4 Nisan 2011

Endülüste Raks...



Zil, şal ve gül. Bu bahçede raksın bütün hızı...

Şevk akşamında Endülüs üç defa kırmızı...

Aşkın sihirli şarkısı yüzlerce dildedir.

İspanya neş'esiyle bu akşam bu zildedir.

Yelpaze çevrilir gibi birden dönüşleri,

İşveyle devriliş, saçılış, örtünüşleri...

Her rengi istemez gözümüz şimdi aldadır;

İspanya dalga dalga bu akşam bu şaldadır.

 Alnında halka halkadır aşüfte kâkülü,

Göğsünde yosma Gırnata'nın en güzel gülü...

Altın kadeh her elde, güneş her gönüldedir

 İspanya varlığıyla bu akşam bu güldedir.

Raks ortasında bir durup oynar, yürür gibi;

Bir baş çevirmesiyle bakar öldürür gibi...

Gül tenli, kor dudaklı, kömür gözlü, sürmeli...

Şeytan diyor ki, sarmalı, yüz kerre öpmeli...

Gözler kamaştıran şala, meftun eden güle,

 Her kalbi dolduran zile, her sineden: "Ole!"

Yahya Kemal BEYATLI

Neden buradayız...



Buraya iyi bir eş, iyi bir anne-baba, iyi bir çocuk, abi, abla olmak için gelmedik.. Buraya iyi bir çalışan, iyi bir arkadaş, iyi bir sevgili, iyi bir komşu vs...... olmak için de gelmedik.

Buraya sadece KENDİMİZ olmak, olabilmek için geldik. Bunu başardığımızda zaten HER ŞEY olacağız.. Hepimiz sonsuz BİR’liğin içinde, ama kendi zihnimizin içinde dönüp duran, duygularımızın yörüngesine asılı BİR dünyada yaşıyoruz. Yani hepimiz KENDİ dünyamızda yaşıyoruz. Ve o dünyada BİZ’den başka hiçbir şey yok.

Oyunu oynayabilmek için, dilediğimiz gibi görmeyi seçtiğimiz, dilediğimiz gibi roller verdiğimiz, başkaları dediğimiz, zihnimizde yarattığımız insanlar var. Benim dünyamda anne rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda yoldan geçen biri. Benim dünyamda baba rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda iyi bir dost. Benim dünyamda sevgili rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda nefret ettiğin biri. Benim dünyamda kardeş rolü verdiğim insan, belki senin dünyanda hiç var olmadı, tanımadın bile.

Yani zihinlerimiz de (dünyalarımız da) içi içe geçmiş durumda, ki zaten tek bir ZİHİN var. Yukarıdaki şekilde olduğu gibi, kendi yarattığımız dünyamız, yani zihnimiz, diğer dünyalarla, yani zihinlerle iç içe geçmiş durumda. Kimiyle çok yakın, kimiyle çok uzak.. Bazılarıyla kesişmiyor bile, örn. Amerika’da yaşayan Daniel adlı kişi, benim için hiç varolmadı, çünkü dünyamda yok. Eğer ben zihnimde, yani dünyamda onu yaratırsam, bir şekilde girecek dünyama. Ya da ortak zihine, ortak bilince, BİRLEŞİK ALAN’a ulaşmayı başarırsam varlığını bileceğim.

Ama bu KENDİMi BİLME bilinci şeklinde ortaya çıkacak, çünkü zaten BEN’den başka hiçbir şey olmadığını deneyimleyeceğim. Sonuç olarak şu an yaşadığın, içinde bulunduğun, ama aslında zihninin içinde bulunan dünyada SEN’den başka kimse yok.. Tek bir zihnin, özgür yaratıcısısın sen. Kendi yaratımlarına esir olma, dünyana bir bak, her ne varsa, kim varsa sen yarattın. Seni engelleyenleri de, seni destekleyenleri de, sevdiklerini de, sevmediklerini de.. Ve hepsi, her şey, tüm yaratımların, sadece KENDİN OLABİLMEK içindi. Şimdi bir daha bak zihnine, yani etrafına, dünyana.. Bunu engelleyen her ne varsa şimdi değiştirme vaktidir. Ama oyunu böyle oynamak daha eğlenceli benim için hala diyorsan, sen bilirsin..

Ben de kendi kendime yazıyordum zaten :))

2 Nisan 2011

Ne düşünür... Ne söyleriz...

düşünce balonu

Düşündüğünüz

Söylemek istediğiniz

 Söylediğinizi sandığınız

Söylediğiniz

Karşınızdakinin duymak istediği ...

