4 Haziran 2012

Güle sormuşlar neden dikenlisin diye...

Biliyorum çok zor , yorucu bir yolculuk olacak.

Biliyorum çok zor , yorucu bir yolculuk olacak.

Ama ben karanlıkları aydınlatmak için çıktım yola.

İmkansızı yakalayıp esir etmeye , başarının sırrına ortak olmaya...

Korkmuyorum!

Ve vazgeçmiyorum yaşamaktan. Yalnız değilim!

Biraz sabır , bir parça cesaret ve bir de umut var yanımda.

Sanki dört iyi dost köklü bir çınara dayanmış gibiyiz .

.Günaydın Hayat ! Küçük adımlar atmaya hazırlanıyorum. Sakın bana çelme takma olur mu .......

Kendini Bilmek


Günün birinde bir tilki ormanda genç bir tavşanla karşılaş­mış.


Tavşan sormuş, "Sen nesin?" Tilki, "Ben tilkiyim" di­ye yanıt vermiş "Ve canım isterse seni yiyebilirim.", "Peki, tilki olduğunu nasıl kanıtlayabilirsin?" diye sormuş tav­şan. ...Tilki ne diyeceğini bilememiş çünkü şimdiye kadar karşısına çıkan tavşanlardan hiçbiri böyle sorular sormamış ona, sadece kaçmışlar. Tavşan, "Tilki olduğuna... dair yazılı bir kanıt gösterebilirsen sa­na inanırım" demiş. Tilki doğru aslana koşup, ondan tilki olduğuna dair bir belge almış. Tavşanın beklediği yere geri dönüp belgeyi okumaya başlamış. Bu onu öylesine keyiflendirmiş ki, her paragrafın üzerinde dura dura, uzun uzun zevkle okumuş. Bu arada belgenin anafikrini da­ha ilk satırlardan anlayan tavşan bir oyuktan içeri dalıp gözden kayboluvermiş.


Tilki aslanın mağarasına geri dönmüş ve onu bir geyikle konu­şurken bulmuş. Geyik, "Aslan olduğuna dair yazılı bir kanıt görmek istiyorum..." diyormuş. Aslan, "Aç olmadığımda böyle bir şeyle uğraşmam gerekmez. Aç olduğum zamansa yazılı hiçbir şey görmene hiç gerek kalmaz" demiş. Tilki aslana, "Peki tavşan için bir belge almaya geldiğimde bu­nu bana niye söylemedin?" diye sormuş. "Sevgili dostum," demiş aslan, "belgeyi isteyenin bir tavşan ol­duğunu söyleseydin ya bana! Ben onu bazı sersem hayvanlara bu eğlenceyi öğreten ahmak insanoğlunun biri için sanmıştım." İnsan durmadan kendine bir benlik uydurmakla meşguldür, ama bu uydurulan, icat edilen benlik asla gerçek benlik olamaz. Uydurulanın bir gün gerçeğe dönüşme olasılığı hiç yoktur.


Gerçek benliğin icat edilmesi değil keşfedilmesi gerekir. İcat edilmiş benlik egomuza dönüşür. Gerçek benlik hiçbir şe­kilde ego değildir. Gerçek benlik aslında benlik olmaktan uzaktır; o mutlak boşluk ve boşluğun sessizliği, boşluğun coşkusudur. Kendine bir benlik uydurmak istiyorsan diğerlerine sorman ge­rekir; benliği icat etmenin tek yolu budur- insanların senin hak­kındaki düşüncelerini toplamak. Tüm hayatımız boyunca bunu yapıp dururuz.


Bu yüzden insanların bize saygı duymamasından bu kadar korkarız. Bu bizim esaretimize dönüşür. Saygın biri ol­mak isteriz çünkü saygın olduğumuzda diğerleri hakkımızda güzel şeyler düşünür. Bizi överler ve o zaman daha iyi bir benliğe sahip oluruz.


Saygın değilsek insanlar bizi kınar ve o zaman asla güzel bir benliğe sahip olamayız, çirkin bir benliğimiz olur. Benliğin yalnızca diğerlerinin görüşlerinden oluşur; kırk yama gibidir o, A bir şey demiştir, B başka bir şey söylemiştir ve C başka bir şey der, bu böyle sürüp gider. Bütün bunları, bu kâğıt parçacıklarını birikti­rirsin. Sonra bunlardan bir imge yaratırsın-onları bir araya getirir, yapıştırırsın. Osho - Kendini Bilmek

Paul Simon - Hearts and Bones + lyrics

http://youtu.be/kZ425RKCqco

Kilit budur işte...

