kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Temmuz 2012

Tanrı Daima Tebdil- i Kıyafet Gezer

Hayatını değiştirecek roman bu işte!
Bir düşünün. İntihar etmek üzeresiniz. Bir adam hayatınızı kurtarıyor, ama karşılığında sizinle bir anlaşma yapıyor. Bundan sonra o ne söylerse sorgusuz sualsiz yapacaksınız. Kendi iyiliğiniz için... Çaresiz, kabul ediyorsunuz ve hayatınızın iplerini tıpkı bir kukla gibi başkasının ellerine bırakıyorsunuz. Ve hayatınız eskisinden çok daha güzel oluyor. Yine de şüpheleriniz var: Bu adam aslında kim? Çevresindeki gizemli kişilerin sırrı ne? Sizden aslında ne istiyor?

Tanrı Daima Tebdil-i Kıyafet Gezer, kendi kendimize koyduğumuz engelleri, korkularımızı ve önyargılarımızı nasıl aşacağımızın, kaderimiz sandığımız mutsuz bir yaşamı, bizi mutluluğa götüren bir yolculuğa nasıl dönüştüreceğimizin hikâyesi.

"Laurent Gounelle bir mutluluk fabrikatörü... Eğer mutluluğun bir reçetesi varsa, Gounelle o reçeteyi biliyor olmalı."
Le Figaro

"Yeni Coelho."
L'Express

"İnsanın kendini arayışı ve başkasını anlaması hakkındaki bu benzersiz roman, kendine güven ve özgürlük üzerine işe yarar tavsiyeler veriyor."
France Soir

"Sürükleyici ve kolay okunan bir kitap. Hem iyi bir kişisel gelişim kitabı hem de güzel bir roman. Bayıldım!"
Critiques Libres

"Sonuna kadar gizemini koruyan, mizahi ve şiirsel bir roman."
L'est-éclair


Yazar:Laurent Gounelle
Çevirmen:Işık Ergüden

26 Temmuz 2012

Yüksek bilinç öğretilerinin verildiği Zen Dergahı' nda, öğretisi tamamlanmış birine törenle bir kitap armağan edilir



Doğu ülkelerinden birinde yüksek bilinç öğretilerinin verildiği Zen Dergahı' nda, öğretisi tamamlanmış birine törenle bir kitap armağan edilir. Kitabı alan kişi, sayfaları açar bakar ve yüzündeki şaşkınlık ifadesiyle çevresine, gördüğünden ötürü oluşan hayretini yansıtır.


Bu töreni izleyen yeni öğrencilerden biri kitabın bu kişide yarattığı şaşkınlıktan ötürü içindekini merak eder. Ancak, tüm ça...balarına karşın kitabın içindekilerini öğrenemez. Öğreti bitmeden, bu kitaba el sürmek olanağı olmadığını kendisine anlatırlar. Çaresiz dayanmış, öğretileri yutarcasına beynine katmaya, benimsemeye çabalamış dergahın yeni öğrencisi… Sonuçta beklediği gün gelip çatmış. Mezun olurken tören düzenlenmiş ve kendisine o kitabın bir eşi armağan olarak sunulmuştur.


Yıllardır, törende alacağı kitabın içindekileri merakla bekleyen bu öğrenci kitabı aldığı halde açmıyor her nedense artık içindekileri merak etme gereği duymuyormuş! Çünkü, öğrendiklerinin dışında yer yüzünde önemli hiçbir bilginin olmadığını düşünüyormuş.
Ancak, kitabı ona armağan eden hocası üsteleyince açıp bakmış… bakmış ki ne görsün; kitap, içinde ayna bulunan iki yapraktan ibaret!

Sayfalar arasında yazı yerine aynada kendisini görünce olanı kavramış öğrenci… meğerse, bunca yıldır öğrendiği yalnızca kendisiymiş.

Bu öyküde de anlatıldığı gibi insan bir evrendir, ne varsa kendindedir

15 Temmuz 2012

İlişkide Kartları Ne Zaman Masaya Koyuyoruz?

Geçen gün bir arkadaşımla buluştuk. “Ne yapalım, ne yapalım” diye konuşurken aklımıza Rumelihisarı’ndaki Lokma geldi. Ne de olsa bu yaz sıcağında püfür püfür esen ender noktalardan biri. Neyse sözü uzatmayayım masayı kahvaltılıklarla, sucuklu göz yumurtayla donatırken hemen yanımıza yirmili yaşlarda gencecik bir çift oturdu. Malum Hisar kalabalık, masaları paylaşmak ise adetten.

