13 Mart 2011

hep beraber meditasyon yapalım...http://www.doasone.com



do as one

http://www.doasone.com

bebişim ve ben :)))

[slideshow]

Benim bu deli gönlüm, dedim; Ne zaman akıllanacak? ...



AKILLA KONUŞMA /Ö.Hayyam

Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?

 Birkaç yıl daha katlan, dedi.

 Nedir; dedim bu yaşamak?

Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

Evi barkı olmak nedir? dedim;

 Biraz keyfetmek için Yıllar yılı dert çekmek, dedi.

Benim bu deli gönlüm, dedim; Ne zaman akıllanacak?

Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.

12 Mart 2011

Aydınlanma ne zaman başlar...



Bir bilge adam çölde öğrencileriyle otururken demiş ki; “Gece ile gündüzü nasıl …ayırt edersiniz? Tam olarak ne zaman karanlık başlar, ne zaman ortalık aydınlanır?”

Öğrencilerden biri;”Uzaktaki sürüye bakarım, “demiş, “koyunu keçiden ayıram...adığım zaman akşam olmuş demektir. ”

Başka bir öğrenci söz almış ve “Hocam” demiş, “İncir ağacını, zeytin ağacından ayırdığım zaman, anlarım ki sabah başlamıştır. ” Bilge adam uzun süre susmuş.

Öğrenciler meraklanmışlar ve “Siz ne düşünüyorsunuz hocam?” diye sormuşlar.

 Bilge şöyle demiş; “Yürürken karşıma bir kadın çıktığında, güzel mi çirkin mi, siyah mı beyaz mı diye ayırmadan ona bacım diyebildiğimde ve yine yürürken önüme çıkan erkeği, zengin mi yoksul mu diye bakmadan, milletine, ırkına, dinine aldırmadan, kardeşim sayabildiğimde anlarım ki sabah olmuştur, Aydınlık başlamıştır

Cesaret nedir ?...



Cesaret korkmamak değil, ayakların titrercesine korkmana rağmen, korkunun üzerine yürüyebilme becerisidir.”

Kestaneli iç pilav...



Malzemeler

3 su bardağı pirinç

1 orta boy soğan

yarım paket tereyağ

1 yemek kaşığı

dolmalık fıstık

1 yemek kaşığı kuş üzümü

1yemek kaşığı yenibahar

250gr kestane 

dört buçuk su bardağı su

2 avuç toz şeker.

Yapılışı

soğan tereyağ fıstık pembeleşinceye kadar kavrulur

kestane ilave edilip kavurmaya devam edilir su baharat şeker ve tuzu konduktan

sonra kaynatılıp pirinci konulur.Pirinç suyunu çektikten sonra

karıştırılıp ocak kapatılıp demlenmeye bırakılır afiyet olsun.

'Kadınlar günü' başlangıç olsun...

Kadın hamile kalıyor. Aradan dört beş ay geçiyor ve cinsiyeti belli oluyor. Eşiyle doktordalar. Heyecanla bekliyorlar. Her erkek gibi adam erkek evladı olmasını istiyor. Bu defalarca evde belirtilmiş zaten. Çünkü soyadının sürmesi gerekiyor. Doktor kontrolünü yapıyor ve o ‘an’ geliyor. Doktor tereddütlü cinsiyeti söyleyip, söylememekte… Sonra olacakları biliyor çünkü… Ama mecbur söylüyor… Müjde ‘kızınız oluyor’ diyor. Müstakbel babanın ilk tepkisi şöyle; Tekrar deneriz…

İşte bir kadın hayata böyle başlıyor… Cinsiyeti ‘kız mı?‘ Tekrar deneriz… Bu durumun ne eğitimle, ne yaşanılan şehirle, ne de içinde bulunulan kültürle alakası var… Dünyanın üzerinde anlaştığı bir kural bu…

Annem Samsun doğumludur. Annemin döneminde öyle hastane de falan doğurmak yok. Evde ebeyle doğurma dönemi. Annem de ters geliyor. Büyükannemi koyuyorlar bir çarşafa sallıyorlar da sallıyorlar… Sonunda annem düzünü bulup doğuyor. Doğuyor doğmasına da… Ebe bakıyor kız. Eeee babaya haber vermek lazım. Öyle zor bir doğumdan sonra babanın eve gelmesi için küçük bir yalan söyleyiveriyorlar. Müjde, müjde erkek oldu. Çabuk eve gelsin. İşte hayata böyle başlıyor annem. Sonrasında erkek çocukları gibi yaramaz büyüyor. Eminim bunda müjde ‘erkek doğdu’ yalanını doğru çıkartma çabası vardır.

Kadınların, bebekliğinden başlayan bu tercihsizlik büyütülürken uygulanan çifte standartlarla devam ediyor. Okutulmuyor, dışarı bırakılmıyor, istediğini giyemiyor, istediğini konuşamıyor hatta düşünemiyor bile… Pencere önünde hayatı seyretmesi isteniyor. Sonrada baba evinden koca evine hayırlısıyla bir transfer yapıldığında herkes rahat ediyor.