Doktor Bey, Kendimi İyi Hissetmiyorum...

ANGEL FALLS (DÜNYANIN EN YÜKSEK ŞELALESİ) ...Günün Fotosu...04/06/2012

Photo: ANGEL FALLS (DÜNYANIN EN YÜKSEK ŞELALESİ)"Angel Falls", Venezüella'nın güney doğusunda Canaima Ulusal Parkı sınırları içerisindedir. İsmini, uçağı arıza yapınca bir tepeye zorunlu iniş yapan Jimmy Angels'dan almıştır. Böylece, altın ararken, Niagara'dan bile 16 defa daha yüksek bir şelale bulmuş oldu "Angels". Dünyanın en yüksek çağlayanının su akış yüksekliği tam 979 metredir ki bu yükseklik Eiffel Kulesi'nin tam 3 katıdır. Etrafı balta girmemiş bakir tropik ormanlarla çevrilidir. Yerel halk dilinde "Salto del Angel" olarak da bilinir."Angel Falls", Venezüella'nın güney doğusunda Canaima Ulusal Parkı sınırları içerisindedir.


İsmini, uçağı arıza yapınca bir tepeye zorunlu iniş yapan Jimmy Angels'dan almıştır. Böylece, altın ararken, Niagara'dan bile 16 defa daha yüksek bir şelale bulmuş oldu "Angels".


Dünyanın en yüksek çağlayanının su akış yüksekliği tam 979 metredir ki bu yükseklik Eiffel Kulesi'nin tam 3 katıdır. Etrafı balta girmemiş bakir tropik ormanlarla çevrilidir. Yerel halk dilinde "Salto del Angel" olarak da bilinir.

Bermuda Şeytan Üçgeni

Photo: Bermuda Şeytan ÜçgeniAtlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil koruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: "Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik'te, ABD'nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida'daki Miami, ve Puerto Rico'daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.[1]Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis'in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta'nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb'un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler. O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar.Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur. Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.Atlantik Okyanusunda çok sayıda uçak ve geminin kaybolduğu, eskiden manyetik olduğu sanılan fakat günümüzde bir doğalgaz kaynağına ev sahipliği yaptığı düşünülen alanın olduğu bölgenin adıdır. Bu bölge Amerikan sahil k...oruma örgütünün 7 nolu bölge müdürlüğünün 5720 sayılı sirküler yazısında şöyle tarif edilmektedir: "Bermuda üçgeni ya da şeytan üçgeni diye anılan hayal ürünü yer, Atlantik'te, ABD'nin güneydoğu kıyılarında, açıklanamayan gemi, tekne ve uçak kayıplarının çok yüksek oranda yer aldığı bir alandır. Bu üçgenin köşelerinde Bermuda, Florida'daki Miami, ve Puerto Rico'daki San Juan olduğu kabul edilmektedir.


 Kimsenin açıklama getiremediği bu esrarengiz fenomen, içinde bilim adamlarının da bulunduğu pek çok insan tarafından "doğaüstü bir takım güçlerin yaptırımı" olarak algılandı ve öyle lanse edildi. Bu açıklamalar arasında kayıp kıta Atlantis'in orada bulunup (bu düşünceyle paralel olarak Atlas Okyanusu ismini almıştır.) Kayıp Kıta'nın hiçbir zaman anlaşılamayan teknolojik ve manyetik kayıp aygıtlarından birinin etkisinden veya o bölgenin defalarca Dünya dışı varlıkların ziyaretlerinde orada yarattıkları manyetik alanın bir etkisi olduğu, hatta Kristof Kolomb'un bile tuttuğu günlüklerde, o bölgede gökyüzünde uçan tanımlanamaz cisimlerden bahsedildiği iddia edilmiştir. Bu esrarengiz üçgen ile ilgili olarak yapılan son iddia ise uzun yıllardır devam eden araştırmaların birkaç yıl önce bir sonuç verdiğinin iddia edilmesi ile ortaya çıktı . Bu son iddiaya göre tüm bu gizemli olaylar aslında basit bir doğal gaz cilvesi idi.