Biz kendi alemimizde takılırken ister istemez kızın gülüşleri ve verdiği cevaplar dikkatimizi çekmeye başladı. Ayyy inanmıyorum ben de pop severim. Ayyy inanmıyorum ben de balık ekmek severim. Ayyy inanmıyorum benim de en sevdiğim renk mavi. Tabi kız bütün bu ay inanmıyorum cevaplarını verirken saçıyla oynaması bir taraftan, kahkahaları öbür taraftan derken biz artık tamamen onlara odaklandık. Tabi yakışıklı delikanlımızda (adı Metin olsun) altta kalır mı onun da en sevdiği film, kitap, tatil yeri hep kızımızla (onun da adı Mine olsun) aynı çıktı.

Yani anlayacağınız Metin’le Mine birbirlerine her türlü zevk, huy ve alışkanlıklarının aynı olduğunu kanıtlama telaşındaydılar. Onlar çok sevdikleri tostlarını yiyip yanında bayıldıkları bol demli çaylarını içip arkasından da çok sevdikleri Boğaz yürüyüşü yapmak üzere Bebek’e doğru yollandılar.

Biz de farklı zevk, eğlence, huy ve tavırlar içinde olduğumuz arkadaşımla masada tekrar baş başa kaldık. Ya sahi dedik ilişkide kartlar ne zaman masaya konuyordu? Ne zaman şapkanın altındaki gerçek bizleri ortaya çıkarıyorduk? Şu karşımızdaki aman bizi beğensin, aman bizi sevsin isteğinin (baskısının) yarattığı karşımızdakine uygun kişilik yaratma telaşı ne zaman bitiyordu? Ne zaman kendimizi yavaş yavaş ortaya koyuyorduk?

Sanırım ilişki yerine oturunca, karşılıklı güven biraz palazlanmaya başlayınca oluyor da burada benim aklımı karıştıran şöyle bir durum var: Karşımıza tanıttığımız kişi gerçek biz değilsek hangi güven ortamından, hangi yerine oturmuş ilişkiden bahsetmek mümkün ki? Yukardaki örnekten gidersek Mine Mine olarak değil de Yeşim gibi davranarak ilişkisini oturtmaya beğenilmeye çalışıyor. E o zaman yerine oturttuğu ilişki Metin-Mine ilişkisi olmuyor ki. Başka bir ilişki oluyor. Sonra ilişkinin üzerinden geçiyor bir sene iki sene başlıyor sen çok değiştin konuşmaları. E tabi çok değiştin. Sen o yarattığın insan değildin ki zaten.

Arkadaşlarımdan çok duymuşluğum vardır “bu adam ilk çıktığımızda bana şiirler okur, güller getirirdi şimdi çok değişti”. Ayol adam değişmedi ki, o reklamlar bölümüydü şimdi kendisi oldu. Ya bunu paketler alırsın, ya da başka adamda yeni reklamları izlemeye devam edersin. Tabi sende kendi reklamını yapmaya devam edersin.

Merak ediyorum acaba ne zaman bir insanla tanıştığımızda hemen gerçek yüzümüzü ortaya çıkaracağız? İşte bu benim arkadaş iyisiyle, kötüsüyle paket bu artık rol yapmak yok diyeceğiz. Bak seninle tüm zevklerimiz, huylarımız uymuyor ama bu kötü bir şey değil. Sen biraz törpülenirsin, ben biraz törpülenirim sonunda ortak bir yol buluruz diyeceğiz.  Kendimize o kadar güvenimiz ve cesaretimiz var mı? Bilmiyorum, gerçekten bilemiyorum. Sanki daha vakit varmış gibi geliyor. Siz ne dersiniz?

Sağlıcakla,

16 Haziran 2012

30 olmadan okunması gereken 30 kitap...

30 olmadan okunması gereken 30 kitap...

“Genç olmak için çok yaşlı, yaşlı olmak için çok genç” olacağınız bir dönemdir 30’lu yaşlar. Bu yüzden 30’lu yaşlara çok iyi hazırlanmak, tecrübe ve bilgi yığınağı yapmak gerekir. Okumanın verdiği keyfi, eyleme döktüğünüzde sadece size değil etrafınıza da fayda verecek kitapları listeledik sizin için. Mutlaka birkaçını okumuşsunuzdur. Ama listenin tamamını merak etmiyor musunuz? İşte 30 olmadan okunması gereken 30 kitap…  Divinecaroline.com adlı site 30 yaşından önce okunması gerken 30 kitabı seçti.