Üstelik evi geçindirse de kimseden saygı gördüğü yok… Eksik etek diye çağrılmak, küçümsenmek, hakarete uğramak üstüne üstlük dayak yemek kabullenmiş olduğu bu yaşamın ağır bedellerinden.

Geçenlerde şiddete uğramış kadınlarla ilgili bir fotoğraf sergisine gittim. Benim içimi acıtan vücutlarda gördüğüm morluklar ya da kırmızılıklar değil gözlerde gördüğüm çaresizlik ve kabullenmişlik oldu.

Aslında çocuk doğuran, evi çekip çeviren, günde yirmidört saat / yılda üçyüz altmış beşgün çalışan kadınlar öyle güçlüler ki… ‘Kariyer de yaparım, çocuk da‘ şarkısı kadının çalışsa bile evdeki tüm görevlerinin aynen devam ettiğinin bir göstergesi…‘Tek taşımı kendim aldım‘ dese de toplum kurallarının azcık dışına çıksa üstüne yapıştırılmayacak etiket kalmayacak olan da o…

Ahhh kadınlar ne zaman gücünüzü anlayacaksınız, ne zaman cesaretinizi toplayacaksınız, ne zaman ben de buradayım diyeceksiniz… İşte gün bugündür… Dünya Kadınlar Günü…

Sadece bu yoldaki başlangıcınız için bir işaret… Bir küçük damla… Haydiiii… Ayağa kalkın… Sağlıcakla,

haydi... haydi... eller havaya... bir sağa... bir sola...

ETLİ NOHUT

Etli_nohut

ETLİ NOHUT...

malzemeler:

  • 1,5 su bardağı nohut

  • 1 kg kemikli kuzu eti

  • 2 baş kuru soğan

  • 3 yemek kaşığı zeytinyağı

  • 1 yemek kaşığı domates salçası

  • 1/2 yemek kaşığı biber salçası

  • kaynamış su


hazırlanması:


  1. bir akşam önceden nohutları yıkayıp bir tencereye alın. üzerlerini 3 parmak geçecek kadar su ekleyip ateşe koyun. bir taşım kaynatıp altını kapatın.

  2. ertesi gün nohutları yumuşayana kadar kaynatın.

  3. soğanları yemeklik doğrayıp zeytinyağında hafif pembeleşene kadar kavurun. etleri ekleyip bıraktıkları suyu çekene kadar pişirin. salçaları ilave edip 2-3 dakika daha kavurun. daha sonra etlerin üzerine çıkacak kadar kaynamış su koyup etler yumuşayana kadar haşlayın.

  4. etler yumuşayınca nohutları üzerlerine ekleyin. 5 dakika daha pişirip tuzunu ilave edin.

11 Mart 2011

Leonardo’nun Hayata Dair 7 Prensibi:

1) Curiositá - Hayata doymak bilmez bir merakla yaklaş ve kesintisiz öğrenmek için sürekli arayış içinde ol

2) Dimostrazione - Bilgiyi deneyimle ve inatla test etmeye bağlı ol, ve hatalarından öğrenmeye açık ol

3) Sensazione - Deneyimlerini zenginleştirme yolunda hislerini/duyularını - özellikle görme duyunu - devamlı geliştir (rafine et)

4) Sfumato - Belirsizliği, tutarsızlığı/çelişkiyi, kararsızlığı kucaklamaya istekli ol

5) Arte/Scienza - Bilimle sanat, mantıkla hayalgücü arasında denge geliştir

6) Corporalita - İyilik/merhamet/saygınlık, çok yönlülük, sağlık/zindelik ve duruş/denge/soğukkanlılık üret/yetiştir

7) Connessione - Tüm şeylerin (herşeyin) ve olayların (fenomenlerin) birbiriyle bağlantılı olduğunu kabul ve şükret

28 Şubat 2011

Jack Johnson - Better Together

İnsanın kendi gücünü anlaması...

Taş İşçisinin Hikayesi

Bir zamanlar bir taş işçisi varmış... Kızgın güneşin altında bir dağın eteğindeki taş ocağında çalışır, sabahtan akşama anası ağlayarak taş çıkartırmış. Bir gün kan ter içinde çalışırken kafasını bir an kaldırıp güneşe bakmış:
- Ah bir güneş olsaydım, demiş, öylesine yüksekte, öylesine güçlü...Öykü bu ya... O an bir mucize gerçekleşmiş... Taş işçisi güneş olmuş...
Ama kısa süre sonra fark etmiş ki, dünyaya gönderdiği ışınları bulutlar kesiyor, onları aşamıyor:
- Bulutların arasından ışınlarımı geçiremedikten sonra güneş olmak neye yarar,  demek ki bulut daha güçlü, keşke bulut olsaydım diye söylenmiş. O anda bir mucize daha gerçekleşmiş. Bulut olmuş... Dünyayı yüksekten zevkle izlerken, başlamış rüzgârın önünde sağa sola uçuşmaya. Sıkılmış:
- Rüzgâr istediği anda bulutları dağıtıyor, demek ki rüzgar buluttan daha güçlü, keşke rüzgâr olsaydım demiş... Rüzgâr olmuş o anda... Bir iki esmiş sevinçle...
Ama bakmış ki önüne duvar gibi dizilen dağlara çarpıp kalıyor:
- Dağları aşamadıktan sonra rüzgâr olmanın faydası ne, demek ki dağ rüzgardan daha güçlü, keşke dağ olsaydım diye söylenmiş kendince... Ve dağ olmuş o anda... Bütün heybetiyle ulaştığı gücün keyfini sürerken karnından darbeler hissetmiş.. Birisi vura vura karnından parçalar söküyor. Dağ oyuluyor...
Bir bakmış... Bir başka taş işçisi çalışıyor eteklerinde... Ne yaptıysa durmamış işçi; demek ki bir taş işçisi benden daha güçlü diye düşünmüş ve keşke taş işçisi olsaydım demiş.