Yer altından fışkıran doğal gazlar, sadece yüksek kara parçalarından değil, deniz ve okyanus tabanlarından da çıkarlar. Çünkü deniz tabanları da üstü suyla kaplanmış alçak kara parcalarıdır. Ancak, okyanusların derinliklerindeki bölgelerden çıkmak isteyen doğal gazlar, oradaki çok düşük ısının da etkisiyle katı hâle dönüşürler ve "hidrat" denilen beyaz ve tebeşirimsi bir madde hâline gelirler. Çok derinlere dalabilen robot kameralarının bu bölgedeki karbeyaz okyanus tabanını ve bazı gemi enkazlarinı resimlemesinden sonra konuya şu bilimsel açıklama getirilmiştir: Bu bölge, Gulf Stream denilen sıcak su akıntısının da geçtiği yerdir. Tabanın bazen ısınması yüzünden, bu "tebeşir gazlar" erir ve sudan hafif oldukları için yüzeye doğru yükselirler.


O anda, tabandan yüzeye kadar suyun yoğunluğu azalır . O sırada oradan geçen ne varsa, derin bir kuyuya düşer gibi hızla okyanusun dibini boylar. Çünkü, yoğunluğu düşen su, gemileri taşıyacak kaldırma kuvvetini oluşturamaz. Gazın yükselmesi sona erince yoğunluk tekrar eski haline döner ve geride hiçbir iz kalmadan kocaman gemiler kilometrelerce derine gömülmüş olurlar. Uçakların düşerek kaybolması ise yine aynı sebeptendir. Yüzeye çıkan doğal gazlar, havadan da hafif oldukları için yükselmeye devam ederler. Bu kez yoğunluk azalması, bölgenin üzerindeki atmosferde oluşur. Oradan tesadüfen geçen bir uçak hemen irtifa kaybeder ve motorları durur.


Çünkü, motorlardaki benzinin yanması için oksijene ihtiyaç vardır ve düşük yoğunluklu havanın içindeki oksijen miktarı motorların çalışması için yeterli değildir. Böylece uçak da, hızla okyanus tabanına doğru inişe geçer.

Özelsin.


Şimdi kalk git bak aynaya.

Dünyada yaşayan bilmem kaç milyar insan içinde sen TEKSİN.

Onca göz uyanıyor ve bakıyor her sabah bir yerlerden dünyaya.

Senin gözlerin gibi bakanı yok. Onca insan sureti var.

Hepsinde bir ağız, bir burun iki göz,... kaş kirpik vesaire.

Hepsinde farklı bir ifade ve farklı bir bakış.

Özelsin.

Özel yaratıldın ve muhatap alındın.

Ötelerde bir yerlerde, sen bir hata yaptığında hemen seni cezalandırmak için bekleyen bir zalim yok.

Sen sevgiyle yaratıldın ve İNSAN OLMAYI ÖĞRENMEK İÇİN DENEYİMLİYORSUN HAYATI.

Düşe kalka. Sevildiğini asla unutma. Sevmekten ve güvenmekten de asla vazgeçme.

Kendine yenildiğin yerde, yine elinden tutacak ve yolu gösterecek O’dur.

Çünkü SEVİLİYORSUN..

El alem siz onlar için ne yaparsanız yapın, siz onlar için ne kadar yaşarsanız yaşayın,

El alem siz onlar için ne yaparsanız yapın, siz onlar için ne kadar yaşarsanız yaşayın,

Sizi kendiniz olmaktan alıkoyan her şeyi söyler. Çünkü onlar EL….

Üstelik tek de değil. Kocaman bir alem… Hiçbiri sizi tanımıyor…

Sizi kendinizden alıkoymayan tek kişi kendinizdir.

O yüzden kendiniz olmak istiyorsanız el alem için değil, kendiniz için yaşayın.

Onlara asla YA – RA – NA – MAZ – SI – NIZ ! !!!!!!!!

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim; Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,

Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için…

 Ya sıkılacağım param yok diye, Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım…

Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma, Ya da hayatta olmayı kutlayacağım…

Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,

 Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için…

Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye, Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım…

Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım, Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım…

Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım, Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım…

Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,

Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım…

Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,

Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,

Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım....

Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir

Photo: Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir.Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR"Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİRÜst demlik " GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar.Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir......." DAMAT “ iseBARDAKTIRHer iki Çaydanlıktanda da Yeterince Nasibini Alır.Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin...Denge Unsurudur.Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesiBundandır..... "ÇOCUKLAR" ÇAYIN ŞEKERİDİR.Tat verir.Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar.Şekersiz Çaya alışanlara iseBir tanesi bile... Fazla Gelir....."GÖRÜMCE" ise“ ÇAY KAŞIĞI “ dır.Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider...."KAYINPEDERE GELİNCE" oda" ÇAY TABAĞI "dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz;Bir Kenarda Lök Gibi Oturur.Sadece Dökülenleri Toplarve çevreye zarar vermesini engeller.Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir,Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir."ÇAY SÜZGECİ" Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir.Aileyi Dış Müdahalelerden Korur.Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar.Suyu Isıtan "ATEŞ" iseHOŞGÖRÜDÜR.O Olmadan Çayda Olmaz.KISACASI Bir Bardak Çay "AİLEDİR"ve Ağız Tadıyla içilenBir Bardak çayınÜstüne Yoktur...Bir bardak çay deyip geçmeyin aslında birçok gerçeği gösterir hayatımızdan bir kesittir.