’Bin Dokuz Yüz Seksen Dört’ – George Orwell Kitapta devlet-vatandaş ilişkisi ve uygulanan taktiklerin ele alındığı distopik bir dünya düzeni anlatılıyor. 1984, öngörüsüyle de edebiyat tarihinin en önemli kitapları arasında yer alıyor.

’Yüzüklerin Efendisi’ – J.R.R. Tolkien 20’nci yüzyılda yazılmış en iyi ve etkileyici kurgusal edebiyat örneklerinden biri olan ’Yüzüklerin Efendisi’ Tolkien’ın en ünlü eseri… Sinemaya da görkemli bir şekilde uyarlanan eser en büyük başyapıtlardan biri.

’Bülbülü Öldürmek’- Harper Lee Kitapta mahkeme tarafından ırza geçme suçuyla yargılanan siyah bir insanın savunmasını ve küçük bir kentte inanç ve vicdanla ilgili hükümlerin nasıl verildiği ele alınıyor.

’Çanlar Kimin İçin Çalıyor’ – Ernest Hemingway Kitapta, İspanya’daki iç savaç sırasında gerillalar arasında yer alan ABD’li bir profesörün savaşa bakışı ele alınıyor.

’Savaş ve Barış’ – Lev Tolstoy Napolyon döneminde Rusya ve Fransa arasındaki savaş, saraydaki yaşam ve yaşadıkları değişimleri anlatıyor. tolstoy2un en bilinen eserlerinden.

’İnsan Hakları’ – Thomas Paine Paine,

Edmunt Burke’ün ’Fransız Devrimi’ne Karşı Tepkiler’ kitabına tepki olarak yazdığı kitap ’İnsan Hakları’ teriminin muhtemelen ilk kez kullanıldığı eser olarak biliniyor.

’Toplum Sözleşmesi’ – Jean Jacques Rousseau Rousseau, kitabında bireyin özgürlüğünü zedelemeden ahlaksal erdemini yükseltecek bir toplum modelini öneriyor. ’Yüzyıllık Yalnızlık’ – Gabriel Garcia Marquez Nobel Ödülü alan kitapta Marquez, çocukluğunda kendisini etkileyen hayata dair herşeyi kültürel tarihle bir araya getirerek aktarmıştır. Yazıldığı günden şu ana kadar tartışılmaya devam eden

’Türlerin Kökeni’, doğal hayata toplumun bakışını değiştirmesinde belirleyici bir faktör oldu.

’Siddhartha’ – Hermann Hesse Kitap, hayatta elde edilen tecrübelerinin önemini vurguluyor.

’The Wisdom of the Desert’ ’Kıvılcım Anı’ – Malcolm Gladwell Gladwell, kitabında küçük bir düşüncenin, ya da üretim kavramının nasıl gelişerek büyük global-sosyal değişikliklere yol açtığını inceliyor.

’Söğüt Ağaçlarındaki Rüzgar’ – Kenneth Graham En başarılı çocuk kitaplarından birisi sayılan kitap hayatta küçük şeylerle memnun olmanın önemini serüvenli ve mistik öğelerle anlatıyor. Askeri strateji konusundan yazılmış en eski kitaplardan biri olan eser aynı zamanda ekonomik ve genel strateji konusunda en iyi yazılmış kitaplardan birisi…

’David Copperfield’ – Charles Dickens Dickens, romanda 1800’lü yıllarda İngiltere’nin ekonomik ve sosyal durumunu samimi bir dille anlatmış…

’Four Quartets’ – T.S. Eliot ’Madde 22’ – Joseph Heller Heller’in başyapıtı olan kitap, bir savaş romanı ancak savaşın gereksizliği, savaş döneminde acımasızlaşan iktidarları gözler önüne seriyor.

’Muhteşem Gatsby’ – F.Scott Fitzgerald İlk basımı 1925’te yapılan kitapta yazar 1920’lerdeki ekonomik durumu ve Birinci Dünya Savaşı’nı konu almıştır.

’Çavdar Tarlasında Çocuklar’ – J.D. Salinger Basıldığı dönemde müstehcen içeriğiyle dikkat çeken ve ABD’de yasaklanan kitapta bir çocuğun okuldan atılmasıyla yaşadığı olaylar anlatılıyor.