Hayat bazen insanları birbirleri için ne kadar çok şey ifade ettiklerini anlasınlar diye ayırır. Paul Coelho... Nilgün Alantara teşekkürlerimle...

Kardeş Türküler - Sari Gyalin (Sarı Gelin)

öfke üzerine...



ÖFKE BASTIRMA NEDİR??

BASTIRMA; yaşaman gerekmeyen bir hayatı yaşamak demektir.
B...ASTIRMA; hiçbir zaman yapmayı istememiş olduğun şeyleri yapmaktır.
BASTIRMA; olmadığın bir kimse olman demektir.
BASTIRMA; kendini yok etmenin bir yoludur.
BASTIRMA; intihardır; elbette çok yavaş bir şekilde.

ama çok kesin, yavaşça zehirlenmedir.
İfade etmek hayattır,
bastırma intihardır.

NİÇİN?

Niçin insan bu kadar çok bastırıp sağlıksız hale gelir?

Çünkü toplum sana dönüştürmeyi değil, kontrol etmeyi öğretir.
Ve dönüştürmenin yöntemi tamamıyla farklıdır.
Hepsinden önce o, kontrol etme yöntemi hiç değildir.
O TAM TERSİDİR.

BASTIRARAK ZİHİN BÖLÜNÜR.
Kabul ettiğin kısım bilinç haline gelir ve reddettiğin kısım bilinçaltı haline gelir.
Bu bölünme doğal değildir, bölünme bastırma yüzünden oluşur.
Ve bilinçaltına toplumun reddettiği tüm pislikleri atmaya devam edersin.
Ancak unutma; oraya attığın her ne olursa olsun giderek daha çok senin bir parçan haline gelir:
O senin ellerine, kemiklerinin içine, kanına;
Kalp atışlarının içine siner.

Artık psikologlar hastalıkların neredeyse yüzde yetmişinin
bastırılmış duygulardan kaynaklandığını söylüyor:
Çok kalp rahatsızlığı, kalpte bastırılan çok fazla öfke demektir,
O kadar çok nefret var ki kalp zehirlenmiştir.

İLK ŞEY: KONTROL ETMEDE BASTIRIRSIN,
DÖNÜŞTÜRMEDE İFADE EDERSİN.

Fakat başka birisine ifade etmeye gerek yoktur çünkü “başka birisi” konu dışıdır.

Bir dahaki sefer öfke hissettiğinde git ve evin etrafında yedi kez koş
ve bundan sonra bir ağacın altında otur ve öfkenin nereye gittiğini izle.
Onu bastırmadın, onu kontrol etmedin,
Onu hiç kimsenin üzerine kusmadın.
Çünkü eğer bunu birisinin üzerine kusarsan bir zincir oluşur,
Çünkü diğerleri de en az senin kadar aptaldır, senin kadar bilinçsizdir.
O senin üzerine daha çok öfke akıtacaktır, o senin kadar bastırılmıştır.
O zaman zincir ortaya çıkar.
Sen onun üzerine kusarsın, o senin üzerine kusar. Ve her ikiniz de düşman olursunuz.

ONU HİÇ KİMSENİN ÜZERİNE KUSMA.
Bu tıpkı kusma isteğinin gelmesi gibidir: Gidip birisinin üzerine kusmazsın.
Öfkenin kusulmaya ihtiyacı vardır. Tuvalete gider kusarsın.
Bu tüm bedeni arındırır; kusmayı bastırırsan bu tehlikeli olacaktır.
Ve sen kustuğunda tazelenmiş hissedeceksin.
Yediğin yiyecekte yanlış bir şey vardı ve bedenin onu reddediyor.

ONU İÇERDE KALMAYA ZORLAMA.
Öfke sadece zihinsel bir kusmuktur.
İçine aldığın şeyde yanlış bir şey vardır.
Ve senin tüm psişik varlığın onu kusmak ister.
Fakat onu başka birisinin üzerine kusmana gerek yoktur.
Onu başkalarının üzerine kustuğun için toplum onu kontrol etmeni söyler.

OSHO