 Çayın Alt Demliği "KAYNANADIR" ... Sürekli Kaynar Durur. Hatta: Dikkat edilmezse TAŞABİLİR

Üst demlik " GELİNDİR" Alt demlik kaynadıkça onunda Hareketi artar. Ama Zamanla da Olgunlaşır ve Demlenir.......

" DAMAT “ ise BARDAKTIR Her iki Çaydanlıktanda da Yeterince Nasibini Alır.

Biraz Kaynana Doldurur onu; Birazda Gelin... Denge Unsurudur. Açık yada Demli çayın Hoşa gitmemesi Bundandır.....

 "ÇOCUKLAR" ÇAYIN ŞEKERİDİR. Tat verir. Çok Şeker Çayın Lezzetini Bozar. Şekersiz Çaya alışanlara ise Bir tanesi bile...

Fazla Gelir..... "GÖRÜMCE" ise “ ÇAY KAŞIĞI “ dır. Arada Bir gelir; Karıştırıp Gider....

"KAYINPEDERE GELİNCE" oda " ÇAY TABAĞI "dır. Çayın Demine, Suyuna Karışmaz; Bir Kenarda Lök Gibi Oturur.

Sadece Dökülenleri Toplar ve çevreye zarar vermesini engeller.

Ancak; Ara sıra boşaltılması gerekir, Yoksa Taşıp Herşeyi Berbat edebilir. "ÇAY SÜZGECİ" Ailenin Sahip olduğu Değerlerdir.

Aileyi Dış Müdahalelerden Korur. Delikler Büyük olursa ! Çayın Tadı Kaçar.

Suyu Isıtan "ATEŞ" ise HOŞGÖRÜDÜR. O Olmadan Çayda Olmaz. KISACASI

Bir Bardak Çay "AİLEDİR" ve Ağız Tadıyla içilen Bir Bardak çayın Üstüne Yoktur..

Haziran Ay Tutulması ve Etkileri


4 Haziran 2012 tarihinde 14 º 13 'de Yay burcunda parçalı Ay tutulması gerçekleşecek Türkiye saati ile 14:11 de. Avustralya’dan tam gözlemlenecek, Asya üzerinden doğacak ve Kuzey Amerika’nın batısından batacak. Batı Kanada ve Amerika’da yaşayanlarda tutulmayı ay batımında seyredecekler.

Bir Ay Tutulması birkaç aylık bir süre ile hayatımıza etkilerini gösterir , hayatımızda bazı şeylerin temizlenmiş olduğunu gösterir ve daha yoğun, daha özel bir dolunay ile açıklığa kavuşturmak için daha önceki eylemlerin etkilerini ortadan kaldırmak gerektiğini vurgular. 4 hazirandaki ay tutulması Yay- İkizler aksında tutulacağı için transit haritamızda bu burçların bulunduğu evler bize bilinçaltımızdaki hangi konulara göz atmamızı da söylemektedir. Bu ay tutulması Mars ve Venüs arasında bir kare olumsuz açı oluşturuyor, bu nedenle ilişkimizde anlaşmazlıklar doğuran ve duyguların incinmesi, sadece ortaya çıkan hukuki sorunların belirsizliğini de kapsar. 4 Haziran Ay tutulmasından güçlü şekilde etkilenecekler; Güneş,Ay ve yükselen burcu İkizler ve Yay olanlar , ayrıca 2 ve 8 Mart tarihleri arasında doğmuş olan Balıklar , 4 - 10 Eylül Başaklar , 2 - 8 Haziran İkizler , 3 - 9 Aralık arasında doğmuş olan Yaylar.Venüs , Ay , Güneş ve Mars arasında olumsuz bazı açılar oluşacak bu tutulma sırasında . Hayal kırıklıkları yanında değerli deneyimler de yaşayacağız. Uzun süredir uyuyan ilişkiler canlanacak , Venüs retrosu olduğundan dolayıda eski ilişkilerde geri başlanabilir ayrıca. Bu tutulma başlıca iki burcu yani İkizler ve Yayı çok etkiliyor. İkizler yazma, öğretim, konferanslar, medya ve iletişimi simgelediği için ünlü bir yazar veya profesörün ölümünden haberdar olabiliriz. Yabancı ülkeler ile alakalı olarak yüksek öğrenim ve hukuk gibi konularda haberler duyabiliriz. Yay karaciğer, kalça, uyluk ve kalçalarda , ikizler omuzlar, kollar, akciğerler ve sinir sistemine sağlık olarak çok dikkat etmemiz gerekecek.