Duyduğu

Anlamak istediği

Anladığını sandığı

Anladığı arasında farklar vardır.

 Dolayısıyla insanların birbirini yanlış anlaması için en az 9 ihtimal vardır. (Slyviane Herpin)

1 Nisan 2011

Sevmeyi kim bilir...



(…) Siz sevemezsiniz adaşım, siz şehirde yaşayanlar ve köyde yaşayanlar; birisine itaat eden, birisine emredenler; siz birbirinden korkan ve birbirini tehdit edenler… Siz sevemezsiniz. Sevmeyi yalnız bizler biliriz… Bizler: Batı rüzgârı kadar serbest dolaşan ve kendinde güvenen biz çingeneler.’

(Sabahattin Ali’nin Değirmen adlı öyküsünden)

Bahar Yorgunluğu Çöktü...

Zakir Hussain & John McLaughlin - Lotus Feet!

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=TOR0VxDo6sk&w=480&h=390]

Orhan Veli - Istanbul'u Dinliyorum...

[youtube http://www.youtube.com/watch?v=fJZ__-5Ucf8&w=480&h=390]

Iyi Haberlerin Muhabiri Olun...


iyi haberlerin muhabiri olun
Bu kadar olumsuzluk yeter. Ona ihtiyaciniz yok! Onu ilan edip duyurmaya da ihtiyaciniz yok. Olumsuzluklari birakin artik. Kotu haberleri paylasmanin nesi iyi olabilir? Bunu yaparak ne kazanirsiniz? Belki biraz rahatlama. Ne verirsiniz? Kendisinin de rahatlamaya ihtiyaci olan birisine aci ve kaygi. Dolayisiyla da rahatlama ihtiyacini es gecmis olursunuz.Dunyada zaten yeterince negativite yok mudur? Onu yaymaniza ne gerek vardir o halde? Bu, inkar etmek degildir. Hickimse hicbir seyi inkar etmiyor. Birakin negativitenin orumcek aglarini baskalari yine baskalari icin orsunler; tabii eger illa ki buna mecburlarsa. Fakat siz buna mecbur degilsiniz. Siz degilsiniz. Birakin dunyadaki kotu haberlerin dedikodusunu baskalari yapsin, siz degil.Bunun bir sonunun olmasi gerekiyor.

Artik negativiteyi yaymamanizi istiyorum sizden.

Uzun zaman once size, gazetelerden ve televizyondan uzak durmanizi soylemistim. Negativiteyle yukludur onlar. Gazetelerin sattigi budur. Televizyon programlari ve reklamlar tehlike uyarilari ile doludur. Hastaliktan korkarsiniz, islenen suclardan, savaslardan korkarsiniz ve onlara odaklanmaya devam edersiniz. Zihninizi olumsuzluklardan uzaklastirin. Bu cukurun disina cikin aziz cocuklarim, hastanelerden ya da savas alanlarindan cikin.

Eger patronunuz sizi incitiyorsa, bunu is arkadaslariniza detayli olarak anlatmaniz gerekiyor mu gercekten?

Eger, aslinda ogretmenlik yapmamasi gereken bir ogretmeniniz varsa, surekli bu ogretmen hakkinda konusmaya mecbur musunuz? Bu sikintiya arkadaslarinizi ortak etmeye mecbur musunuz? Belki de hos bir iltifatla ogretmeninizi sasirtabilirsiniz. Bu yaklasiminiz ogretmen icin bir fark yaratir veya yaratmaz. Fakat herhalukarda sizin ruh halinizde bir degisim yapar.

Eger gununuz kotu gittiyse, herkes bunu bilmeye mecbur mudur?
Eger kendinizi ofkeli hissediyorsaniz bunu gostermek zorunda misiniz, neden boyle oldugunuzu anlatmak zorunda misiniz?

Gecmisinizdeki mutsuzluklardan ya da benzer seylerden kac kez bahsedebilirsiniz? Sikintinizi bir kez ifade edin ve meseleyi orada birakin. Onu canli tutmayin. Onu yinelemeyin, bir kez daha ondan bahsetmeyin. Zumrud-u Anka (*) gibi olun ve kullerinizden dogun.