’Suç ve Ceza’ – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski Dostoyevski’nin yazdığı ikinci uzun roman olan kitap, çağdaşlaşma sürecindeki Rusya’yı ve öğrenci Raskalnikov’un yaşadıklarını anlatıyor. Sadece edebiyat tarihini değil, sinemayı, felsefeyi, popüler kültürü en fazla etkileyen eserlerden.

’Prens’ – Niccolo Machiavelli Rönesans dönemini etkileyen yapıt, yazarın politika hakkındaki incelemelerini içeriyor.

’Doğal Yaşam ve Başkaldırı’ – Henry David Thoreau Yazar, Walden Gölü kıyısına bir kulübe yaparak doğayı gözlemleyerek yaptığı incelemeleri, günlüğü kitaplaştırdı.

’Devlet’ – Platon Platon, eserinde ideal devletin nasıl olması gerektiği üzerine görüşlerini belirtiyor.

’Lolita’ – Vladimir Nabokov Romanda bir profesörün, ergenlik dönemindeki üvey kızına olan tutkusunu anlatıyor. Zamanında büyük tepki toplayan ve sansürlenen eser, Stanley Kubrick tarafından beyazperdeye de uyarlandı

’İş Bitirici’ David Allen İşletme danışmanı olan Allen, stressiz bir çalışma hayatının yolunu ve iş hayatında kişisel yaşamda verimliliğin artması için önerilerde bulunuyor.

’Dost Kazanma ve İnsanları Etkileme Sanatı’ – Dale Carneige İlk basımı 1937’de yapılan kitap, insanların kendilerini diğer insanlara sevdirebilmesi, fikir birliğine varma gibi konularda yol gösteriyor.

’Sineklerin Tanrısı’ – William Golding Nobel ödüllü William Golding’in romanında, insanın kökeninde olan vahşiliğe dikkat çekerek, ıssız bir adaya düşen gençlerin hikayesini anlatıyor.

’Gazap Üzümleri’ – John Steinbeck Eseriyle Pulitzer ödülü kazanan, Steinbeck romanında ABD’de yaşanan büyük bunalım dönemini anlatıyor. Kitap, sinemaya da John ford tarafından uyarlandı.

’Usta ile Margarita’ – Mihail Bulgakov Roman için 10 sene çalışmalarını sürdüren Bulgakov, fantastik bir kurguyla toplumsal eleştirilerini belirtmiş…

Kaynak : ntvmsnbc.com

1 Haziran 2012

İNSAN BEYNİNİ ETKİLEYEN 10 ROMAN

Bilim dünyası insan beynini farklı bir biçimde etkileyen on romanı belirledi. 

 

Edebiyatın‘iyileştirici’ niteliğinden yola çıkan bir grup bilim insanı, nitelikli romanların insan beynini geliştirip keskinleştirdiğini, sosyal bağları güçlendirerek kişiliği değiştirdiğini ve ilişki kurmayı kolaylaştırdığını belirledi.

Toronto Üniversitesi öğretim üyesi psikiyatr Keith Oatley ve Ingrid Wickelgren tarafından Scientific American’da yazılan makaleye göre, roman kahramanlarıyla özdeşleşmek, hem hayal dünyasını zenginleştiriyor, hem de sosyal bağları güçlendiriyor.

 

Nitelikli bir roman, bu etkileriyle insan beynini de keskinleştiriyor ve insan davranışlarına ilişkin bilgiler veriyor. İki bilim insanı, insan beynini en fazla geliştiren on romanı da tespit etmişler. Listede Tolstoy’un Anna Karenina veya Virginia Woolf’un Bayan Dalloway’ın yanı sıra Muhsin Hamid’in 2007 yılında yazdığı ‘The Reluctant Fundamentalist / Gönülsüz Köktendinci’ isimli romanı da yer alıyor.

 

  Listede yer alan romanlar şöyle;

 

1- Johann von Goethe / Genç Werther’in Acıları (1787)

2- Jane Austen / Aşk ve Gurur (1813)

3- Nathaniel Hawthorne / Kırmızı Leke 1850

4- Gustave Flaubert / Madam Bovary (1856)

5- George Eliot / Middlemarch (1870)

6- Leo Tolstoy / Anna Karenina (1877)

7- Virginia Woolf / Bayan Dalloway (1925)

8- Toni Morrison / Sevgili (1987)

9- J.M. Coetzee / Utanç (1999)

10- Muhsin Hamid / Gönülsüz Köktendinci (2007)