Yılın ilk ay tutulması; olgunlaşma ve özgür olma temalarını işletecek bize. 4 Haziran - 4 Eylül arası tutulma hayatımıza ışık olup, ayrıca duygusal ilişkilerimize özellikle Yay, İkizler, Balık, Başaklara değişiklikler getirebilir ve kader yolları düzelebilir. Tutulma sırasında Karmik karşı karşıya kaldığımız olaylar ve durumlar hızlı bir saat tiktakları gibi işleyecektir. Toplantılar, kararlar, seyahat, yeni yerler, yeni faaliyetler, üzüntü, sevinçler, başarılar, yenilgiler oluşacaktır çevremizde. Ruhumuzun fısıltılarını iyi dinlemek lazım. Tutulma sırasında Mars ile olumsuz açılar kazalar ve doğal afetleri ayrıca denizlerde oluşabilecek kazaları da beraberinde getiriyor. İkinci dekanda oluşması tutulmanın yıkım ve ölümlere de işaret ettiği gibi büyük baş hayvanlarla alakalı hastalıklar ve telef gibi durumları da gösterecek. Özellikle 24 Haziran da Uranüs - Pluton açısı ile kaza ve doğal afetleri de daha da çoğaltmakta.

Özellikle Çin,Honkong, Bankok ve Singapur daha çok etkilenecek bu durumlardan. Yay burcu ülkeleri olan Irak ve Umman, Etopya, Hindistan, İran,Almanya, Hırvatistan, İspanya, Macaristan, Buda, Çek Cumhuriyeti, Fransa, Slovenya, Hollanda,Arabistan, Almanya, Hırvatistan, Macaristan, Çek Cumhuriyeti, İngiltere, Slovenya, İspanya, İtalya, Yemen, Tanzanya da etki altındaki ülkeler.
İtalya da deprem riski devam etmekte ve tutulmadan sonra daha büyük bir doğal afetler karşı karşıya kalabilir. Ayrıca inançlar konusunda karmaşalarda başlayacak. Amerikada da bu tutulma ile birlikte güvenlik,iç huzursuzluklar, hava durumunda ani değişimler,uçak kazaları, terör,hacker saldırıları,askeri olaylar ve doğal afetler görülecektir.
Türkiye'de ise eğitim,hukuksal konular,medya,askeri hareketler ve doğal afet riskini göstermekte. ( Ege özellikle dikkat etmeli )
Burçlara bakarsak eğer ;

31 Mart - 9 Nisan doğumlu KOÇlar ; İlişkiler adına sevinçli haberler...Beklediğiniz mükemmel aşk geliyor. Ayrıca diğer Koç ve yükselenler için ruh hallerinizde ,inançlarınızda büyük değişimler olacak. İşlerinizde veya işyerinizde değişimler yaşayabilirsiniz.