Mazinin disina cikin dedigimde ne kastettigimi dusunuyorsunuz? Kafanizi salliyor ve "Evet, bu dogru. Haydi tum gecmisi arkada birakalim" diyorsunuz. Hemen sonra da bir takim talihsiz haberlerin uzerine atliyor ve gecmis izdiraplarin atesini koruklemis oluyorsunuz. Bir dakika oncesi de mazidir.

Dunyanin vibrasyonunu yukseltmek icin burada bulundugunuzu unutmayin. Bu vibrasyonu en yukseklere cikarin. Mutsuz dusunce cukurlarindan disari cikin. Felaket tellalligi yapmayin. Kotu haberleri nakletmeniz ya da tekrar etmeniz gerekli degildir. Bunu sizin icin yapanlardan yeterince vardir. Bunu yapmalari gerektigini dusunebilir onlar, fakat sizin icin oyle olmadigini bilirsiniz. Size bir Pollyanna olmanizi soylemiyorum Ben. Soyleyecek iyi bir seyleriniz olmadigi zaman dilinizi tutmanizi soyluyorum size. Hayattaki pozisyonunuzu degistirin. Hayattaki misyonunuz izdirap dolu haberleri oradan oraya nakledip herkesi haberdar etmek degildir. Bu tavir, biraz da dedikoducu bir yaklasimi cagristirmaktadir aslinda.

Iyi haberlerin muhabiri olun. Mucizeleri duyurun. Yeryuzundeki insanlarin engin iyiligini duyurun. Insanlarin kurdugu dostluklari duyurun. Kahramanlari haber yapin. Nezaketi haber yapin. Guzel hikayeler anlatin aziz cocuklarim. Dostluktan bahsedin. Karsiliksiz iyiliklerden bahsedin. Yuzunuze bile bakmayanlardan degil, size selam veren yabancilardan bahsedin. Hayallerinizi anlatin. Gokkusagina isaret edin. Konustugunuz insanlarin ufkunu genisletin. Kendi ufkunuzu genisletin.


31 Mart 2011

esas mesele dostun başarısına sevinebilmek...

sevinç resimleri

"Dostun üzüntüsüne acı duyabilirsin, bu kolaydır; ama dostun başarısına sevinebilmek, sağlam bir karakter gerektirir." Oscar Wilde

Güveçte pastırmalı kurufasulye...

Guvecte_pastirmali_kurufasulye

Malzemeler:

  • 2 su bardağı kurufasulye

  • 2 soğan

  • 2 diş sarımsak

  • 2 yemek kaşığı zeytinyağı

  • 5 sivribiber

  • 2 yemek kaşığı domates salçası

  • 4-5 domates

  • kaynar su

  • tuz

  • 5-10 dilim pastırma


Hazırlanması:

  1. Kuru fasulyeleri akşamdan veya ertesi gün sabah erken saatlerden tencereye koyup yıkayın. Üzerini 4-5 parmak geçecek kadar soğuk su koyun. tencereyi ocağa koyup 1 taşım kaynatın. altını kapatıp 6-7 saat bekletin. Bu süreden sonra tencereyi tekrar ocağa alıp kısık ateşte kendi suyunda fasulyeler yumuşayana kadar pişirin. (suyu az gelirse kaynamış su ekleyin.)

  2. Soğanı ve sarımsağı yemeklik doğrayıp zeytinyağı ile soğanlar pembeleşene kadar güveç tenceresinde kavurun. İrice doğranmış biberleri katın. Salçayı ekleyip bir süre daha kavurun. Domatesleri küp küp doğrayıp tencereye ilave edin.

  3. Tencereye biraz kaynar su ekleyip (yoğun bir çorba kıvamında olacak kadar) fasulyeleri ilave edin. (Fasulyeleri ekledikten sonra isterseniz biraz daha su ekleyebilirsiniz.)

  4. Su kaynayınca minik minik doğranmış pastırmaları ve tuzu ekleyin. Tencerenin ağzını 2 kat folyo ile kaplayın. Önceden ısınmış 250 derece fırında 5 dakika pişirin, daha sonra ısıyı 200'e düşürüp pişirmeye 15 dakika daha devam edin.

bi sabah da öperek uyandır...

mutluluk...

29 Mart 2011

Bence sürü psikolojisi diye bir şey yok. - Bence de yok. - Bence de. - Bence de. -Bizce de.



Bence sürü psikolojisi diye bir şey yok. - Bence de yok. - Bence de. - Bence de. - Bizce de. - Tamam varmış. Şimdi dağılalım.