunda boğulacak gibi oluyor, kendinin değersiz olduğuna inandığı için bunu kabul edemiyor ve erkeği başından atmak için bin bir numara yapıyor. Saçmalıyor, dengesizleşiyor. Belki aldatıyor. Yani erkeği kaçırmak için elinden gelen her şeyi yapıyor. Kendisi sevmediği için bir başkasının onu seveceğine inanamıyor, iyi bir ilşki modeli görmediği için olabilecek iyi modelleri değil de bildiği tanıdığı kötü modeli yaratmaya çalışıyor.

Dediğim gibi ya denk geldi, ya da geçmişi hep bu tarz olan kadınlarla iletişim içine girdim. Tabi iki cümleyle, iki nefesle, iki basit çalışmayla üstesinden gelinebilecek bir durum değil. Keşki öyle olsaydı. Ama içerde yılların biriktirmiş olduğu tortular maalesef o kadar çabuk silinmiyor. A hiç mi silinmez elbette silinir. Ama üzerinde biraz uzman kişilerle çalışmak gerektiğine inanıyorum.

Sanırım en önemli basamaklardan biri önce bulunulan durumun, geçmiş yaraların, hasarların farkına varmak. Yani kendimizle ve geçmişimle yüzleşmek, gerekirse ağlamak, bağırmak, çağırmak.

Arkasından her şeyin geçmişte olduğunu kabul edip bugüne gelmek. Çünkü artık bugündeyiz. Geçmişin hayatımızı etkilemesine izin verirsek hem bugün elimizden kaçacak hem de  bu kadar öfkeyle, acıyla sağlığımız bozulacak.

Üçüncü basamak annemizi, babamızı, eski erkek/kız arkadaşlarımızı affedeceğiz. Herkesin bu dünyaya bir şeyler öğrenmek için, tekamül etmek için geldiğine inanıyorsak onların da kendi tekamülleri yolunda ilerleyip, ellerinden gelenin en iyisini yaptığını kabul edeceğiz. Sonra da tercihen bu konularda uzman biriyle duyguların salıverilmesi üzerine çalışma yapacağız. Bence tüm bunlardan sonra hayatımıza yeni bir bakış ve soluk geleceğine inanıyorum. Sizler bu konuda ne düşünüyorsunuz yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.

Sağlıcakla,

Yazıklar olsun sana Ümit...