Boğa ve Yükseleni ; İlişkilerinizde önemli kararlar alacaksınız. y ilişkiniz bozulacak yada yeni bir ilişkiye başlayacaksınızdır. Tutulma sırasında çok öfkeli olabilirsiniz.İleri gitme cesaretini gösterirseniz finansal konularda kazanacaksınız.
1 - 11 Haziran doğumlu İKİZLER ; İlişkilerde hayal kırıklığı yaşanabilir. öfkeli kavgalar olabilir. Ayrıca diğer İkizler ve yükselenleri ise ; İş de ve ilişkilerinizde yeni heyecanları getiriyor.
Yengeç ve Yükseleni ; işinizde profesyonel anlamada ilerleme döneminiz başlıyor. Tutulma sırasında işdeki arkadaşlarınızla ufak tartışmalar yaşayabilirsiniz. Meslek hayatınızda doyum sağlayacaksınız.
3 - 12 Ağustos doğumlu ASLANlar ; Harika başlangıç ve adımların habercisi bu tutulma. İlişkilerinize uyum ve barış getirecek. Aşk hayatınız aydınlanacak. Karmik ruhdaşlarınızla bir olacaksınız ve yeni ilişkilerinizde mükemmel ve çok derin olacak. Diğer Aslan ve yükselenler için;fiziksel olarak kendinizi iyi hissedemeyebilirsiniz. Kişisel yönde olumlu değişimler de göstereceksiniz.Arkadaşlarınızla tartışmalardan da uzak durun.
3 - 12 Eylül doğumlu BAŞAKlar; Duygusal olarak çok duyarlı bir zamanda olacaksınız. Her zamankinden daha güçlü egolar ve arzular içinde olacaksınız.Arkadaş ve partner ilişkilerinde çok dikkat etmeniz gereken bir zamandasınız. İçsel gerginlikler de sizi bekliyor. Diğer Başak ve yükselenler;eski tüm alışkanlıklarınız sona eriyor ve hayata geleceğe doğru yeni bir kapı açıyorsunuz. Bu tutulma size güven kazandıracaktır.
4 - 13 Ekim doğumlu TERAZİler ; Aşk için daha fazla fırsatlar , mali koşulların iyileşmesi ve daha fazla eğlence sizi bekliyor bu tutulma ile birlikte. Keyifli ilişkiler içinde ve şanslı olacaksınız. Diğer Terazi ve yükselenler ; duygusal anlamda çok iniş çıkış ve huzursuzluklar hakim olacak size. Bazı olumsuz tartışmalar içinde bulunabilirsiniz. Ayrıca hayal ve umutlarınızı gerçeğe dönüştürmede fırsatlar da elinize geçecek.

AKREP ve Yükseleni ; Finansal konularda iç sesinize güvenir cesaretle adımlar atarsanız kazanacaksınız. Sosyal yaşamınızda hareketli değişimler olacaktır. İçinde bulunduğunuz koşullarda iyileşmeye başlayacak doğru düzgün tercihlerde bulunacaksınız.

YAY ve Yükseleni ; Duygularınız bu ay tutulması ile iyice yüzeye çıkacak. İlişkileriniz mutlu şekilde sonuçlanacak. Sorumluluklarınıza sahip çıkarsanız hayal kırıklığı yaşamazsınız. Dengesiz ilişkilerinize bir son vermenizde gerekebilir. kafa karışıklığı yaşasanız da arada önemli sıçrayışlar yapacaksınız.

OĞLAK ve Yükseleni ; Üzerinizde ruhsal güçlü bir tutulma oluşmakta. Psikolojik ve fiziksel olarak bazı dengesizlikler gel gitler yaşamanız mümkün. Gereksiz endişelerinizden kurtulacaksınız ayrıca . Depresyona dikkat. Ayrıca yaşadığımız zorluklardan ders çıkartarak hayatımızda yeni bir dönemde başlanacak.

KOVA ve Yükseleni ; Ruhsal açıdan kendi özümüzü keşfederek kişisel özgürlüğümüzü elde edeceğiz.Kendimizle alakalı değişimlere adım atarken düşünmeden atmayın yalnız. Peşinde olduğumuz güvenli hayata doğru emin adımlar atacağız. Her türlü ilişkimizi yeniden gözden geçirmemiz gereken zamanlardayız.

BALIK ve Yükseleni ; Yeni bir kariyere adım atabilir , yurt dışı bağlantılı fırsatlarda önünüze çıkabilir. Kariyeriniz bakımından önemli eğitimlerden de geçebilirsiniz. İşinden memnun olan Balıklar ise işlerinde daha önemli adımlar atacaktır. Ayrıca iş konusunda yeni deneyimler yaşayarak ne istediğinize net kararlar vereceksiniz.

Tüm sevgimle,Keyifli mutlu bir Ay Tutulması dilerim,
Yıldızlarınız üzerinizde mutluluk ve şansla pırıl pırıl parlasın, Hülya Balıkavlayan

İyi mahsülüm var diye güvenme: Ambarına BUĞDAY girmeden.

İyi evladım var diye güvenme: EVLENDİRMEDEN.

İyi komşum var diye güvenme: Büyük DERDE düşmeden..

İyi arkadaşım var diye güvenme: Başına BELA gelmeden..

İyi eşim var diye güvenme: HASTALANIP yatağa düşmeden.

İyi kardeşim var diye güvenme: Araya MADDİYAT girmeden.

 İyi mahsülüm var diye güvenme: Ambarına BUĞDAY girmeden.

İyi dostum var diye güvenme: Araya DOST görünen biri girmeden...

3 Haziran 2012

Madrid’de ‘’Puerto De Sol’’ Meydanı…

Madrid’e Sevilla’dan yaptığım keyifli bir tren yolculuğundan sonra varıyorum. Madrid tren garı görülesi bir yer. İçinde botanik bahçe yaptıkları bir alan bile var. Alışveriş dükkanları ve kafeleriyle burayı küçük bir Avm’ye dönüştürmüş durumdalar. İçeriyi biraz turladıktan sonra Madrid’i gezmek için kafamda bir plan yapmaya çalışıyorum. Her yeni şehre geldiğimde olduğu gibi hem heyecan hem de her yeri gezebilme stresiyle doluyum. Haritanın üstünde görmek istediğim yerleri işaretleyip en uygun güzergah - zaman analizini yapmaya çalışıyorum…

Ve kararımı vererek ilk olarak Puerto De Sol meydanına gitmeyi seçiyorum. Meydan çok büyük ve her köşesinde görmek istediğim başka bir şey var. İlk olarak meşhur “sıfır noktasını” görmek için saat kulesinin önündeki kaldırıma gidiyorum. Sıfır noktasının esprisi şu: Kaldırımın üzerine yapılan bu metal plakanın tüm ülkede gidebileceğiniz yerlerin uzaklığı yazılmış. Tabi hemen bu metal plakanın üzerine ayağımı koyarak fotoğraf çektiriyorum. Arkasından şehrin sembolü halini almış ayı ve çilek ağacı heykelinin yanına gidiyorum. Rivayete göre ayı heykelinin önünde fotoğraf çektirirseniz tekrar Madrid’e gelirmişsiniz. Tabi hemen burada da birkaç fotoğraf çektiriyorum.

Sonra ortadaki havuzun kenarına oturup fıskiyelerden gelen suyla hafifçe ıslanmanın keyfini çıkarıp, meydanı ve meydandaki insanları uzun uzun incelemeye başlıyorum. Aslında aç değilim ama tatlı yiyesim olduğundan ve biraz da oraya gitmeye bahane aradığımdan “hımmm tatlı yemeliyim kan şekerim düştü” diyerek meydanın hemen sağındaki şehrin en ünlü pastanelerinden biri olan “La Mallorquina’ya” koğuşlanıyorum. Çikolatalı bir tatlı türü olan “truff” sipariş ediyorum ve bayıla bayıla yiyorum. Tadı nefis. Yolunuz buralara düşerse mutlaka buraya uğramanızı tavsiye ederim.

Arkasından “Mercado San Miguel” yeme içme pazarına doğru yürümeye başlıyorum. 7-8 dakika içerisinde de oraya ulaşıyorum. Aman Tanrım, ne kadar sempatik bir pazar bu inanamazsınız. Pazar dediğime bakmayın yan yana ufak atıştırma yerlerinin, dükkanların, süs eşya satıcılarının, kuruyemişçilerin, barların olduğu kocaman bir alan bu. Az önce kocaman bir tatlı yememişim gibi balık mı yesem, paelle mı yesem, kruvasan mı alsam derdine düşüyorum. Önce paella arkasından da çeşit çeşit kuruyemişin olduğu bir külah alıp yeme içme faslını bir süreliğine kapatıyorum. Yoksa mide fesadı geçiricem zaten. Ama buraya da mutlaka gelin. İnsanlar çok tatlı, konuşkan, güleryüzlü ve çok kolay anlaşıyorsunuz. Ben zaten bir an kendimi İspanyolca biliyorum kıvamında hissettim. O kadar iyi beden dillerini kullanıyorlar yani.

Arkasından biraz kültürel etkinlik yapma zamanım geldi deyip ‘’Mueso Del Prado’’’ya gidiyorum. Bu müzede başta İspanyol ressamları olmak üzere çok ünlü İtalyan ve Flaman yapıtlar varmış. Elimde bu müzede mutlaka görülmesi gerekli eserlerin olduğu bir katalog olduğundan ona göre gezmeyi tercih ediyorum. Yoksa müze çok büyük ve bir günde biticek gibi değil. Yani anlayacağınız ben Valazquez’lar, Goya’lar, Rubens’ler, Raffaellolar arasında uçuşup duruyorum. Artık diğer ressamları ziyaret etmek de öbür gelişime borç kalsın. Nasılsa meydandaki ayı heykeliyle fotoğrafım var ya Madrid’e tekrar gelmeyi garantilemiş olmalıyım dimi ama…

[slideshow]

Neyse buradan çıkıp yandaki ‘’Parque del Retiro’’ parkına gidiyorum. Park çok büyük ve egzotik ağaçlarla dolu. Çok değişik görünümlü ağaçlarla fotoğraf çektiriyorum, onların dallarına uzanıp keyif yapıyorum. Arkasından parkın içindeki suni göle doğru ilerliyorum. Parktaki suni gölü çok güzel yapmışlar. Üzerinde isteyenler kayıkla gezebiliyor. Biran kayıkla gezmeyi düşündüysem de sonra vazgeçiyorum. Vee böylece o da Madrid’e tekrar gidince yapılacaklar listesine eklenmiş oluyor.

Parktan çıkıp ‘’Palacio Real’e” yani kraliyet sarayına doğru yöneliyorum. Bu arada yolda çantamın artık yanımda olmadığını fark ediyorum. Tabi bende büyük bir panik oluyor. Önce hırsızlık mı diye düşünüyorum ama olamaz kimse yanıma gelmedi çünkü. “Bu yorgunluk ve şaşkınlıkla kesin parkta ya fotoğraf çektiğim ağaçların arasında kaldı ya göl kenarında” diyorum… O kadar yolu söylene söylene geri gidiyorum. Pasaportu zaten tüm gezilerimde oda kasasına kilitlediğim için sorun yok ama fotoğraf makinesi ve cep telefonu çanta içinde. Ve ikisini de çok sevdiğim için hafif içim burkula parka geri yürüyorum. Ve göl kenarında gölü seyrettiğim çimlerin üzerinde çantamı beni bekler buluyorum. Hem çantamı hem içindekileri okşayıp, o kadar yolu taaa gerisin geri tekrar yürüyorum. Ne demişler akılsız başın cezasını ayaklar çeker. Tamamen doğru.

Kraliyet sarayına varınca saraydaki 50 odayı gezdiren bir tura katılıyorum. Taht odasını (tavan freskleri muazzamdı), yemek salonunu (15 konuğun rahatlıkla sığabileceği büyüklükteydi), kütüphaneyi, şunu bunu detaylı olarak görüyorum. Bu kadarı da bana yetiyor. Düşünün sarayda toplam 2000 oda var, zaten tamamını gezmek mümkün değil. Buradan da boğa güreşlerinin yapıldığı arenaya gidiyorum. Herhangi bir boğa güreşi gösterisini izlemek niyetinde değilim ama boş haliyle de olsa arenayı görmek istiyorum. İnsanların içindeki vahşiliğin, öldürme isteğinin nerden geldiğini düşünüp arenada şöyle bir tur atıyorum ve boğa güreşlerinin tamamen yasaklanmasını diliyorum içimden.

Sonra da şehrin diğer önemli meydanı ‘’Plaza Mayor’a” gidiyorum. Burası yine arena mantığında düzenlenmiş bir yer aslında. Ortası boş büyükçe bir alan, çevresi de üç dört katlı binalarla çevrelenmiş. Meydana bakan 400’den fazla pencere var. Eski zamanlarda halka açık infazların, boğa güreşlerinin yapıldığı bir alanmış burası. Çevredeki evlerin sahipleri bu ‘’gösterileri’’ izlemek isteyenlere evlerinin pencerelerini kiralarlarmış. Yine aklım insanın içindeki öldürme isteğine ve bunu seyretme merakına gidiyor. Bu konu üzerine  kafa yorup kesin bir yazı yazmalıyım diye düşünüyorum. İnsanın içindeki bu vahşilik, bu doymak bilmeyen saldırganlık nereden geliyor acaba biraz araştırmam lazım. Neyse konumuza dönelim tabi şimdi. Meydan cıvıl cıvıl, kafeler, jonglör gösterisi yapanlar, değişik kostüm giyenlerle (isterseniz onlarla fotoğraf çektirebiliyorsunuz) dolu.

Ben tabi yine kafelerden birine çöküp yemek yemeye başlıyorum. Önden sarımsak çorbası (sopa de ajo) alıyorum akasından da tatlı olarak ‘’chrro’’ denilen kızarmış hamur çubuğu alıyorum. Bunları çikolata sosuna batırıp keyifle yiyorum.

Ve yorgun argın otelime dönüyorum. Ertesi gün Toledo’ya geçme planım var. Bu da demek oluyor ki bir sonraki yazım Toleda’dan…

Sağlıcakla,